BirGün Gazetesi
Konuk yazarlar: Lütfi TÜRKAY - Sevinç ÇAKMAK Bir garip derviş havasında, hafif kırçıllı, uzun saçları ve sakalıyla bir Ege çocuğu… Midillili… Mandamadoslu… İnsan dostu bir adam: Yannis Karanikolas. Kaç yıl oldu… Midilli’den getirdiğin kalamata zeytin fidanına gümrükte “sakal verdim” dediğin zaman… Dün gibi aklımda. Diktim, bir sürü zeytini oldu. Fidanlara aşı yaptık, kaç kalamata ağacı oldu… Kaç yıl oldu görüşmeyeli, kaç? Yannis Karanikolas - Midilli Ah Yannis… İnsan kalbi bunca kötülüğe dayanmamalı. Güzelbahçe’de içtiğimiz rakı… Lesvos’ta içtiğimiz uzo… Sen bana uzo getirirdin, ben sana “Sarı Zeybek” rakı verirdim. Bir gün “Ne demek bu?” demiştin. “Atatürk’ün lakabı” demiştim. Senin Türkçen “lakabı” anlamamıştı. Anlamaya çalışırken yüzündeki o ifade hâlâ gözümün önünde. Ah Yannis… Ne maillerime ne de mesajlarıma yanıt alamayınca atlayıp gitmiştim Midilli’ye. Doğru Mandamados’taki evinin önüne… Çünkü, çünkü sana son bir borcum vardı. En son üç yıl önce Lesvos’ta, Octopus’ta masa hesabını sen ödemiştin. Üstelik öyle kibar, öyle nazikçe söylemiştin ki: “Lütfen bu hesabı benim ödememe izin ver. Sen burada benim misafirimsin.” Kalakalmıştım, kalkamamıştım. Biliyorum, sen İzmir aşığıydın. Bir keresinde Kemeraltı’nda şöyle demiştin: “Benim üç yerim var. Bir doğduğum yer Mandamados, iki doyduğum kent Paris, üç dostlarımın kenti İzmir.” Geçen hafta yine Mandamados’taki evinin önündeydim. Daha önceden tanıdığım kuzenin Anna’yı buldum… Ve o kötü haberi ondan öğrendim. İki buçuk yıl önce kalbimize gömülmüşsün… O acıyla duramadım. Koştum… Ama yetişemedim. Oysa en son Lesvos’taki yemekte eşime söylemiştin: “Bir karın ağrısı var, Paris’te kontrole gideceğim. Sonra İzmir’e geleceğim. Sizleri çok özledim… Karşı kıyıyı çok özledim.” Ah Yannis… Kaç yıl oldu tanışalı? Sen İzmir’e TÖMER’e gelmiştin Türkçe öğrenmek için. Kemeraltı’nda karşılaştık. Çat pat Türkçenle yeşil yazan pilot kalem arıyordun. Birlikte bulduk o kalemi. “Ne kadar?” demiştin. Daha adını bile bilmiyordum. Ama nereli olduğunu anlamıştım. Yine de sordum: “Nerelisin?” “Midilli’denim” demiştin. “Ooo… Yunanlı! Senin borcun yok” demiştim. “Ama neden?” demiştin. “Benim bir Yunan’a borcum vardı, ödeştik” dedim. “Nasıl yani?” diye sormuştun. Anlatmıştım uzun uzun: “Paris’te Latin Mahallesi’nde, Türkçesi ‘Muhtarın Yeri’ olan bir Rum meyhanesinde, İstanbullu bir Rum olan işletmeci bizim Türk olduğumuzu öğrenince hepimize birer kadeh uzo ikram etmişti. İşte Yannis… Hikâye bu. Ben borcumu ödedim.” Sonra üstüne birer kahve içmiştik… Ne kadar tertemiz, pırıl pırıl bir dostluktu bu… Şimdi bunları yazarken içim yanıyor. Kendimi zor tutuyorum. Oysa sen Paris’te hastanede öğrenmiştin mide kanseri olduğunu… Ve zamanın daraldığını. Anna anlattı… Yıldız olmadan önce kız kardeşinle Mandamados’a gelip topluca eğlenmişsiniz. Tam sana göre bir veda… Ağlayarak değil, gülerek… İnsanı anılar yaşatır. Yaşanan hayat bir gün yaprak olur, bulut olur, neşe olur, hüzün olur… Ve geri döner. Sen iyi bir insandın. Ayrıca iyi bir fotoğraf sanatçısıydın. Ebru sanatına bile bulaşmıştın bir süre. Bir gün TRT belgeseli izlerken senin ebru üzerine çekilmiş belgeselini gördüm… Teknolojiyle aran yoktu. “Bana uzak” diyordun. Bu yüzden ne cep telefonun vardı ne de sabit bir hattın. Bir e-mail adresin ve bir Fransız numaran… Kaç kere yazdım, kaç kere aradım, hatırlamıyorum. Ah Yannis… Bir gün eşim, kızım ve ben turla Midilli’ye gelmiştik. Ertesi akşam otele gelip beni almıştın. Eşime de “Lütfi’yi buraya tekrar getireceğim” demiştin. Arabanla beni Midilli’nin en yüksek yerlerinden birine çıkardın. Yol gittikçe daralıyordu. “Buralar Midilli’nin gerçek yüzü” demiştin. “Ağaç altındaki o yarı çıplak insanlar lağım işçileri… Ellerindeki tek uzoyu mezesiz içip evlerine giderler. Her şey sizin gördüğünüz gibi değil.” Sonra bir meyhaneye oturmuş, bütün siparişi sen vermiştin. Zaman su gibi akıp gitmişti. “Bak…” demiştin, “Şu karşıdaki ışıl ışıl yer Dikili… Ne kadar güzel, değil mi?” Ah Yannis… Seni Mandamados’ta kime sorduysak “Benim de arkadaşımdı” dedi. Genci de yaşlısı da… Ah Yannis… Güzel kalpli dostum… Seni unutmak ne mümkün? Hayatın her alanında birlikte güzel anılarımız oldu. Ve artık ben de o anıların peşinden Midilli’ye daha sık gitmeye karar verdim.
Go to News Site