BirGün Gazetesi
Bu ülkede bağımsız gazetecilik yapmak ağır bedeller ödemeyi gerektiriyor. Biliyorsunuz, bayramda akraba ziyareti için gittiğim Tokat’ta gözaltına alınıp Ankara’da tutuklandım. Bugün itibarıyla 42 gündür cezaevindeyim. Gözaltı gerekçemde aylar önceki bir haber yer alırken, beni tutuklayabilmek için sonradan üç haberimi daha ekleyip dosyamı şişirdiler. Daha sonrası herkesin malumu; beni susturmak amacıyla cezaevine attılar. İşin gerçeği beni sadece onları rahatsız eden haberlerden dolayı değil, asıl bundan sonra yapacağım haberleri engellemek için susturmak istediler. Şunu da biliyorsunuz, tüm medyanın belki yüzde 95’i ellerinde. Buna rağmen bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıdaki medya organından ve işini layıkıyla yapmaya çalışan, kaleminin onurunu elinden düşürmeyen biz gazetecilerden korkuyorlar. Çünkü kürsülerden anlattıkları masallara, ambalajlayıp satmaya kalktıkları yalanlara artık kimseyi inandıramıyorlar. Halkın gerçeği ile onların kurgudan ibaret dünyası arasındaki uçurum giderek derinleşiyor. Rant odaklarından mafyatik ilişkilere, tarikat karanlığından liyakatsiz atamalara, depremde yıkılan binaların kaçan müteah- hitlerinden trafikte yaşamdan koparılan 17 yaşındaki kuryenin katillerine dek neyi anlatırsak onlara daima rahatsızlık verdik. Ve bunun bedelini cezaevine atılarak ödüyoruz. Elbette bugün ne yaşıyorsam bir gün başıma gelebileceği ihtimalini hep biliyordum. Hakkımda, yaptığım haberlerden dolayı daha önce de onlarca kez dava açıldı, defalarca ifade verdim. Ancak bunlar da yetmemiş olacak ki beni susturmak için bu kez tüm güçleriyle seferber oldular. Ama hesap etmedikleri bir şey vardı, şartlar ve koşulların bahanesine hiç sığınmadım, içeride de kalemi elden bırakmadım. Bildiğiniz üzere yalnızca ben değil, gazeteci büyüğüm Merdan Yanardağ casusluk suçlamasıyla aylardır cezaevinde. Üstelik TELE1’e kayyum atandı ve yok pahasına satışa çıkarıldı. Meslektaşım Alican Uludağ 70 günden uzun süredir cezaevinde. Sadece gazeteciler de değil, işçilerin hakkını canla başla savunan sendikacı Mehmet Türkmen, Akbelen ormanlarında ağacı, suyu, toprağı için bedenini siper eden yaşam savunucusu Esra Işık cezaevinde... Şimdi sormak gerekiyor… Her birimiz farklı alanlarda mücadele eden gazeteci, sendikacı, yaşam savunucusu ya da siyasetçiler olarak “Biz neden cezaevindeyiz?” Bunun yanıtını ülkenin bugün geldiği yere ve eğer birleşmezsek gideceği yakın gelecekte bulmak pekâlâ mümkün. *** Bugün çok net bir yol ayrımındayız. Ya gazeteciliğe sahip çıkacağız ya da bitimsiz bir sessizliğe razı olacağız. Ya gerçeği savunmaya devam edeceğiz ya da yalanlara teslim olacağız. Ya sesi kısılanların, haksızlığa uğrayanların, cebindeki üç kuruşa göz dikilenlerin yanında olacağız ya da bir avuç rant odağının, tarikatçının, kanun tanımazın ülkeyi uçuruma sürüklemesine izin vereceğiz. Elbette işimiz kolay değil, hiçbir zaman da öyle olmadı. Uğur Mumculardan bugünlere, bugünlerden geleceğe uzanan o onurlu tarihe layık olmaya çalışacağız. Nazım’ın şiirinden esinle bitirirken, ya ölü yıldızlara götüreceğiz bu hayatı ya da dünyamıza inecek karanlık.
Go to News Site