Collector
Depremelere hazırlıklı olmak | Collector
Depremelere  hazırlıklı olmak
BirGün Gündem

Depremelere hazırlıklı olmak

Erhan İÇÖZ*/Coşkun SARI** Bugün ne Kahramanmaraş ne de Gölcük depreminin yıldönümü. Böyle bir günde deprem ile ilgili bir yazı yazmak çok ilgi çekmeyebilir. Ancak, asıl böyle sakin bir zamanda konu gündeme getirilmeli ki onca yazı, etkinlik, demeç vb. arasında bu yaşamsal konu gözden kaçmasın. Yıllar önce Türkiye Jeofizikçiler Birliğinin Teknik Kurultayındaki Sloganı “DEPREMDE ÖLMEK KADER DEĞİLDİR” idi. Evet, depremde ölmek kader değil, büyük ihmallerin sonucudur. Deprem sonrasına hazırlanmak elbette gerekli ama asıl olan deprem öncesine odaklanıp can ve mal kayıplarının en aza indirgenmesi için gerekenlerin zaman yitirilmeden yapılmasıdır. Bizler, ne yazık ki depremlerin yıldönümlerinde üzüntümüzü, yasımızı dile getirmekten başka bir şey yapamıyoruz. Bizi yönetenler ise her depremden sonra olduğu gibi, depremin bir takdir-i ilahi olduğunu, yaraların en kısa zamanda sarılacağını söylemeye devam ediyorlar. Peki sayın yetkililer, depremlerden önce neredeydiniz? Bilim insanlarının onca uyarılarına neden kulak tıkadınız? Eğer gerekli önlemler alınırsa, depremlerde bunca can kaybı, bunca yıkım olmaz, tıpkı başka deprem ülkelerinde olduğu gibi depremleri çok küçük hasarlarla ve can kaybı olmaksızın atlatırdık. Bir depremde yıkımların en büyük nedeni yapı-yer uyumsuzluğudur. Zeminin yapısını jeofizik ve jeoloji mühendisleri tanımlarken, inşaat mühendisleri yapıyı buna uygun olarak tasarlayarak uyguladıklarında, güvenli mühendislik yapıları (binalar, konutlar vb.)  inşa edilecek, depremler önemsenmeyecek ya da çok az zararlarla atlatılacaktır. Bu nedenle, öncelikle meslekler arası işbirliğinin ve dayanışmanın sağlanması büyük önem taşımaktadır. Kentsel planlama ve yapı projelerinin istenilen düzeyde olması, ancak kamu adına görev yapan meslek odalarının denetimi ile sağlanabilir. Meslek disiplinleri arasındaki sürtüşme ve kısır çekişmeler deprem öncesinde hazırlıklı olmanın önünde önemli bir engel oluşturmaktadır. Oysa, gerçekleştirilecek meslekler arası işbirlikleri ve eş güdüm ile deprem ve diğer doğal afetlerin etkileri olabildiğince en aza indirilebilir. Özellikle, inşaat, jeofizik ve jeoloji mühendisliğinden oluşan üç meslek disiplini, deprem zararlarının en aza indirgenebilmesi için yapılması gereken her konuda çok sıkı bir işbirliği ve bilgi paylaşımı içerisinde olmalıdır. Burada sorumluluk büyük oranda meslek odalarına düşmektedir. Serbest çalışan meslektaşlarının baskılarını göğüsleyip iş ve güç birliğini sağlamak üzere ortak çalışma yapmalıdırlar. Bu amaçla, meslektaşlarına yönelik ortak çalıştaylar, bilimsel toplantılar vb. düzenlemeleri büyük bir gerekliliktir. Bu etkinliklere, yerel ve merkezi yönetimlerin de katılmaları sağlanmalı ya da onlara yönelik sonuç bildirgeleriyle yol gösterilmelidir. Deprem güvenli yapı/yapılaşma için çözüm aslında çok basittir. Yerbilimleri mühendisleri (jeoloji ve jeofizik) statik ve dinamik zemin yapısını birlikte araştırarak proje mühendisine sunmalı, proje mühendisleri bu verilere uygun projelendirme yapmalı ve inşa edilecek yapılar tüm bu verilere titizlikle uyularak ve gerekli denetimler eşliğinde gerçekleştirilmelidir. Kent planlaması, şehir plancıları tarafından ve diğer mühendislik disiplinlerinin bilimsel verilerine göre gerçekleştirilmelidir. Bu gerçeklik hepimiz tarafından bilmesine karşın, ne yazık ki bir kısım mühendislerimiz için meslek şovenizmi ağır basmaktadır. Bunun sonucu olarak, uygun koşullarda projelendirilmemiş, gerekli denetimlerden geçmeden inşa edilen yüzbinlerce binanın yıkılarak on binlerce canın yitirilmesi acı bir gerçek olarak yüzümüze vurmaktadır. Yaşanan ekonomik kayıplarımız da işin bir başka boyutunu oluşturmaktadır. 