BirGün Gazetesi
Bugün pek çok muhalif bireyin bilinçdışında, ilk bakışta çocuksu görünen ama derin bir politik felce işaret eden bir rüya yankılanıyor: “Erdemli uzaylılar tarafından kaçırılmak ve zalime karşı savaşmak için insanüstü güçlerle donatılmak”. Bu fantezi, aslında otoriter baskı ve lawfare (yargı tacizi) altında ezilen insanların "radikal çaresizlik" hissiyle baş etmeye çalıştıklarını anlatır. Otoriter yapının yargıyı bir silah olarak kullanması, toplumsal zemini sadece hukuki değil, anlamsal ve duygusal olarak da parçalar. Bu parçalanma karşısında muhalif öznelerin "en güçlü lider" arayışına girmesi, aslında çaresizliğin yarattığı bir ruhsal gerilemedir. Kuşatılmışlık halinde ve çaresizlikten tıkanan birey, ruhsal olarak "bağımlılık" evresine geriler ve çözümü sistem dışı, metafizik bir güçte (uzaylılar) arar. Bu durum, muhalefetin akla ve iradeye dayalı bir örgüt olmaktan çıkıp, mucize bekleyen bir "inanç grubuna" dönüştüğünü gösterir. Kitle, tüm sorunları çözecek “süper kahraman kurtarıcı” bir lider arzular. Ancak bu figürün her insani hatası veya sistem tarafından engellenmesi, grupta korkunç bir hayal kırıklığı yaratır. Lider adayı "tam ve kusursuz" koruyucu olamadığı anda, grup onu bir kurtarıcıdan bir "hain"e veya "yetersiz"e dönüştürür. Birey, liderin insani sınırlarını ve reel politiğin engellerini kabul etmek yerine, kendi içindeki "idealize edilmiş kahraman" imgesini ona yansıtır ve lider bu imgeye uymayınca onu cezalandırır. TAMİR ETME BİÇİMİ Lidere yöneltilen "Beceremiyorsun!" saldırısı, aslında "Senin yerinde ben olsaydım, o mutlak gücü kullanırdım" diyen gizli bir büyüklenmeci kendiliğin sesidir. Birey, kendi eylemsizliğini ve sistem karşısındaki "delik deşik olmuş" halini kabul edemediği için, tüm yırtıkları sahnedeki lidere atfeder. Fantezinin can alıcı noktası budur: Gücün bizzat bireye verilmesi, yani "bulunmaz Hint kumaşı" olma arzusunun zirvesi. Lideri "Hint kumaşı" olmamakla suçlarken zımnen şunu söyler: "Gerçek kumaş benim zihnimde ama sen o kadar defolusun ki, benim gibi bir cevherin senin arkanda durmasına izin vermiyorsun". Bu "sen beceremezsin" saldırganlığı, aslında kişinin kendi içindeki yetersizlik duygusunun dışsallaştırılmasıdır. Aynı zamanda zalimin zulmünün hedefi olmaktan da kaçınmaktır. Oturduğu yerden konforlu ve güvende hissederek sürekli muhalefeti eleştiren muhaliflerin hali bu korkunun yansımasından öte değildir. Lider adaylarını "benim kadar erdemli değil" diyerek değersizleştirmek, bireyin kendi radikal çaresizlik hissini tamir etme biçimidir. Bu döngüyü kırmak için lidere düşen görev sadece "siyaset yapmak" değil, bir tür "toplumsal terzi" rolü üstlenmek olmalı. Muhalif kitlenin bu büyüklenmeci saldırganlığına karşı liderin onarıcı adımlar atması şarttır. Lider, kendisine yöneltilen linçleri kişiselleştirmeden kapsayabilmeli, kitlenin çaresizliğini hazmedip dayanışma diline dönüştürmelidir. Ancak bu "kapsayıcılık", lideri tekrar bir süper kahramana dönüştürmemelidir. Aksine lider, kendi "vazgeçilmezlik" iddiasından vazgeçerek kitleye gücünü iade etmeli; "yeterince iyi" bir lider olarak kolektif emeğin sıradan ama devrimci gücünü kutsamalıdır. Eğer lider tüm kararları gizemli bir odada tek başına alıyorsa, muhalif birey de "Ben olsam daha iyi karar verirdim" fantezisine sığınır. Ancak lider süreçleri şeffaflaştırıp sorumluluğu paylaştırdığında, o "büyüklenmeci" fantezi, yerini gerçek bir politik sorumluluğa bırakır. Gerçek sorumluluk kibirli büyüklenmeciliği terbiye eder; çünkü hata yapma riskini ve emeğin ağırlığını bireyin omuzlarına yükler. Lider, kitlenin saldırganlığına (linç girişimlerine) dayanabilecek kadar sağlam, ama onları kendi otoritesi altında ezmeyecek kadar da esnek olmalıdır. Kitle, lideri "yok edemediğini" (yani liderin linçlerle küsüp gitmediğini veya diktatörleşmediğini) gördüğünde dayanışmaya geçer. TEK BAŞINA KURTARAMAZ Muhalefetin kurtuluşu, her bireyin kendi "Hint kumaşı" fantezisinden vazgeçip, bir kırkyamanın (patchwork) parçası olmayı kabul etmesinden geçer. Hiç kimse tek başına kurtulamaz; kurtuluş, ezilenlerin ortak üretim faaliyeti içinde örgütlenmesiyle mümkün. İster lider ister sıradan muhalif olsun, ortaklaşacağımız her insanda kusur bularak mükemmel kurtarıcıyı yaratamayız. İhtiyacımız olan şey, onarıcı kırk yamalı örtümüzü hep birlikte dokumak. Lider/ler/in bu cesareti göstermesi, bireylerin ise kendi rüyalarından uyanıp yanındakinin elini tutması gerekir. Gerçek devrim, uzay gemilerinin gelmesiyle veya kusursuz bir kahramanın belirmesiyle değil; "ben" demekten vazgeçenlerin "biz" diyen kolektif dokuya karıştığı ve o kırk yamalı muhalefet çadırını dokumaya başladığı anda başlar.
Go to News Site