soL Haber
Zamanın geri sarılabilir olması sistemlerin dengeye gireceğini gösterir tıpkı klasik fizikteki Newtoncu dünyada olduğu gibi gelecek geçmişin deterministik uzantısı olacaktır. Neo-klasik ekonomide piyasalarda zaman fiyatlar yoluyla arz ve talep dengeye ulaşacağı noktaya kadar geriye sarılabilir. Çünkü denge neo-klasik iktisadın işlevselliğinin ön koşuludur. Zamanın fiyatlar yoluyla geri sarılabilmesi iktisadi açıdan rasyonel insan (homoeconomicus) sayesinde gerçekleşir. Bu durumda deterministik baştan kabul edilen bir öngörüdür ve kişi her zaman kendine en uygun olanı seçecektir. Fakat yeni buluşlar yeni keşifler dünyanın ve evrenin sanılanın aksine determinist lineer bir çizgide ilerlemediğini tersine toplumsal süreçler ve teknolojik gelişmeler sonucu astronomide yeni keşifler evrenin belli bir kurala bağlı olmayıp çoklu kurallara bağlı olan kaotik bir gelişim süreci olduğunu gösterir. İktisatta da yine neo-klasik iktisadın içerisinde buna benzer kuramlar mevcuttur. Mesela Herbert Simon adlı Amerikalı iktisatçı her ne kadar ekonomide dengeye ulaşan piyasa koşullarına önem verse de insanın her zaman rasyonel davranmayacağı için yanlış kararlar alabileceğini söyler. Çünkü insan genelgeçer varsayımın aksine yarı-rasyoneldir. Özellikle son zamanlarda yarı-rasyonel insanların davranışlarını ölçmeye çalışan davranışsal iktisat dediğimiz bir iktisat okulu önem kazanmaya başlamıştır. İktisatta bu yaklaşım özellikle 2008 dünya finansal piyasa krizi sonrası çok daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Çünkü 2008 krizi bir piyasa krizidir ve fiyatlar yoluyla dengeye ulaşılamadığından kapitalizmin yapısal bir sorunudur. Tıpkı evren hakkında tüm bilgilere ulaşmadığımız için eski bildiklerimizi doğrulamayan yeni bilgilerin evrenin işleyişi hakkında var olan modellerin sorgulanmasına neden olup bilinmezliklerin kapsamının daha da fazla genişletmesine sebep olduğu gibidir. Aynı şekilde insan davranışları hakkında bilgiler de yetersiz olup homoeconomicus önermesi geçersiz bir varsayım haline dönüşmektedir. O zaman Newton'daki gibi süreçler determinist bir çizgide ilerlemez tersine geri döndürülemez (irreversibilité) bir evrede ilerler. Termodinamiğin ikinci yasasına uygun olarak entropi artar ve zaman geriye sarılmayan (reversible olmayan) geri dönüşü mümkün olmayan ileriye doğru dengesiz bir yönde akar. Bu konuya liberal kanattan yaklaşanlar olmuştur. Bunlardan biri Belçikalı Nobel Kimya ödüllü fizikçi İlya Prigogine’dir. Ona göre doğa aslında dengede olmayıp tersine dengesizlikte yaratıcıdır. Çünkü sistem dışarıdan enerji aldığından dengesizlikleri büyütür ve sonucunda sistem yeni bir dengeye yeni bir düzene sıçrar. Dolayısıyla yazara göre kaotik sistemler çöküşü değil kendi içinde yeni düzenin koşullarını belirler. Klasik denge modellerinde ise toplum kendi kendini tekrar eden bir yapı üzerine kuruludur ve krizler bu kurulu düzenden sapmayı temsil eder bu açıdan düzen için yıkıcıdır. Onun için krizler sonrası amaç tekrar dengeye dönmek ve statik toplum modelinde devam etmek olacaktır. Oysa Prigogineci modele göre toplum determinist bir toplum modelinden farklı olarak sürekli dengesizlik içindedir ve krizler birer sapma yerine dış enerjiler olup yapısal momentleri temsil eder. Bu bağlamda da gelecek ucu açık bir gelişimi barındırır. Sovyet iktisatçı Nikolai Kondratiev’in dalgalarına baktığımızda kapitalizmin 40-60 yıl içerisinde sürekli tekrarlanan uzun dönemli evreleri gösterir. Kapitalizm her kriz sonrasında yeni teknolojiler sayesinde başka bir evreye geçer. Bu açıdan Prigogine gibi Kondratief de sistemlerin lineer olmadığını onun için dalgalanma ve kırılma sonucu sistemin yeniden örgütlendiğini söylerler. Kondratief’e göre ekonomi güçlü dalgalar halinde değişir. 