1999 depremleri sonrası, yapıların daha güvenli olmasının yukarıdaki açıklamamız çerçevesinde düşünen dönemin iktidarı tarafından inşa edilecek her yeni yapı için zemin araştırma çalışması yapılması koşulu getirilmişti. Buna göre, zemin araştırma çalışmaları; jeofizik ve jeoloji mühendislerince yapılıyor ve kamusal görev yapan ilgili mühendis odaları tarafından denetleniyor, zemin yapısına uygun bina/lar yapılması sağlanıyordu. Ancak, müteahhitlerin çoğu, tekniğine uygun yapılan yapıların daha pahalıya mal olduğu yakınmaları nedeniyle ilgili mühendis odalarının denetimine karşı çıktılar. Bunun sonucunda, mühendis odalarının denetim yetkisi hükümet tarafından kaldırıldı. Hatta, yerel yönetimlerin meslek odası denetimini istemesine de yasak getirildi. Denetim yetkisi, kendisi de inşaat şirketleri olan yapı denetim şirketlerine verildi. Depremlerdeki can kayıplarına karşın yeni inşa edilen deprem konutlarının yapım işinin iktidar tarafından bölgedeki yıkılan bazı binaları da yapmış olan aynı müteahhitlere verilmiş olduğu bilgisi basında yer almaktadır. Bu deprem konutlarının bazıları için zemin etüdü bile yapılmadığı da iddia edilmektedir. Bu ve benzeri bilgiler gelecek depremlerdeki can ve mal kayıplarına davetiye çıkarmaktadır. Prof. Dr. Haluk Eyidoğan (Sismoloji alanında uzman Jeofizik Profesörü) son yazısında: “ Üniversitelerimizdeki ve ilgili kurumlarımızdaki değerli uzmanların çabalarıyla bina–deprem yönetmeliğinin değiştirilmesi sorunu çözecek mi? Belki kısmen evet, ama yetmeyecek…. Yeni deprem yönetmeliği çıkarmak tek başına sorunları çözmüyor. O yasa ve yönetmeliklerin koyduğu kuralların ödünsüz ve liyakatle uygulandığı, mesleki sorumluluğun üstlenildiği, hesap verilebilirliğin işlediği, yapı denetim ve imar mevzuatındaki eksikliklerin giderildiği, yetkin mühendislik ve yapı müteahhitliği yasalarının çıkarıldığı ve deprem dayanıklılık ile ilgili garanti ve sigorta düzeninin tesis edildiği bütüncül bir afet risk azaltma düzeni kuramadığımız sürece kayıplar azalmayacaktır .” diyerek konunun önemini vurgulamıştır. Gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde inşaat rantının ve çarklarının dönmesi için “ölümler ve yıkımlar” yani kayıplar, kapitalist ekonomi modelinin besleyici ana motor gücü olarak başat rol oynadığından, bu durumun görülmesi istenmemektedir. Bu nedenle depremde ölmek kader değil, sınıfsaldır. Depremlerde genel olarak varsıllar değil, yoksular yaşamını yitirirler. Depremler, bazı şirketler için birer rant kapısıdır ve belki de bu yüzden yapıların yıkılmasına ve can kayıplarına aldırmaksızın hep inşaat sektörü lehine yasalar çıkarılmakta, denetimler kaldırılmaktadır. Bunun gerekçesi de, “yapılar yıkılacak ki yenileri yapılabilsin” düşüncesi ile bir yanlış olarak ekonominin lokomotifi sayılan inşaat sektörünün sürekli desteklenebilmesidir. Bu sorunun kaynağı da ekonomik olup, gücü elinde bulunduranın gücünü, güçsüzler lehine değil, yaşanacağını bildiği kötü sonuçları itibariyle güçlülerin kar hırsına kurban edecektir. Bu nedenle, depremde ölmek kader değil, yönetenlerin bilinçli bir eylem hazırlığıdır. Merkezi ve yerel iktidarların bu konuda üzerine düşen sorumlulukları günümüz Türkiye’sinde birbirlerine pasladıkları ve