soL Haber
Tarihsel köklerini Chicago barikatlarından, sekiz saatlik iş günü mücadelesinden ve sömürüsüz bir dünya için ayağa kalkan işçi sınıfından alan; düzenle hesaplaşma günü 1 Mayıs geride kaldı. 1 Mayıs; otokratik, tek adamcı, otoriter ya da totaliter gibi sıfatlarla asıl karakteri perdelenen bir hesaplaşma değil, doğrudan kapitalist barbarlıkla bir yol ayrımı günüdür. Bu büyük tarihsel miras, nasıl olur da bir düzen partisinin halkla ilişkiler faaliyetine dönüştürülebilir? 1 Mayıs ne bir bayram tatili ne de bir bahar festivalidir. Kimsenin alana konser veya festival beklentisiyle geldiği de yoktur. 1 Mayıs, sermayenin karşısına dikilen iradenin ve başka bir dünya hayalinin ete kemiğe bürünmüş halidir. 1 Mayıs, ancak bu anlamla var olabilir; bu anlam zayıfladıkça da yok olur. Öyleyse şirket mantığıyla yönetilen belediyeler, ne hakla 1 Mayıs sahnelerini de ihaleye çıkarmaya başladılar? 1 Mayıs iradesi elbette sanatçıların şarkıları, şiirleri ve oyunlarıyla güçlenir. Ancak o siyasal irade yoksa, sanatın da sahnelerin de ses sistemlerinin ve teknik hazırlıkların da bir önemi kalmaz. Asıl olan işçi sınıfının siyasal iradesidir; o irade ortaya konduğunda geri kalan her şey teferruattır. Açık ve net konuşalım. CHP; programından kadrolarına, uzun vadeli politikalarından anlık reflekslerine kadar tepeden tırnağa bir patron partisidir. Meclis sıralarını dolduran patron milletvekillerinden Jeremy Rifkinli "temiz sermaye" güzellemelerine, holdinglere açılan kredilere kadar her şey bu sınıfsal karakterin ispatıdır. Bir dönem "beşli çete" diyerek mangalda kül bırakmadıklarına, halkın sermaye sınıfına duyduğu öfkeyi sadece beş şirkete yönlendirdiklerine de bakmayın. Menfaat sofrası kurulunca, o "çete" dedikleriyle bile aynı tasa nasıl kaşık salladıklarını hep beraber gördük. Daha 2025'in başında, o meşhur "çetenin" has evladı Kalyon İnşaat'a 22 milyar liralık Kirazlı-Halkalı metro ihalesini altın tepside sunan bizzat CHP yönetimi değil miydi? Üstelik bu işler sadece ihale vermekle de bitmiyor biliyorsunuz. Belediyeler "kaynak bulduk" diye övünerek uluslararası merkezlerden krediler çekiyor ve bu paralar ihale sistemiyle olduğu gibi holdinglerin kasasına giriyor. Halkın geleceği borçlandırılırken, büyük şirketler kâr üstüne kâr açıklıyor. Yerel yönetimler yasası ihaleciliği, yağmacılığı resmen yasallaştırıyor ve kimse bunu sorgulamıyor. Çünkü hepsi parayı ve patronları seviyor, hepsi onlara çalışıyor. Bunu hem AKP hem CHP yapıyor ama sonra birileri çıkıp 1 Mayıs meydanında hak hukuk dersi vermeye kalkıyor... Hal böyleyken, 1 Mayıs kürsüsünün hangi akla hizmet tek bir isme teslim edilebildiğini ve sahnelerin nasıl bir CHP mitingine dönüştürüldüğünü sormak zorundayız. Buna kim, hangi yetkiyle, hangi mekanizmayla karar veriyor? Neden 1 Mayıs kürsüsü kapitalist sistemin taşıyıcı kolonlarına, ihale dağıtıcılarına emanet ediliyor? İzmir'de Cemil Tugay’ın "Sahneyi biz kurduk, parayı biz verdik" sözü bir itiraf oldu. Soralım o halde: İzmir'deki o mitingi belediye mi düzenliyordu? Belediye bir destekte bulunacaksa şart mı ileri sürdü? Şartı hangi yasaya dayanarak ileri sürdü? Bu şartlar düzenleyiciler tarafından kabul mü gördü? Belediyesiz sahne kurulamıyor muydu? Çok mu gerekiyordu belediyenin desteği? Son olarak, Belediye birilerinin babasının malı mı? Kurtla yiyip çobanla ağlıyorlar! Bir yandan SODEMSEN gibi yapılarla belediyeleri CEO edasıyla yönetecek, işçinin üç kuruşunun hesabını yapıp onu kapı önüne koyacaksın; diğer yandan 1 Mayıs'ta işçiyle saf tutuyormuş gibi yapıp kırmızı halıda yürüyeceksin. Bu ikiyüzlülük artık dikiş tutmuyor. Özgür Özel kürsüde çıkmış "emekçilerin iktidarı" kurulsun diyor seneye 1 Mayıs için. Hedeflediği kendi iktidarı emekçilerin iktidarı olacakmış yani! Yuh diyeceğim ama o da haklı... Hani şeyh uçmaz, mürit uçurur derler ya. Sen 1 Mayıs kürsüsünü sermaye bekçisi partilerin eline teslim edersen, onlar da gelir ve role girer elbette. Emekçilerin sömürüldüğü düzen kapitalizm. Sizin düzen... Bir hükümet düşer, bir "tek adam" gider; ancak asıl mesele, adını koymaktan çekindiğiniz bu düzenin ta kendisi. Neyse ki memleketin 1 Mayıs'ı yalnız bu maskeli balodan ibaret değildi. TKP'nin girişimi, ilerici sendika şubeleri ve cumhuriyetçi çevrelerin desteğiyle dört meydanda gerçekleşen işçi mitingleri, bu kuşatmayı yaran en somut cevaptı. İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana'da yükselen ses; işçi sınıfının muhtaç değil, muktedir olduğunu, birilerinin otobüsüne yolcu olmayacağını, aksine hayatın ve geleceğin tek sahibi olduğunu hatırlattı. 1 Mayıs'ı uzlaşmacılıktan, heyecansızlıktan ve ruhsuzluktan kurtaracak yeni bir yolun işaret fişeği atılmış oldu. Nerede, hangi meydanda olursa olsun, mücadele gününde sokağa çıkan herkesin iradesi değerlidir. O iradenin hakkını mutlaka vereceğiz. Kapitalist sömürü düzeninin karşısına dikilen işçi sınıfının 1 Mayısları daha da güçlenecek.
Go to News Site