Collector
O mührü Süleyman’a kim verdi? | Collector
O mührü Süleyman’a kim verdi?
soL Haber

O mührü Süleyman’a kim verdi?

“Süleyman sizsiniz! Mühür sizdedir!” DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan AKP Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a barış için adım atma çağrısını işte bu cümlelerle yaptı. Barış sürecinin görünürdeki Süleyman’ı kararlıydı ama mühür onda değildi. Mührün sahibi ise ayak sürüyordu. Mühürsüz barış sürecinin özetidir. “Mühr-ü Süleyman”, Davut yıldızı, halen İsrail bayrağında dalgalanmaya devam ediyor. Peygamber Süleyman bu mührün gücü sayesinde cinlere ve sair varlıklara hükmedermiş, rivayet böyle. Cinler tarafından çalınınca mühürsüz Süleyman’ın hükmedecek gücü kalmamış, haliyle ortalık biraz karışmış. Neden sonra mühür bulununca barış da geri gelmiş. Demek ki mühürsüz barış mümkün olmuyor. DEM’liler, Öcalan’ın tersine, çözümün mühürde olduğunu görüyor, yüzlerini Bahçeli’ye değil Erdoğan’a dönüyor, onun mührün gizli güçlerini harekete geçirmesini istiyor. Tuncer Bakırhan’ın mühür kimdeyse Süleyman odur demesi bu yüzden. Bu şartlarda barış, eğer mühür cinler tarafından çalınmadıysa, AKP Cumhurbaşkanının emir ve talimatlarıyla gelecek, mecbur. *** Çözüm beklemede ama sahadaki gelişmeler hareket halinde. Süreç Suriye’de İsrail’in ilerleyişini durdurmak için başlatılmıştı. Daha adım atılmadan İsrail Suriye’nin kontrolünü ele geçirdi; özerklik peşindeki SDG Suriye geçici hükümeti ile anlaşmak zorunda kaldı. Haberlere göre askeri ve idari yapılardaki entegrasyon kademeli biçimde ilerliyor. Haseke Valiliği’ne SDG adayı Nureddin İsa Ahmed atandı. SDG Genel Komutanlık Üyesi Sipan Hemo bakan yardımcısı yapıldı. SDG’li Elmaz Romî, Kobanî Belediye Başkanlığı görevine getirildi. Suriye’de “Kürt güçlerinin” kazanımları şimdilik bunlardan ibarettir. “Kutsal Kobani” kasabası da dahil, Suriye’deki Kürt güçleri kılık değiştirmiş IŞİD ile anlaşmak, inisiyatifi onlara bırakmak zorunda kaldı. “Demokratik entegrasyon” diyorlar, “demokratik biat” da olabilir, mümkündür. Hem Devlet Bahçeli ile yapılabilen bir barışı Ahmet Şara’dan hangi nedenle esirgeyecekler? Mühürlü Süleymanlı çağrının arkasında işte böyle bir tablo var. PKK silah bıraktığı için bitmedi, tam tersine bittiği için silah bırakmış gibi yaptı. Kazanmayı planladığı Suriye’de de kaybetti; Kobani, Golani’nin Company’sine katıldı. Irak’takine benzer ABD himayesinde bir özerk bölge planı şimdilik tutmamıştır. *** Haliyle bütün bu sürecin yedek Süleyman’ı rolüne soyunan Öcalan’da da “atanamamış Barzani haleti ruhiyesi” baş gösterdi. Zaman daralıyor, sıkışma dayanılmaz haldedir. Son günlerde “güvenilir kaynaklara” dayandırılan Öcalan beyanları bu nedenle ortalığa saçıldı. Gaz alma ihtiyacı baş göstermiştir. Öcalan’a göre "demokratik cumhuriyet" hedefinde ve barış sürecinde işler yolundadır. Kırk yıllık silahlı mücadele sona ermiş ve "pozitif inşa aşamasına" geçilmesi beklenmektedir. Tek sorun bekleme sürecinin çok uzamış olmasıdır. Uzayabiliyorsa bitebilir de. Öcalan sürecin bozulmasının büyük yıkım getireceği uyarısı bu ihtimalden kaynaklanıyor. Bitmemesi için çare öneriyor, devletin demokratik kanadında yer alabileceğini söylüyor, şiddetsiz bir yüzyıl hedeflediğini hatırlatıyor. Bu uzamanın bir oyun olduğu endişesini saklamıyor. Devletin “savaşçı kanadından” şüphelendiği bellidir. Beklentisi ne? “Devletle demokratik çözüm”dür; Kürtlerin devletle ilişkisinin pozitif tarzda, kimlik ve özgürlükler temelinde düzenlenmesi gerekiyor. Söylediği budur. Suriye’deki kayıpların da farkındadır; Öcalan bu kayıplara rıza göstermesinin nedenini “Suriye’de Gazze kokusu aldım” diye gerekçelendiriyor. “Birileri” Türklerle Kürtleri karşı karşıya getirmek istiyordu. Bunu başarsalar Qamışlo da Kobani de kalmazdı. Kürtler yalnız bırakılacaktı ve Suriye’de Kürt diye bir şey kalmayacaktı. Öcalan oyunu görmüş, mektup göndermiş, Mazlum Abdi’yi barış için teşvik etmiş. Sunucunu “Elbette kötü bir çıkış oldu ama daha büyük ve yanlış bir savaşa girilmedi. Kandil de rahatsız olmuş, bence hiç rahatsız olunacak bir durum değildir” diye özetliyor. Ehven-i şerdir. Peki oyunun kurucusu kim? Şöyle devam ediyor; “ Siyonist İsrail kendi yükselişini Kürtlerin mezara konulması şeklinde bir