yerelin gücünü de ellerini kollarını bağlayarak kilitlediği bir durumda, aynı Hatay örneğinde olduğu gibi muhtaçlık ilişkisiyle kontrol altına almaktadır. Yapılması gerekli olan fakat istismara açık olan bir konu da kentsel dönüşüm konusudur. Kentsel dönüşüm, bir plan dahilinde, ranta kurban edilmeden ve kamusal denetimle yürütülmelidir. Öncelik, bilim insanlarının sismik boşluk olarak tanımladığı bölgelere ve bu bölgelerde oluşacak depremlerden etkilenecek yerlere verilmelidir. Afetlerin yerelden yönetilmesi ve toplumun eğitilmesi ve bilgilendirilmesi öncelik olmalıdır. Yerel kavramı mümkün olduğu kadar mikro ölçeğe indirgenmelidir. Bu amaçla, mahalle birimleri oluşturulmalı, deprem öncesi, deprem sırası ve deprem sonrası için etkin eğitimler verilmelidir. Bir yapının iskeleti olarak isimlendirebileceğimiz donatı sisteminin ve beton kalitesinin deprem güvenli olup olmadığı, yapı radarı tekniği ile hasarsız olarak gerçekleştirilebilmektedir. Özellikle, apartman yöneticileri apartmanlarının zemin-yapı ilişkisi ölçümlerini de yaptırmalı, sorun varsa konunun uzmanı mühendislerce önerilen gerekli önlemleri almalı, sorun yoksa güven içerisinde yaşanmalıdır. Şu an, ülkemizde her an, her hangi bir alanda Mw:7.0 ve üzeri bir deprem meydana gelirse, yerleşim alanlarının yoğunluğu ve yapı stokunun durumuna göre yine on binlerce yurttaşın hatta Marmara Denizi içinde meydana gelecek bir depremde yüzbinlerce insanın hayatını kaybedeceği bir durum söz konusudur. O nedenle, bin yılın afeti yaşanmadan önce merkezi ve yerel iktidarların, üzerlerine düşen sorumluluklarını bir an önce yerine getirmeleri gerekmektedir. “Kısa zamanda yaraları saracağız” açıklamaları, fırsatçıların deprem yardımlarını çalmaları ve hiç değişmeyen depremzede çaresizliği yaşanmasının önüne geçilmelidir… Her deprem sonrası yaşanan yetki kargaşası, bilgisiz olduğu için bilinçsiz vatandaşların kolayca av olmaları hep bildiğimiz gerçeklerdir. Her deprem, inşaat sektörüne (müteahhitler, mühendisler, inşaat malzemecileri vb.) büyük bir kazanç kapısı oluşturmaktadır. Tüm bunların temel nedeni ise depremlere bir türlü hazırlıklı olun(a)maması. Deprem bilimi ile ilgisi olmayan, çoğu rant peşinde olan bazı bilim insanlarının medyada sürekli deprem büyüklüğünü tartışmasının vatandaşa yararı olmadığı gibi, gereksiz korku ya da rahatlamalara neden olmaktadır. Merkezi ve yerel yönetimlerin konuyu umursamazlığı, günü kurtarma amaçlı yaklaşımları ise hiç şüphesiz bir sonraki depremde büyük can ve mal kayıplarıyla karşımıza çıkacaktır. Her deprem sonrasında olduğu gibi 6 Şubat depremlerinden sonra da bizi yönetenlerce depremin bir takdir-i ilahi olduğu, yaraların en kısa zamanda sarılacağı, depremzedelerin mağdur edilmeyeceği söylendi. Devletin ve yerel yönetimlerin üzerine düşen görev gereği, depremzedeler mağdur edilmemelidir. Ama asıl olan depremde ölümlerin-yıkımların önüne geçmek, en aza indirebilmektir. Bu nedenle, deprem yönetmeliği, TMMOB öncülüğünde revize edilerek düzenlenmeli, deprem yönetmeliğine mutlaka kamusal denetim koşulu getirilmelidir. Yerel yönetimlerin teknik eleman kadroları zenginleştirilmeli ve sık sık meslek içi eğitimlerle bilgi düzeyi seviyesi yükseltilmelidir. Yapı denetimleri, yer bilimleri aşamasından başlayarak inşaat tamamlanıncaya kadar tüm aşamalarda bilgi seviyeleri yükseltilmiş teknik elemanlarca gerçekleştirilmelidir. Etkin ve yetkin bir denetim şarttır ve mutlaka kamusal olmalıdır. *Jeofizik Y. Mühendisi **Emekli Jeofizik Profesörü

Go to News Site