Collector
Yazık değil mi? | Collector
Yazık değil mi?
BirGün Spor

Yazık değil mi?

Taraftar maça niye gelir? Bizim çocukluğumuzdaki, gençliğimizdeki taraftardan söz etmiyorum tabii. O zaman sembolik bilet fiyatları ya da İnönü’de “devre arasında açılan kapılardan beleş izlemek üzere” tribünü dolduran taraftarı kast etmiyorum. Bugünün futbol dünyasında, hatırı sayılır miktarlarda para ödeyip, maç başına aldığı bilete bile bir o kadar yol ve yiyecek masrafı edip, eğer kombine almışsa, yıllık eğlence ve spor harcamalarının önemli bir miktarına denk gelen bir yatırım yapıp, ciddi bir fedakarlık da yapar… Karşılığında tribüne gelip, (ideal olarak) şampiyonluğa oynayan, o olmazsa en iyi derece ile bitirecek bir futbol sergileyen, yenilse bile kendisini heyecanlandıran bir takım izlemek için gelir. Gol ister seyirci… Gol.. Ayağa fırlamak. En azından gollük şutlarla yüreği hoplasın ister. Bugünkü gibi Pazartesi gecesi oynanan bir maçsa,  ertesi sabah 06.00’da işe gitmek için uyanacaksa, bir de bugünkü gibi “zehir gibi bir soğuğa” da katlanacaksa, bu zahmete değsin ister, değil mi? İnönü’den çıkan herkesin homurdanmasına, Sergen Yalçın’a ve tüm takıma ama özellikle de yönetime “saydırmasına” neden olan şey, işte tüm bu saydıklarımın karşılığının zerre kadar alınmamasıydı. Yenersin yenilirsin. Rakip ligin en sonuncusu, küme düşme akıbetine çok yakın bir takım da olabilir. O da gelip seni yenebilir. Bunlar değil önemli olan. Beşiktaş gibi bir takımın formasını giyen oyuncuların neredeyse bir tanesi bile işi tribündeki insanlar kadar ciddiye almamıştı. Bu belli. Beşiktaş’ın “B”si yoktu sahada. Kenardaki teknik adam, zaten o hep “birbirine doladığı kollarını” hiç çözmeden izleyerek, “maçı en az ciddiye alan kişi” olma unvanını kimseye kaptırmadı. Öyle bir hali var Sergen’in… Dünya yıkılsa keyfini bozmuyor. Kılını kıpırdatmıyor. Teknik direktörün görevinin, sadece oyuncu değiştirmek ve sözde (dostlar alışverişte görsün) yalandan “hamle yapıyor izlenimi vermek” olmadığını bilmiyor. Yahu maç içinde oyunculara gidişatı değiştirecek iki satır laf ettiğini gören, kenarda en azından dönem dönem “çırpındığına” tanık olan var mı? Buna “adamın tarzı bu abi” deyip geçemezsiniz. Sen sahada top oynarken, tribünleri hop oturtup hop kaldıran biriydin. “Hoca” sıfatınla da bunu yapacaksın. 95 dakika kılın kıpırdamadı bu “silik, sönük ve donuk” futbol karşısında. Belli ki maç öncesinde Nevzat Demir Tesisleri’nde oturup bir karar almışsınız topçularla: “Bitti bu lig. Dördüncülük garanti. Gidelim. En azından 1 puanı kurtaralım. Bir de gol atabilirsek ne ala.. Boşverin. Sıkmayın boşuna…” demiş herkes. Karagümrük’ün bir tane sıkı forveti olsa da şut pozisyonu bulsa, daha da utanç verici bir skor ortaya çıkabilirdi bu gece. Beşiktaş’ın yedek kalecisini “test” bile etmediler. Kalecinin canı bile sıkıldı. Arada gelip yedek kulübesinden su istediğine bile tanık olduk. Vallahi. Bu mudur koca Beşiktaş? İzlemeyenler için şunu söyleyeyim de siz de anlayın: Orkun Kökçü bile yoktu maçta. O bile.. Anla yani! Zaten Rıdvan Yılmaz ile çıkınca 10 kişi oynuyorsun. Agbadou her aldığı topla 10 dakika filan düşünüyor. Rakip defanslar çok sever böyle adamı. Yürüye yürüye geri çekilip yerleşiyorlar. Emirhan her çıktığı topu anlamsız yerlere vuruyor. Taylan, uzun süre “kesik” olduğundan takıma nasıl uyacağına bir türlü karar veremeyen ama yetenekli bir adam profili çiziyor. Ama o kadar. Junior Olaitan yoklarda. Bilal Toure yine öyle. Gol umudu Oh bir tane bile top alamadı. Rashica zaten “Bitse de gitsek” modunda. Cerny kenarda bekleye bekleye buz tuttu. Girdikten sonra buzlarını çözene kadar da maç bitti zaten. Kayıp bir gece daha yaşadı Beşiktaş İnönü’de. Taraftara yazık. Kimse bir şey kaybetmedi taraftardan başka. Dolmabahçe’nin bu gece o zemheri soğuğunda eve dönerken, herkes burnundan soluyordu. İnönü’de böyle ağır, ezik, sönük bir top oyununu hak etmiyor insanlar. Evde kanepede bile izleyene yazık. O da dijital kanala onca para ödüyor. Ayıptır beyler. Kendinize gelin artık. Kupada bu futbolla mı şampiyonluk kovalayacaksınız? Yazık.

Go to News Site