Milliyet Yazarlar
■ Tedesco, Fenerbahçe’ye gelen en kariyerli hoca değildi, taktik bilgisi en üst seviyede olan, dünya genelinde adı başarının garanti belgesi sayılan hocalardan birisi de değildi. Buna karşın İstanbul ve Stuttgart havalimanlarındaki sevgi çemberi üzerinde düşünmemiz gereken dersler içeriyor. En büyük ders, gelen nesillerin doğru duruş ve tevazuya verdikleri önem. Tedesco’nun yaşadığı sevgi çemberi aslında doğru duruşu ve tevazuyu ne kadar özlediğimizin de bir göstergesi. ■ Tedesco’nun en büyük başarısı hepimizi Fenerbahçe’ye aidiyetine inandırmak ve elinden gelenin en iyisini yaptığına ikna etmek oldu. İletişim stratejisini karizma pazarlaması ya da bitirim cümleler kurmak yerine ölçülü kelimeler ve zor zamanlarda sorumluluk almak üzerine kurdu. Aidiyet, sorumluluk alma ve çaba arayışımız da sadece futbol sahalarıyla sınırlı değil aslında. Ofisten, aile ilişkilerine kadar hayatın birçok alanında özlediğimiz bir davranış biçimi bu. ■ Makamlar sorumluluklar kadar avantajlar da getirir. Tedesco’nun Boğaz’da yat turu ve lüks bir balıkçıda fotoğrafını gördüm mü emin değilim. Göreve başladığı zaman Samandıra’da geçirdiği zaman medya tarafından biraz abartılmış olsa da işinin sorumluluğunu öne alan, avantajlarını ikinci plana koyan adam portresini hepimiz sevdik. Stadyum dışındaki hayatlarımızda bu örneğe de hasretiz. ■ Tedesco’yu meslektaşlarından ayıran bir diğer özelliği kriz yönetimi oldu. İşlerin kötü gittiği bir yerde her gün çalışanlara fırça atmakla, krizi kurum değil kendi adına en az zararla atlatmaya çalışmak arasında aslında bir fark yoktur. Tedesco oyuncularına zaman ayırdı, korkutmak yerine önlerine hedef koyup, o hedefe ulaşmak için yapılması gerekenleri sıraladı. Mourinho’nun yapmadığı liderliği yapan Tedesco oldu. ■ “Zaferin babası çoktur, yenilgi öksüzdür” sözünün değerini en iyi bilen adam sanırım Tedesco. Zorlu galibiyetlerin ardından soyunma odasından paylaşılan videoları tekrar izledim. Tedesco o filmlerin “esas oğlanı” olmaya çalışmamış. Liderliğini beklenmeyen sonuçlar ve mağlubiyetlerden sonra sorumluluğu alan, oyuncularımı rahat bırakın diyen şekilde sergilemiş. ■ Uçak kazası belgesellerinin neredeyse tamamını seyrettim. Aklımda en çok kalan şey, kazaların tek bir sebebi olmadığı, bir kazanın birden çok etmenden kaynaklandığı olmuştu. Tedesco’nun bize verdiği en büyük ders aslında hep bir suçlu arayan yanımızı sorguladığı cümleler oldu. Kaçan bir şampiyonluğu sadece teknik adama, sadece bir futbolcuya, sadece yönetime bağlamaya çalışıyoruz. Hataların kollektif olabileceği aklımıza gelse de işimize gelmiyor. Sonra tek bir suçlu ilan edip, kollektif hataların tamamını düzeltmeye çalışmıyoruz. ■ Saygınlık ile popülarite arasındaki tercihlerimiz hep popülariteden yana olmuştu. Tedesco ilk kez saygınlığın popülariteden daha değerli olabileceğini gösterdi hepimize. Giderken geleceğe dair bıraktığı en büyük umut kırıntısı bu oldu. ■ Kendisini “Yarı Tanrı” gören teknik direktörler dönemi dünyada sona eriyor. Jesus’un kibir dolu sakız çiğneyişi, Mourinho’nun suratına asılı alaycı gülümseyişi artık gerilerde kaldı. Fenerbahçe bir sonraki Hoca tercihinde yine dünyaca ünlü isimlerle anlaşabilir ama adını Fenerbahçe’den daha önemli gören bir teknik direktörle anlaşmaması gerektiğini mutlaka kavramış olmalı. ■ Tedesco, heyecanı ve tutkusunu, olması gereken yerde, saha kenarında yaşadı. Kazanan rakibini tebrik etmeyi başaran hali bile aslında üzerinde durmamız gereken, rekabet ile düşmanlık arasındaki fark adına tekrar düşünmemiz gereken bir nokta. Trump’ın meze olduğu Kürt kavgası... Cuma günü ABD Başkanı Trump’a, Irak’ın kuzeyine yollanan silahlar soruldu. Soruyu soran Erbil merkezli, Barzani Ailesi’ne yakın K24’ün muhabiriydi, ABD Başkanı da iki Kürt grup arasındaki kavgaya meze olduğunu fark etmeden soruya cevap verdi. Trump’ın meze yapıldığı bu Kürt kavgasını açarak anlatayım: KDP ve KYB, biri Barzani diğeri Talabani Ailesi’nin liderliğini yaptığı iki ayrı parti. Bu iki parti arasında yaşanan görüş ayrılıklarının zaman zaman iç savaş pozisyonuna geldiğini geçmişten biliyoruz. 1994’te başlayan çatışmalar, 1996’da bir iç savaşa döndü ve biri Erbil diğeri Süleymaniye merkezli iki ayrı yönetim oluştu. O günden beri süren kontrollü gerginlik şimdi bir kez daha artmış durumda. KDP; yerel parlamento seçimlerinde, kendilerinin 39, KYB’nin 23 sandalye kazandığını ve buna göre bir dağılım yapılması gerektiğini savunuyor. KYB’yse 15 sandalyesi bulunan Yeni Nesil Hareketi’yle ittifak kurduklarını ve gücün yüzde 50-50 paylaşılması gerektiğini savunuyor. Hatta tek milletvekiline sahip olan Goran Hareketi de KYB ile iş birliği konusunda ikiye bölünmüş durumda, Zergata kanadı KYB ile görüşme yok derken, Kürdsat kanadı görüşmeyi doğruluyor. Siyasi gerginlik sadece bununla sınırlı değil. KYB’nin adayı, Nizar Amidi’nin KDP’nin boykotuna rağmen Irak Cumhurbaşkanı seçilmesi, KDP tarafından “Kürt ulusal birliğine darbe” olarak tanımlanıyor. Irak’ın kuzeyinden gelen son bilgiler, iki parti arasında artık temasın kalmadığı, iplerin koptuğu yolunda. Bölgede iki Kürt grup arasında çıkacak muhtemel bir iç çatışma, hem alev topu halindeki bölgemizdeki ateşi büyütür hem de Mart’ta yeniden başlayan Kerkük-Ceyhan petrol ihracatına darbe vurabilir. Bu da Hürmüz nedeniyle sıkıntı yaşanan petrol arzında günde 170 ile 250 bin varil arasında yeni bir arz açığı yaratır. Gerek Terörsüz Türkiye gerekse petrol arzı açısından Irak’ın kuzeyinde olan bitenleri dikkatle izlememiz lazım…
Go to News Site