diyalektik üzerine kurmuştur. Bu çok açık ki İngiliz aklıdır. Londra merkezli Siyonizm gelişiyor… İran’ı götürebilirler ama esas hedef Türkiye’dir. Haçlıdan beri tarihsel planı bozan Kürtlere öfke var. Arapları anti-Türk yaptılar. Şimdi başarmaya çalıştıkları şey ise anti-Türk olan bir Kürdü yaratmaktır. ” Mührü elinde tutanlara tehlikeyi gösterip süreci hızlandırmaya ikna etme çabasıdır. *** Öcalan’da çözüm sürecinin çok kısa bir tarihi var. Her durumda mutlaka Turgut Özal ile başlıyor. Özal’ı Kürt sorununu çözmek istediği için öldürmüşler, Öcalan’ın “ O bizim nazarımızda şehittir. Ona söz verdim, onun anısına bu süreci sonuca ulaştıracağım ” demesi bu inancına dayanıyor. Bugünün Özal’ı ise Devlet Bahçeli’dir. Öcalan’da Turgut Özal övgüsünü mutlaka Devlet Bahçeli övgüsü takip ediyor. Süreç neredeyse bu iki adamın hatırına ayakta duruyor. Ancak bu kararlı adamlara rağmen atılabilmiş bir adım henüz yoktur. İmralı’da bir bina yapılmıştır ama statüsü belli edilmemiştir. Öcalan’ın deyişiyle ne hapishanedir ne de evdir ne kuştur ne devedir… Ayrıca rolüyle ilgili başka planlar yapıldığı haberleri de kulağına fısıldanmaktadır. Selahattin Demirtaş’ın bir kart olarak tutulduğunu biliyor. “Göreve beni çağırdılar, davulu boynuma astılar, 40 tane tokmak davula vurup duruyor” diye yakınıyor. İşi çok zordur. *** Başka zorlukları da var; Kürt siyasal hareketi içinde İsrail’e sempati duyan Barzanici önemli bir toplam olduğu ortaya çıktı. ABD ve NATO konusunda pek tereddütlüler ve ağırlıkları artıyor. Örneğin DEM Parti, bileşenlerinin yaptığı NATO karşıtı gösterilerden uzak durmayı o nedenle tercih etti. Öcalan’ın analizleri ile sahadaki gerçeklik arasındaki mesafe açıldı. O, işlerin yolunda gittiğini sansa da Devlet Bahçeli-Mehmet Uçum üzerinden yürümeye çalışan ve patinaj yapan bir süreç var. Mühürsüz Bahçeli'nin çıkışları artık bir dalgalanmaya yol açmıyor. AKP'ye göre PKK’nın Öcalan'ın çağrısına uygun şekilde "hem fiziksel hem de zihinsel olarak" silah bırakması gerekiyor. Yani silah bırakması yeterli değil, ellerine bir daha silah almayacaklarını da ispat etmeliler. Nasıl? Orası belli değil. Anadolu’nun huzura, Öcalan’ın umuda, Ahmetlerin makama ve Demirtaş yuvasına döneceği yönünde bir işaret yok haliyle. Öcalan süreç tarihi de yanlış varsayımlara dayanıyor. Amerikancı Turgut Özal devletin kuralsızlaştırılmasının baş aktörü. Devlet Bahçeli ve geleneği ise doğrudan NATO’nun paltosundan çıktı. Öcalan belki de bu yüzden Bahçeli’yi devletin gerçek sahibi sanıyor. Bahçeli işaret edince AKP'nin adım atmak zorunda kalacağını sanmış da olabilir, aynı kapıya çıkar. Ancak süreç MHP-AKP-DEM arasına sıkışıp kalmış durumda. Halkta herhangi bir heyecan yaratmayan bir pazarlık süreci bu. Atılacak adım yok çünkü gidilecek yol olmadığı ortaya çıktı. *** Halkın ümüğü sıkılırken “demokratik cumhuriyet” düşü kuranların hazin hikayesi bu. Süleyman, mühür falan hepsi hikâye; Orta Doğu şekillendiren asıl güç emperyalist saldırganlık. Demokrasiyi de cumhuriyeti de hükümsüz ilan ettiler haliyle. Geriye sömürge valisi Tom Barrack’ın “güçlü otoriter eğilimleri olan hibrit bir rejim” olarak tanımladığı Tayyiban rejiminden başka bir şey kalmadı. ABD’ye bölgesel istikrar için merkezi yönetimler ve kolay yön verilen güçlü tek adamlar lazım. Yeni monarşiler kurma peşindeler özetle. Savaş yayılıyor, yerel güç odakları için de alan hızla daralıyor. Bu durumda Suriye’de olduğu gibi Türkiye’de de “demokratik entegrasyon”dan veya “demokratik biat”tan başka yol kalmamış görünüyor. İçeride ise kapitalist saldırganlık hüküm sürüyor. Kürt-Türk ayrım yapmadan yoksullaştırdılar hepimizi. Yeni bir kölelik düzeni yürürlükte. Ülkenin her metrekaresini ayrımsız yağmalıyorlar. Anayasa rafta, meclisin rolü mühür sahibinin isteklerini onaylamaktan ibaret. Hepimizin “kimliğini” çaldılar. Halkımız için mühürlü-mühürsüz Süleymanlarla alınacak yol kalmadı. Halkın onaylamadığı, halkın katılmadığı bir barışın imkanı yok. İçinde debelenip durduğumuz karanlık Özal ile başladı, Amerikancı ve piyasacıdır, zengin-severdir. Bizim için değeri bundan ibarettir. Halk düşmanlarıyla, Amerikancılarla, NATO’cularla, piyasacılarla barış pazarlığı yapılmaz. Hem o mühür de Süleyman’ın değil halkındır!

Go to News Site