soL Haber
Albay Panagakos emperyalizmin gazıyla sürdürülen Anadolu işgali sırasında silah altına alınmış ve işgal güçlerine zorla katılarak Anadolu’ya gelmiş pek çok Yunan komünistinin çarpışmalar sırasında silahlarını bırakarak “Çok Yaşa Kemal!” diye bağırdıklarını not etmiş. Dahası Anadolu cephesinde işler iyi gitmeyince işgal ordusu içinden komünistlik şüphesiyle tutuklananların sayısının en az 60 bin olduğu da kayıtlara geçmiş. 1 Bunlar deniz yoluyla gerisin geriye Yunanistan’a gönderilmişler. Pek çoğu çok ağır cezalara çarptırılmışlar. Çarptırıldılar çünkü Yunan gericiliği yenilgiden KKE’nin (Yunanistan Komünist Partisi) doğrudan sorumlu olduğunu iddia ediyordu. Hatta Yunan komünistlerin Kemalistlerle ittifak kurdukları, Kemalistlerin Yunan askerleri arasında KKE broşürlerini dağıttıkları da öne sürüldü. Bu nedenle 1921 ile 1922 yılları Yunan komünistleri açısından kovuşturma, baskı, zulüm ile dolu yıllar olarak tarihe geçtiler. 1921 Mart’ında Yunan demiryolu işçileri çok büyük bir greve gittiler. Her işçi grevinde olduğu gibi ücretler, hayat şartları ve işyerindeki sermaye baskısı grevde atılan sloganların temel temalarıydı. Bu alışıldık bir durumdu. Ancak Yunan gericiliği açısından asıl tehdit edici olanı demiryolcuların Anadolu’ya silah, mühimmat ve asker sevkiyatının hemen durdurulması yönündeki istekleriydi. Yunan Megalo İdea gericiliği açısından alarma geçirici asıl istek buydu. 300 demiryolcu tutuklandı ve vatana ihanetle suçlandı. Bu grevin de KKE’nin işi olduğu ve KKE’nin de emirleri Moskova’dan, Bolşevik Rusya’dan aldığı suçlaması Yunan sağının ağzına pelesenk oldu. Öyle ya, Bolşevik Rusya, Kemalist Türkiye’nin dostuydu. Rus işçileri, Türkiye’de cereyan edenin bir burjuva devrimi olduğunu biliyor, ama cephede bu devrim için kanlarını döken Anadolulu işçi ve köylüler ile kardeş olduklarını hissediyorlardı. Bu halkaya Yunan işçilerini de eklemek zor değildi. Halkların Rusya Enformasyon Bürosu (Peoples’ Russia Information Bureau) 1918 Eylül’ünde İngiltere’de kuruldu. Çok sayıda işçi örgütlenmesini ve kadın örgütlerini çatısı altında barındırıyordu. Kurucuları arasında ünlü sosyalist feminist Sylvia Pankhurst de vardı. Büro’nun amacı Rusya’daki devrim hakkında doğru haber ve bilgi üretmek idi, ancak bir süre sonra basit bir enformasyon bürosunun sahip olduğu işlevlerin ötesine geçerek daha siyasal bir vizyona sahip oldu. Bolşevik Devrimi’ne emperyalist müdahaleye karşı çok sayıda eylem örgütledi Büro. Büro’yu kuranlar Mart 1919’da Rusya’dan Elinizi Çekin komitesini (Hands off Russia) de kurdular, kurucu kadro içinde yine Sylvia Pankhurst ve Britanya Komünist Partisi genel sekreteri olacak Harry Pollitt de vardı. 