Collector
Haritayı bu kez doğa çiziyor | Collector
Haritayı bu kez doğa çiziyor
Milliyet Yazarlar

Haritayı bu kez doğa çiziyor

Dünyanın bize uzak olmayan birçok köşesinde silahlar ateşleniyor. Bazı cephelerde savaş sürüyor, bazı yerlerde namluların ateşi tam sönmüş değil. İran’da kırılgan da olsa bir ateşkes havası var. Ama ateşkes bile bize şunu hatırlatıyor: Savaşların bir başlangıcı, bazen bir molası, çoğu zaman da oturulacak bir masası olur. Peki ya iklim krizinin? Bombaların, füzelerin, orduların yıkımı elbette çok ağır. Şehirleri yakıyor, insanları yerinden ediyor, hayatları karartıyor. Fakat insanlık bugün daha yaygın ve daha kalıcı bir felaketle karşı karşıya. Üstelik bu felaket her zaman gürültüyle gelmiyor. Bazen yağmur yağmıyor. Bazen baraj dolmuyor. Bazen toprak çatlıyor. Bazen bir kent, düşman orduları kapısına dayandığı için değil, suyu kalmadığı için yerinden oynuyor. Bakın Tahran’a. Yıllardır siyasi gerilimlerle, ambargolarla, savaşla anıldı. Fakat bugün Tahran’ı zorlayan en ağır meselelerden biri susuzluk. İran’da başkentin taşınması artık açıkça konuşulan bir seçenek. Uzayan kuraklık ve azalan yağışlar başkentin su kaynaklarını tüketiyor. Yeraltı suları çekildikçe zemin oturuyor. Kent, kelimenin gerçek anlamıyla kendi içine çöküyor. Bir devletin başkentini bombalardan değil, susuzluktan dolayı değiştirmeyi planlaması çağımızın en ürkütücü gerçeklerinden biri. “Son günlerde İran’a yağmur yağmadı mı?” diye soranlar çıkacaktır. Yağdı. Irak’ta da, İran’ın bazı bölgelerinde de şiddetli yağışlar görüldü. Ama birkaç gün yağan yağmur, yıllardır boşalan yeraltı sularını, çöken zemini ve kuruyan barajları doldurmaya yetmiyor. Zaten uzun susuzluk dönemleriyle, ani ve yıkıcı yağışların peş peşe yaşanması da iklim krizinin parçası. Tahran kuraklıkla boğuşurken, Cakarta bu hikâyenin daha ileri aşamasını yaşıyor. Endonezya, başkent taşıma fikrini çoktan somut bir projeye dönüştürdü. Cakarta, dünyanın en hızlı batan büyük şehirlerinden biri. Deniz yükseliyor, zemin çöküyor, nüfus baskısı artıyor. Hükümet, Borneo Adası’nda Nusantara adıyla yeni bir başkent inşa ediyor. Dışarıdan bakınca bu büyük bir imar hamlesi gibi görünebilir. Oysa bir şehir yerinden oynadığında geride yalnız binalar kalmıyor. Eski pazarlar, çocukluk sokakları, mahalle duygusu, komşuluk ilişkileri ve gündelik hayatın ritmi de yara alıyor. Başkentler bu kırılmanın en görünür örnekleri. Ama mesele başkentlerle sınırlı değil. Kıyı şehirleri yükselen denizle, iç bölgeler kuraklıkla, tarım havzaları susuzlukla, büyük metropoller sıcak hava dalgalarıyla sınanacak. Bazı yerler boşalacak, bazıları yeni göçlerle kalabalıklaşacak. Elbette sonunda zengin fakir herkes bu sarsıntıdan payını alacak. Kirlenen hava, kuruyan barajlar, bozulan gıda zinciri ve artan sıcaklıklar kimseye tümüyle güvenli bir ada bırakmayacak. Yine de krizin yükü herkese eşit dağılmıyor. Zenginler daha güvenli bölgelere taşınabiliyor, su deposu yaptırabiliyor, serin evlerde yaşayabiliyorlar. Yoksullar ise batan mahallelerde, kuruyan tarlalarda, pahalılaşan suyun ve kirlenen havanın ortasında kalıyor. Önümüzdeki yıllarda insanlar yalnız daha iyi bir hayat için değil, yaşanabilir bir hayat için de göç edecek. Suya, serinliğe, güvenli mahallelere ve dayanıklı altyapıya yakın olmak yeni bir ayrıcalığa dönüşecek. Bu göçler gidilen yerlerde gerilim yaratacak. Gıda ve konut fiyatlarını artıracak. Bugün İran’da namlular susmuş olabilir. Yarın liderler el sıkışabilir, anlaşmalar imzalanabilir. Fakat iklim kriziyle masaya oturamıyoruz. Ertelenen her karar, daha ağır bir faturaya dönüşüyor. Bu yüzden Kasım ayında Antalya’da toplanacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, yani COP31, insanlığın en kritik iklim sınavlarından biri olacak. Henüz her şey kaybedilmiş değil, ama vakit hızla daralıyor. Daha cesur kararlar almak ve o kararları kâğıt üzerinde bırakmamak zorundayız. Maalesef iklim krizi bizler için uzak ülkelerin bir çevre haberi değil. Bizim şehirlerimiz, suyumuz, kıyılarımız, tarımımız da aynı zorlu sınavdan geçiyor. Doğa haritayı yeniden çizmeye başladı; ama şehirlerimizi, suyumuzu ve geleceğimizi korumak hâlâ bizim elimizde. Yeter ki bunu yarına bırakmayalım.

Go to News Site