BirGün Gazetesi
Bu yıl ilk kez düzenlenecek Edirne Bienali, “Köprüler” temasıyla 21 Mayıs-28 Haziran 2026 tarihleri arasında ilk kez gerçekleşecek. Açılış tarihinin Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 21 Mayıs Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’ne denk gelmesi, bienalin kapsayıcı ve çok katmanlı yapısını güçlendiren bir unsur olarak öne çıkıyor. Bu tarihten itibaren Edirne, sanatın yalnızca sergilendiği değil; birlikte düşünüldüğü bir platforma dönüşüyor. Didem Çapa’nın koordinasyonunda; Atilla Güllü, Coşar Kulaksız, Fırat Arapoğlu, Görkem Kızılkayak, Gu Zhenqing, İsmail Erim Gülaçtı, Irina Batkova ve Songül Güneş Gültekin’den oluşan küratör ekibi, bienali sabit bir sergi düzeninin ötesine taşıyarak disiplinlerarası bir karşılaşma alanına dönüştürüyor. Bu yapı; sergiler, performanslar, söyleşiler ve atölyeler aracılığıyla sanatçıları, akademisyenleri ve izleyicileri aynı düşünsel zeminde buluşturuyor. Bienal, yalnızca izlenen değil; deneyimlenen ve tartışılan bir süreç olarak kurgulanıyor. 24 ÜLKEDEN 200 SANATÇI 24 ülkeden 200 sanatçının yer alacağı bienal, uluslararası ölçekte önemli isimlerle genç üreticileri hiyerarşiden arınmış bir düzlemde buluşturuyor. Fotoğraf, yeni medya, heykel, performans ve yapay zekâ gibi farklı disiplinlerden sanatçılar; hafıza, kimlik, teknoloji, ekoloji ve toplumsal dönüşüm gibi güncel meseleleri çok katmanlı bir yaklaşımla ele alıyor. Bu çeşitlilik, bienalin “köprü” kavramını yalnızca mekânsal değil; kuşaklar ve üretim biçimleri arasında kurulan bir ilişki olarak da ele aldığını ortaya koyuyor. KAMUSAL ALAN DENEYİM PLATFORMUNA DÖNÜŞÜYOR Bienal mekânları, kentin tarihî yapılarında odaklanıyor. Selimiye Camii ve Külliyesi, bienalin en güçlü duraklarından biri olarak öne çıkarken; geçmiş ile bugün arasında kurulan ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor. Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı ve Ali Paşa Çarşısı, geçmişte olduğu gibi bugün de karşılaşmaların mekânı olarak işlev görmeye devam ediyor. Bienal kapsamında bu alanlar, sanatçıların ve fikirlerin kesiştiği çağdaş bir dolaşım ağına dönüşüyor. Karaağaç Gar Binası ve çevresi, bir zamanlar yolculukların ve ayrılıkların mekânıyken; bugün sanatın yeni geçiş alanlarından biri olarak yeniden anlam kazanıyor. Eski endüstriyel yapılar ise üretim, dönüşüm ve bellek kavramlarını çağdaş sanatın diliyle yeniden tartışmaya açıyor. II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, geçmişte şifa dağıtan bir merkezken; bienal kapsamında zihinsel ve duygusal deneyimlerin sorgulandığı bir alana dönüşüyor. Makedon Kulesi ve Tarihi Gümrük Karakolu gibi yapılar ise Edirne’nin sınır kenti kimliğini görünür kılarak sınır, kimlik ve göç gibi kavramları güncel tartışmalarla buluşturuyor. Meriç ve Tunca nehirleri üzerindeki tarihi köprüler, bienalin kavramsal merkezini oluşturan “köprü” fikrinin en somut karşılıklarını oluşturuyor. Bu yapılar, yalnızca iki noktayı değil; geçmiş ile bugünü, doğa ile insanı ve yerel ile evrenseli birbirine bağlıyor. Sarayiçi Er Meydanı’ndan açık alanlara yayılan projelere kadar bienal, şehrin gündelik yaşamını sanatla iç içe geçiriyor. İzleyici, planlı bir sergi gezisinin ötesine geçerek beklenmedik karşılaşmaların parçası haline geliyor.
Go to News Site