19. yüzyıl başında sanayileşme ve buhar gücünden sonra demiryolları ile çelik üretimine geçilir, sonrasında elektrik üretimi ile kimya önem kazanır, arkasından otomobil sektörü ile petrol üretimi ve en son da günümüzde 21’inci yüzyılda bilişim sektörü ile bilgi teknolojileri önem kazanmıştır. Prigogine’e göre de sistemler dengesizlikte yeni yapılar üretir. Tabii Kondratief’te Prigogine’den farklı olan kapitalizmin üretim süreçlerine dayalı dalgalar söz konusudur, Prigogine'de ise sistem sadece kapitalizmin üretim süreçleri ile sınırlı değildir. Temel fikir sistemin belli bir noktada kararsız hale gelip en küçük bir olayda yönünü saptırabilir ve onun için birden fazla mümkün gelecek olacaktır. Bu da tarihin tek yol olmaktan çıkması olup toplumsal karşılığı devrimler, ekonomik kırılmalar ve siyasi dönüşümler haline gelebilmesidir. Tüm bu kırılmalar geri dönüşü olmayan (irreversible) süreçleri temsil eder. Geri dönüş olsa bile aynı sistem artık olmayacaktır, çünkü toplum fiziksel anlamda değil ama yapısal anlamda geri sarılamaz. Bu bağlamda Prigogine’de evrim meselesi ucu açık bir süreci temsil eder, diğer bir deyişle nereye gideceği nerede biteceği belirsizlik barındırmaktadır. Sürekli iyiye doğru ilerleyen klasik evrim anlayışından farklıdır tersine Prigogine’e göre evrim belli bir yöne yönelik olmayıp fakat yaratıcı evrelerden oluşmaktadır. Onun için gelecek önceden belli olmadığı gibi rastlantılar her zaman vardır ve geleceği şekillendiren faktörlerden biridir. Evrende FRB denilen hızlı radyo patlamaları gibi nereden geldiği belli olmayan kısa ve ani öngörülmeyen patlamalardır. Kimi zaman bu patlamalar simetrik tekrar eden düzenleri de olduğu gibi son derece asimetrik davranış sergileyen hareketleri de vardır. O zaman bu FRB denilen hızlı radyo patlamaları gibi toplumda uzun süre sessiz kalıp sonra ani kırılmalar yaşayabilir. Bu kırılmalar krizleri ve sonrasında devrimleri yaratır. Diğer bir deyişle büyük bir kırılma sonrası yeni bir yapı ortaya çıkar ve uzun bir sessizliğe bürünür. Bazen bu büyük kırılmalar yeni bir yapı ortaya çıkarmadığı zaman ritmik döngüsel krizler haline gelebilir ve Kondratief’te olduğu her 50 senede bir yeni krizlerin tetiklediği yeni buluşlar ve yeni düzenlemeler ile eski yapı bir süre daha sessizliğe bürünecek sonra tekrar yeniden kriz yaratacak ve bu böyle gidecektir. Yani bir anlamda kaos ve yapı bir arada vardırlar. Peki geri dönüşemez (irreversible) bir yapıda rasyonalite nasıl çalışır? Diğer bir deyişle kaos ve regülasyonun aynı anda olduğu toplumsal bir yapıda rasyonel birey nasıl davranacaktır, nasıl karar alacaktır? Geleceğin belirsiz olduğu bir düzende birey nasıl karar alır? Ana akım yaklaşımlarında birey rasyoneldir ve bu rasyonalite sabit ve evrenseldir. Diğer bir deyişle bireyin rasyonel oluşu değişmez bir hipotez olup her durumdan bağımsız çalışacaktır. Ve tabii bu model örtük olarak dönüşümü mümkün olan (reversible) bir toplumsal yapı varsayacaktır. Yani