Collector
Pazara kalan emek | Collector
Pazara kalan emek
BirGün Gündem

Pazara kalan emek

Melbourne BirGün okurlarından Mehmet Doğan Bugün 1 Mayıs. Yıllar önce Broadmeadows bantlarında çalışırken 1 Mayıs’ın ne anlama geldiğini başka türlü hissederdik. Ama Melbourne’da bu tarih, hiçbir zaman takvimle birebir örtüşmedi. Çoğu zaman bir pazar gününe kaydırıldı. Daha çok insan katılsın diye, işten izin alınamasın diye, hayatın ritmi bozulmasın diye… Oysa bu şehir, 1856’da dünyada ilk kez sekiz saatlik iş gününü hayata geçiren yerdi. Bu yüzden emeğin günü burada 1 Mayıs’a değil, Mart’ın ikinci Pazartesi’sine yazıldı. Yani mesele aslında sadece bir tarih değil; emeğin hangi gün, hangi güçle hatırlandığı. Bir zamanlar gün değişse de anlam değişmezdi. Çünkü 1 Mayıs, sadece bir yürüyüş değildi. Hayatı durdurma iradesiydi. Fabrikaların sustuğu, makinelerin beklediği, şehrin yavaşladığı bir gündü. İşçi o gün sadece varlığını değil, yokluğunun gücünü de gösterirdi. “Ben olmazsam hiçbir şey olmaz” diyen bir sessizlik hâkim olurdu şehre. Bugün ise başka bir dünyadayız. Artık makineler durmuyor. Çünkü makinelerin yerini makineler aldı. Işığa ihtiyaç duymayan üretim hatları, insansız çalışan sistemler, yorulmayan robotlar… Ve en önemlisi: insan, giderek daha kolay ikame edilebilir hale geliyor. Eskiden işçi kalabalıktı; gücü buradan gelirdi. Aynı bantta, aynı vardiyada, aynı hayatın içinde yan yana dururdu. Bugün ise işçi dağınık. Yalnız. Çoğu zaman görünmez. Aynı işi yapan insanlar artık aynı yerde değil. Aynı hayatı paylaşmıyorlar. Ortak hayat dağıldıkça, ortak ses de zayıflıyor. İşte bu yüzden 1 Mayıs da değişiyor. Pazar gününe alınmış bir 1 Mayıs, ilk bakışta daha kapsayıcıdır. Daha çok insan gelir, aileler katılır, kalabalık büyür. Ama tam da burada görünmeyen bir kırılma başlar. Mücadele boş zamana sıkıştığında, hayatın merkezinden çekilir. İşçi, hakkını savunduğu günü “uygun olduğu zaman”a bıraktığında, o hak yavaş yavaş ağırlığını kaybeder. Çünkü tarih bize şunu açıkça gösterir: hiçbir hak, uygun zaman beklenerek kazanılmadı. Bugün daha sert bir gerçekle karşı karşıyayız. Eskiden işçi, üretimi durdurabildiği için güçlüydü. Bugün üretim, işçi olmadan da devam edebiliyor. Bu, sadece teknik bir değişim değil; emeğin tarihsel konumunu sarsan bir kırılmadır. Eğer emek, hayatı durdurma gücünü kaybederse, bir süre sonra hayat da emek olmadan akmaya başlar. İşte o zaman mesele sadece işsizlik olmaz. Mesele, emeğin değersizleşmesidir. Ve eğer bir gün emek, hayatın dışına itilecek kadar zayıflarsa, 1 Mayıs da takvimde kalan sıradan bir güne dönüşür. Kutlanır belki. Ama hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü 1 Mayıs’ı önemli kılan, hangi gün kutlandığı değil, hayatı ne kadar değiştirebildiğidir. Emeğin günü artık takvimde duruyor, ama hayatı durdurma gücü hâlâ aynı mı? Hatırlatma için; Melbourne dünyada 1856'da ilk 8 saatlik iş gününü uygular. 30 yıl sonra Şikago olayları sonrası 1 Mayıs ilan edilir. Melbourne'da Labour Day tatili var. Fakat 1958 den sonra Moomba Festivali ile şenlik havasına dönüşmüş. Bunun için 1 Mayıs resmi tatil değil.

Go to News Site