soL Haber
Urfa ve Maraş’taki okul saldırılarının ardından Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) çözümü bilimi kılavuz edinen sosyal politikalarda değil, asayiş önlemlerinde arıyor. Sosyal medyayı, velileri, televizyonu suçlu ilan eden yöneticiler aradan sıyrılıp kendi yarattıkları karanlığın üzerini örtmeye çalışıyor. “Güvenlik önlemlerini artırma” çare olarak gösteriliyor. Okul kapılarının önüne konulacak polisin sorunları çözeceği sanılıyor. MEB ve İçişleri Bakanlığı koordinesinde başlatılan "güvenlik" uygulamaları, okulları birer eğitim yuvası olmaktan çıkarıp adeta yarı açık cezaevi atmosferine sürüklüyor. Öte yandan garip uygulamalara da başlandı bile. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da bir ortaokula 3 gün üst üste bir çocuğun silahlı geldiği iddiası üzerine okul yönetimi çocukların okula bir süre şeffaf poşetlerle gelmesi kararı aldı. Bir başka haber de jandarma ziyaretleri. Özellikle jandarma bölgelerinde sınıflara kadar giren jandarma ekipleri, çocukları "Bundan sonra okula gelip çantalarınızı arayacağız" diyerek korkuturken, uzmanlar bu uygulamaların çocuklarda kalıcı travmalara ve derin bir güvensizlik hissine yol açtığı konusunda yetkilileri uyarıyor. Aydın, İzmir, Osmaniye, Afyon, Balıkesir, Van… Yurdun pek çok bölgesinden gelen haberler hükümetin çocukların okullarda güvenliğini sağlama işini de eline yüzüne bulaştırdığını gösteriyor. Velilerden ve basından öğrendiğimiz bilgilere göre, jandarma pek çok ilde ilk ve ortaokullara girip “seminer” ve “toplantılar” düzenliyor. Kimi okullarda kolluk güçleri sınıflara girip, öğrencilere 'bilgilendirme' yapıyor. Bazı okullarda sınıflara giren jandarma ekipleri çocuklara, bundan sonra okullara sık sık geleceklerini, çantaları arayacaklarını, yanlarında makas gibi ‘kesici aletler’ taşımamaları gerektiğini anlatıyor. Söylenenlere göre, okul rehberlik servislerinin ve psikolojik danışmanların yürütmesi gereken bu hassas süreç, ÇEDES sürecinde olduğu gibi eğitimden uzak ve baştan savma yapılıyor. Bilimsel olmaktan uzak bu uygulamalar çocuk dünyasında "güvenlik" değil "korku" inşa ediyor. Balıkesir Savaştepe'de de İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından velilere "öğrenci ve okul güvenliği" konulu seminer verildi. DHA 'ya göre Afyon'un Çay ilçesindeki bazı okullarda Jandarma Komutanlığı görevlilerince öğrenci ve öğretmenlere seminer verildi. Haberde ilkokul ve ortaokul öğrencilerine uyuşturucu ve güvenlik konusunun yanında "yasadışı örgütsel ve ideolojik faaliyetlerin" de anlatıldığına yer verildi. ‘Haberden uzak tutulan çocuklar devlet eliyle travmatize ediliyor’ Konuya ilişkin görüştüğümüz uzmanlar, bir yandan ailelerin çocuklarını bu kaygı verici gündemden korumaya çalıştığını ancak devletin bu tutumuyla koruma duvarlarını yıktığını belirtiyor. Eğitimciler, rehber öğretmenler ve psikologlar, "Saldırıdan hiç haberi olmayan ilkokul çocukları, sınıflarında jandarmayı görünce büyük bir tehdit altında olduklarını hissettiler. Bu, ikincil bir travmadır. Çocuklara okulların güvenli olduğu hissettirilmesi gerekirken, cezalandırıcı bir dil kullanan silahlı yetişkinlerin verdiği mesaj sadece okuldan soğumaya ve anksiyeteye yol açar. Acil durumlarda güvenlik önlemleri elbette gereklidir ancak bunun pedagojik süreçlerin yerine geçirilmesi sorunludur" değerlendirmesinde bulunuyor. Çocuk yoksulluğunda ikinci sıradayız: Sorun yapısal, çözüm düzeni değiştirmekte İktidarın ve MEB'in "güvenlik" makyajı, eğitim sisteminin çöken kolonlarını gizlemeye yetmiyor. Eğitim-İş tarafından yayımlanan "Türkiye'de Çocuk Olmak" raporu, şiddetin asıl beslendiği kaynağı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor: Türkiye, 39 OECD ülkesi arasında çocuk yoksulluğunda 2. sırada. Çocukların yüzde 38,9’u yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 500 binden fazla çocuk, "beceri eğitimi" adı altında MESEM üzerinden ucuz işgücü olarak sömürülüyor, iş cinayetlerine kurban gidiyor. Okullara yeterli psikolojik danışman atanmıyor, mevcut uzmanlar ise idari işler altında eziliyor. Sokaklardaki kontrolsüzlük ve uyuşturucu trafiği, okul kapılarına kadar dayanmış durumda. Eğitimde gericileşmenin, okulların ticarethaneye döndürülmesinin yarattığı karanlık bugün okul saldırıları sorunu