başka bir deyişle yeni koşullar oluşsa bile akıl aynı şekilde işleyecektir. Oysa Prigogine’in kaos toplumuna göre sistemler dengede olmayıp gerçek de açık ve belirsiz olduğu için insan rasyonalitesi de sabit bir araç olmaması gerekir. Daha doğrusu dengesizlik içinde oluşan bir pratik olabilir. Prigogoine’in dissipatif yapılarından hareketle nasıl fizikte enerji akışı sonrası oluşan dengesizlik sonrası yeni yapılar oluşuyorsa aynı şekilde krizler ve belirsizlik karşısında yeni rasyonalite biçimleri oluşuyor olabilir. Yani insan rasyonalitesi krizler ve belirsizlik karşısında değişime uğruyor denilebilir. O zaman buradan hareketle başta da söylediğimiz gibi homoeconomicus varsayımı geçersiz olacaktır. Kırılan eski yapıdan yeni yapılara geçildiğinde eski rasyonalite çalışmayacağından dolayı yeni ne mantıklıdır? sorusu ortaya çıkacaktır. Ve tabii eski rasyonalitenin çalışmaması yeni yapının yeni rasyonelleri olan entelektüeller ve bu kişilerden oluşan kurumları topluma yön gösterebilir. Fakat başta da belirttiğimiz gibi Prigogine liberal bir düşünür olduğundan toplumun genel dengesiz gidişatı hakkında doğru tespitleri olsa da toplumun daha eşit daha sosyal manada dönüşüm konuları onu elbette ilgilendirmez. O sadece determinist modellere karşı geleceğin belirsizlik ve kaos üzerine kurulu bir sistem üzerinde ilerlediğini anlatır. Yani diğer bir deyişle Prigogine’den hareketle sosyalist bir geleceğe ulaşmak mümkün değildir. Peki neden Prigogine önemlidir? Çünkü o geleceğin ucu açık dengesiz bir yapıya dayalı olduğunu söyleyerek hem neo-klasik öğretiyi çürütürken hem de yeni toplumsal patlamaların gelecekte var olacağının uyarısını yapmaktadır. Sol ideoloji bu öngörüden kendine pay çıkarabilir. Kısacası eski rasyonalitenin yerine geçen yeni rasyonalitenin adı seçilen yolun mantığı olacaktır. Bu bağlamda rasyonalite tarihsel olarak yeniden tanımlanan bir kriter olabilir. Örnek olarak günümüzdeki rasyonalite de piyasa her şeyi çözer cümlesi genel kabul görür. Fakat kriz ve kırılma anında sistem çalışmadığından aynı piyasa davranışı irrasyonel görünmeye başlar. O zaman yeni başka geçerli rasyonaliteler olacaktır, devlet müdahalesi, planlama, sosyal modeller vs. gibi. O zaman diyebiliriz ki rasyonalite düzenin içinde değil düzensizliğin içinde üretilir. Ya da diğer bir deyişle istikrarlı dönemlerde rasyonalite tekrar edilirken, kriz dönemlerinde ise icat edilir. Çünkü doğa geri döndürülemez süreçler üretir ve bu süreçler ikincil değil tersine kurucudur. O zaman fiziksel dünyanın geri döndürülemez olması karşısında toplumsal süreçleri de benzer olabileceğini düşünebiliriz. Buradan hareketle rasyonalite önceden belirlenmiş statik ve ekonomiyle sınırlı olmaktan öte bir şey olmalıdır. Diğer bir deyişle zaman dışı bir akıl olamaz zamanın içinde değişen gelişen bir akıl olacaktır. O zaman entropi sadece bozulmayı değil yeni yapıların çıkmasını sağlayacaktır. O zaman rasyonalite düzenin ürünü değil, düzensizliğin (krizin) içinden çıkan bir düşünce biçimidir. Prigogine’e göre sistemler belli bir noktada çatallaşır (bifurcation) işte o noktada en küçük bir olay bile büyük sonuçlar doğurabilir. Ve yeni düzen farklı mecralara ve geleceklere yönelebilir. Toplumsal rasyonalite doğadan kopuk statik, normatif bir homoeconomicus akıl yerine doğada geri döndürülemez süreçler içinde oluşan olandır.
Go to News Site