2 Bu komite Britanya’nın Anti-Bolşevik koalisyona silah ve mühimmat yardımı yapmasını engellemeye çalışıyordu. En büyük eylemi ise Jolly George isimli mühimmat gemisinin yola çıkmasını engellemek oldu. Gemi karşı devrimci Pilsudski’nin Polonyalı alaylarına, Bolşeviklerle savaşırken kullansınlar diye mühimmat götürecekti. Ama Londralı dok işçileri ve kömür hamalları mühimmatın yüklenmesini ve geminin yola çıkmasını engellediler. Ancak onlar yalnız değillerdi. Kuzeyde İskoçya’da, özellikle Glasgow ve Edinburgh gibi büyük şehirlerde örgütlü Clyde İşçi Komitesi (Clyde Workers Committee, CWC) Bolşevik Devrimi’ne ve Rus işçi sınıfına yönelik büyük bir destek sergiliyordu. 1919 yılında özellikle Glasgow’da büyük grevler silsilesi patladı. Grevleri organize eden örgütlerden biri de CWC idi. Grevler özellikle Kıta Avrupa’sında yükselen işçi radikalizminden ve devrim çabalarından (Rusya, Almanya, İtalya…) çok etkilenmişti. Grevler süresince tekrarlanan taleplerden biri de Bolşevik Devrimi’ne müdahale edilmemesiydi. Anlaşılan Britanya işçi sınıfı, Rus sınıftaşının devrimine kardeşlik elini uzatıyordu. Bunu sadece sendika liderleri ve yerel polis teşkilatları değil, ülkeyi yönetenler de anlamışlardı herhalde. Söz konusu grevler sürerken Fransa’da Paris’te dünya tarihinin en önemli barış konferanslarından biri sürmekteydi. I. Dünya Savaşı’nın galipleri Paris’te ucu Versay Barış Anlaşması’na varacak barış görüşmelerini yürütüyorlardı, hem de liderler düzeyinde. Woodrow Wilson ABD adına, Lloyd George Britanya adına ve Clemenceau da Fransa adına oradaydılar. Galip emperyalistler bir masanın etrafında Almanya’ya kesilecek cezaya ve savaş sonrası dünyanın nasıl şekilleneceğine karar verirlerken fırsat bu fırsat diyerek meramını anlatmak isteyen herkes oradaydı. Örneğin imparatorluklar dağılırken devlet kurmak isteyen ya da sınır sorunu olan Doğu Avrupalı milliyetçiler oradaydı. Kadınlara evrensel seçme ve seçilme hakkı isteyen kadın hareketi temsilcileri oradaydı. Sömürgelerden gelen ve siyasi bağımsızlık kovalayan azgelişmiş dünya siyasetçileri ve aydınları oradaydı. Herkes kendi dertlerini büyük emperyalistlere anlatmak istiyordu. Karşı devrimci Beyaz Ruslar da oradaydı. Malum Rusya iç savaşı yaşıyordu ve karşı devrimci Ruslar açıktan emperyalist müdahale istiyorlardı. Rusya’ya doğrudan emperyalist müdahale isteyen sadece karşı devrimci Ruslar değildi, emperyalist ülkelerin müdahaleci politikacıları da ordaydı. Örneğin Bolşevik Devrimi’nin doğrudan askeri müdahale ile ezilmesini isteyen Winston Churchill ikide bir Paris’e geliyor ve Lloyd George’u ikna etmeye çalışıyordu. Keza Fransız tutucular ve bankacılar da Clemenceau’nun ensesinde boza pişirmekle meşguldüler (Bolşevikler iktidarı alınca ilk ilan ettikleri şeylerden biri de Rusya’nın borçlarını ödemeyecekleri idi, ki bu borçların büyük bir bölümü Fransız ve Belçikalı bankalardan alınmıştı). Ancak her ikisi de doğrudan askeri müdahalenin riskli olduğunu biliyorlardı. Öncelikle zaten dört yıl savaşmış ve dört gözle terhisi bekleyen askerleri Rus steplerine sürmek bile bile isyanı çağırmak anlamına gelecekti. İkincisi de -orduyu hızlı terhis etmelerinin de nedeni- askerlerin arasında görünmeyen bir isyanın ruhu dolaşıyordu. Örneğin İngiliz askerleri denizaşırı yeni bir maceraya atılmamak için Folkestone, Kent’te ayaklanmışlardı. 