olarak karşımızda. Aslında mağdur olan çocukların tek suçlu ilan edilip yetkililerin sorumluluktan kaçmasına izin vermeyen soL, bu karanlıkta payı olanları ifşa ediyor. Siz de soL'a abone olarak destek verebilirsiniz. ABONE OL ‘Şiddeti asayiş sorunu olarak görmek sorunun kökenindeki derin yoksulluğu görmezden gelmektir’ Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM) Psikoloji ve Akıl Sağlığı Meslekleri İnisiyatifi ’nden Prof. Dr. İnci Boyacıoğlu’na okullarda artan şiddet olaylarının çözümüne dair psikologların görüşlerini sorduk. Boyacıoğlu, "Okullardaki şiddeti sadece bir 'asayiş' sorunu olarak görmek, sorunun kökenindeki derin yoksulluğu, toplumsal şiddet atmosferini ve eğitim sistemindeki bilim dışı uygulamaları görmezden gelmektir. Güvenliği sağlamak adına kolluk güçlerinin okullara, sınıflara sokulması, çocuklarda 'korunma' hissi değil, tam tersine 'sürekli tehdit altında olma' duygusu yaratır” diyor. Okulun çocuk için güvenli bir sığınak olması gerektiğine dikkat çeken Boyacıoğlu, jandarma veya polisin bu mekândaki varlığının çocuk zihninde okulun "tehlikeli bir yer" olduğu algısını kemikleştirdiğini vurguluyor. Şöyle devam ediyor: Özellikle saldırılardan haberi bile olmayan çocukların bu yolla travmatize edilmesi psikolojik açıdan etik ihlâldir. Çözüm, okulları polisiye önlemlerle birer kışlaya çevirmek değil; her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atamak, öğretmenlerin mesleki itibarını iade etmek ve çocukları şiddete iten sosyo-ekonomik koşulları, yani eşitsizliği ortadan kaldırmaktır. Şu an ivedilikle bütüncül psiko-sosyal destek mekanizmaları hayata geçirilmelidir. Tarihte herhangi bir toplumsal sorunun korkutmakla çözüldüğü hiç görülmemiştir. Bu tür yaklaşımlar, giderek çetrefilleşen ve derinleşen toplumsal sorunlara bir düğüm daha atmaktan fazlasını yapamaz. Öğretmen itibarsızlaştırıldı, bilim dışlandı Maraş ve Urfa’daki olaylar sonrasında öğretmenlerin isyanı da ülkeyi sardı. Bu isyan "idari boşluğa" ve "itibarsızlaştırmaya" dikkat çekiyor. MEB, öğretmenlerin mesleki saygınlığını aşındırırken, okulları tarikat ve cemaatlerin protokollerine açarak bilimsel anlayıştan uzaklaştırdı. Şimdi ise yarattığı enkazı kolluk gücüyle gizlemeye çalışıyor. Okulların korku ve denetimle güvenli hale getirilemeyeceğini vurgulayan THTM İzmir Öğretmen İnisiyatifi de sürece ilişkin şöyle diyor: Bu ülkenin cumhuriyetçi öğretmenleri olarak, toplumda artan şiddete karşı geliştirilen güvenlikçi ve polisiye yaklaşımların okullara yansıyan bu sorunu çözmek yerine derinleştirdiğini vurguluyoruz. Şiddetin sonuçlarına odaklanıp onu üreten yoksulluk, eşitsizlik ve eğitim sistemindeki yapısal sorunları yok saymak toplumun biriken öfkesini yatıştırmaktan başka bir işe yaramaz. Okullar, korku ve denetimle değil; güven, aidiyet ve güçlü pedagojik ilişkilerle güvenli bir ortam haline gelir. Çözümün kolluk güçlerini eğitim alanına sokmak olmaması gerektiğini dile getiren THTM İzmir Öğretmen İnisiyatifi, “Bunun yerine her okula yeterli psikolojik destek sağlamak, öğretmenin toplumsal konumunu güçlendirmek ve eğitimi bilimsel, kamusal ve eşitlikçi bir temelde yeniden kurmak çözüm yolu olarak tercih edilmelidir” diyor. Çözümün bilimsel ve toplumsal düzende kurulması gerektiğine işaret edilerek bir dizi öneride de bulunuyor: Her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atanmalı ve okullarda psiko-sosyal destek mekanizmaları güçlendirilmelidir. Öğretmenlerin mesleki itibarı ve karar süreçlerindeki rolü yeniden güçlendirilmelidir. Eğitim sistemi piyasacı ve rekabetçi anlayıştan arındırılarak kamusal ve eşitlikçi bir temelde yeniden düzenlenmelidir. Yoksulluğu azaltacak eşitlikçi politikalar-ücretsiz beslenme, destek programları vb.- hayata geçirilmeli, eğitim hakkı tüm yurttaşlarca erişilebilir olmalıdır. Okullarda güvenlik, kolluk güçleriyle değil; güvene dayalı okul iklimiyle sağlanmalıdır. Okullarda polis barikatı veya jandarma devriyesine değil; bilimsel eğitime ihtiyaç var. Artık neredeyse yok sayılan psikolojik danışmanların okullarda yeniden devreye sokulması, her çocuğa ücretsiz yemek sağlanması ve çocukları yoksulluk ile çeteleşmenin pençesinden kurtaracak bütüncül politikaların uygulanması daha acil ihtiyaçlar olarak ortada duruyor.
Go to News Site