BirGün Gazetesi
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu –TÜBİTAK, geçtiğimiz günlerde Araştırma-Geliştirme-Ar-Ge Destek Programı kapsamında “İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teknolojik Analizi (VII-XI yy)” konulu bir araştırmaya destek verdi. Bursa Uludağ Üniversitesi, Fen ve Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümünden bir grup araştırmacı, üç milyon TL karşılığında ve üç yılda bu çalışmayı gerçekleştirecek. Bu araştırma desteği kimi üniversite çevrelerinden yoğun eleştiri aldı. Konunun ülkemizin bilim ve araştırma gelişimi bağlamında ve olabildiğince nesnel bir biçimde değerlendirilmesi gerekiyor. TÜBİTAK’IN BİLİMLE SINAVI TÜBİTAK, Cumhuriyet’in, “bilimin yol göstericiliği” ilkesini daha ileriye götürmek üzere 1963’te kuruldu. Kurum, o yıllarda ekonomik ve toplumsal gelişmenin kalkınma planlarına bağlanmasının çok önemli bir ayağı olarak, temel bilimlerle mühendislik alanlarında, bilim, teknoloji ve yenilik çalışmalarına, genç bilim insanlarını destekleme, AR-GE projeleri yürütme ve bilimsel yayınlar yapma amacıyla, en üst kurum olarak oluşturuldu. Bu amaçları doğrultusunda başarılı çalışmalar yapan TÜBİTAK özgün niteliğini AKP iktidar yıllarına dek büyük ölçüde korudu. TÜBİTAK Kanunu değişikliği (29 Haziran 2005 tarihli ve 5376 sayılı Kanun), kurumun başkanını ve üst yönetimini seçme ve atama yetkileri Başbakana verildi. Böylece asla yapılmaması gereken bir şey yapılmış oldu: bilim siyasetin emrine verildi. Benzer bir süreç, o yıllardan başlayarak, aşama, aşama üniversite rektörlerinin Cumhurbaşkanı tarafından saptanmasına da uzandı. Sonrasında yaşanan çok önemli “üç olay” TÜBİTAK’ın bu durumunu anlatıyor; Darwin Yasağı, CERN üyeliği ve Şamilgil olayı. İlkinde, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu- UNESCO ve Uluslararası Biyolojik Bilimler Birliği -IUBS Darwin’in 200’üncü doğum yıldönümü ve "Türlerin Kökeni" adlı eserinin yayımlanmasının 150. yılı nedeniyle 2009’u "Darwin Yılı" ilan ettiler. Dünya- nın en önemli bilim kurumları Darwin’i çeşitli faaliyetlerle anıyor; önde gelen bilim dergileri yazılar yayımlıyordu. TÜBİTAK yayını olan çok saygın Bilim ve Teknik Dergisi de, Mart 2009’da “kapak konusu” olarak Darwin’i seçti. Ancak, derginin basımı aşamasında bu girişim TÜBİTAK üst yönetimi tarafından engellendi. Elbette kamuoyuna hiçbir açıklama yapılması gereği duyulmadı ve birçok dergi çalışanı işinden oldu. Bu bağlamda bir başka olumsuzluk daha yaşandı:18 Temmuz 2017’de kesinleşen ders programında, lise biyoloji derslerinin "Hayatın Başlangıcı ve Evrim" konusu, tamamıyla kaldırıldı. TÜBİTAK, bilimden uzaklaşma anlamına gelen bu yasaklamaya da karşı çıkmadı. İkinci olay, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi- CERN üyeliğidir. Bilinmesi gerekir ki, CERN, “maddenin en temel yapı taşlarını ya da parçacıkları, yüksek enerjiler- de çarpıştırarak” Evrenin işleyişini ya da nasıl çalıştığını anlamak amaçlı ve "barış için bilim" odaklı bir merkezdir. Bilimsel gelişmede uluslararası işbirlikleri çok önemlidir. Türkiye önce gözlemci sonra da aday üye olarak CERN ile yıllarca işbirliği yaptı; 2012 yılı sonunda ülkemizin “aday üyelikten tam üyeliğe geçmesi” AKP iktidarı tarafından reddedildi; ret kararı, ne yazık ki, TÜBİTAK ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu –TAEK ortak önerisiyle alındı. Sırbistan ve Günay Kıbrıs tam üye oldular. Üçüncüsü, İlayda Şamilgil, lise döneminde “sıvılardaki su oranını mıknatısla ölçen fizik” projesiyle TÜBİTAK yarışmasında dereceye giremeyip elendikten sonra, aynı projeyle Polonya’da düzenlenen uluslararası "First Step to Nobel Prize in Physics" yarışmasında “dünya birincisi” oldu; şimdilerde ABD-Ulusal Havacılık ve Uzay Birimi-NASA’da çalışıyor! YAĞMUR DUASI Bilindiği gibi, Doğu Karadeniz, kimi zaman kesintisiz 40-45 gün süren yoğun yağış alır. Çocukluğumda evini geçindirmek için bağ-bahçe işlerinde çalışmak zorunda olan annem Emine, “ne olur yağmur yağmasın” diye dua ederdi. Diğer taraftan, Orta ve Doğu Anadolu’da, “yağmur yağsın” duasına çıkılması yerleşik bir gelenektir. Ayrıca, yağmur konusunda çok önemli bir gelişme de on yıllardır uygulanan, “yağmur tohumlama ya da yağmur ekimi” denilen, kimi kimyasal maddeler kullanılarak bulutlardan yağmur elde edilmesidir. O bilim ve teknoloji yoksulu Körfez ülkeleri bile “bulut hırsızlığı” yapmayı başarıyor. İsrail, yapay yağmurun öncülerinden. Günümüzde de Çin yapay yağmur teknolojisinde uzak ara önde gidiyor. Başa dönersek, gazetemiz BirGün’de, H. Tuğçe Şener, kutlanması gereken güzel bir yazıyla TÜBİTAK’ın desteklediği araştırmanın bilimsel önemini, uluslararası işbirliği boyutunu ele alarak, çok ayrıntılı bir biçimde inceledi (26 Nisan) ve “3 milyon TL’lik Soru”: diyerek, şu yaşamsal soruyu sordu: “dünü incelemek mi, yarını inşa etmek mi?” Evrim’i reddettiğinizde, CERN’in içinde yer almadığınızda ve Şamilgil türü önerileri görmediğinizde yalnızca dünde, “dünü” incelemekte kalma olasılığı var ve bu durum, yarınları anlamaya yardımcı olamıyor. Aslında, dün ve yarın ile birlikte, bugünü de asla atlamamak gerekiyor: Her yıl yaşanan yaygın orman yangınlarının ve maden sahası açılması için orman varlığının talan edilmesinin, ülkenin yağmur durumuna olası olumsuz etkileri araştırılmıyor! *** Bir Mayıs Kutlu Olsun!
Go to News Site