3 Rusya’da ve Almanya’da ellerinde silah olan askerler aslında ya işçi ya da köylü çocuklarıydılar ve özelikle de Rusya’da devrimin ateşini en başta onlar yaktılar. Asker Sovyeti meselesi hafife alınacak bir mesele değildi. Dahası savaşın hemen ertesinde kapitalizm tarumar durumdayken büyük metropollerin ve gelişmiş ülkelerin tamamı büyük grev dalgalarıyla sarsılmaktaydı. Avusturya’da, Macaristan’da, Almanya’da, İtalya’da ve başka yerlerde işçi sınıfı fabrikaları ve şehirleri ele geçirmeye başlamıştı. Silahaltındaki işçiler terhis ve barış, silah altında olmayan işçiler ise daha hakkaniyetli bir dünya ister gibiydiler. Bu kitleyi Rusya’daki sınıf kardeşlerinin yaptığı devrimin üstüne yürütmeye kalkmak oldukça riskliydi açıkçası. Hatta herhangi bir yere yürütmek tehlikeliydi. Örneğin İngiliz emperyalizmi doğrudan müdahale yerine Türkiye’de işgal için neden Yunan ordusunu seçmişti? Çünkü Britanya ordusundaki işçiler artık çarpışmak istemiyorlardı (bunu çeşitli vesilelerle gösterdiler). Hele hele hakkaniyetsiz, emperyalist savaşlarda savaşmayı hiç ama hiç istemiyorlardı. Bu nedenle bir tilki kadar kurnaz Lloyd George ve Clemenceau doğrudan müdahale yerine Rusya’da savaşan beyaz orduları dolaylı olarak desteklemeyi tercih ettiler. Varsın ateşten kestaneleri başkası alsındı. Böylece Rus işçi sınıfının devrimi, Britanyalı ve Fransız işçilerin pasif direnişinin yarattığı müdahalesizlik ortamında karşı devrimi yendi. Yunan işçi sınıfının savaş karşıtlığı Anadolu Devrimi’nin elini rahatlattı. Yunan işçi sınıfından ülkemizin işçi sınıfına ve köylülerine uzatılmış el sadece yardımseverlikten veya alicenaplıktan kaynaklanmadı. Bu “dünyanın tüm işçileri birleşin!” diyenlerin hitap ettiği, hatırlatmaya çalıştığı, her zaman gözlemlenmese de, orada duran bir nesnel olgunun, işçi sınıfının bölünmez bütünlüğünün doğal bir sonucuydu. İşçi sınıfı tarihin gördüğü en enternasyonalist sınıftı, Lloyd George ve Clemenceau bunu iyi anlamışlardı. Emekçi İngilizcede “labourer”a, emek/çalışma ise “labour”a karşılık gelmektedir. “Labour” kavramının kökleri ise 16. yüzyılda kullanılan İngilizcedeki benzer bir kelimeye kadar gider. Bu kelime aynı zamanda eski Fransızcada da bulunur. Etimolojik köken açısından “labour”un kökeni doğum sırasında çekilen eziyet, zahmet anlamına gelir. Kısacası emek bir tarafıyla zahmetli doğum anlamına gelmektedir. 4 Peki ama doğmakta olan nedir? İleri savrulmalarla, geri çekilmelerle, coşkulu atılımlarla, irademizi test eden ricatlarla doğmakta olan sosyalizmdir. 1 Mayıs İşçi ve Emekçi bayramınız kutlu, mutlu ve umutlu olsun efendim. 1 https://uwidata.com/13575-did-greek-communists-play-a-role-in-the-war-for-turkeys-independence/ 2 https://www.marx-memorial-library.org.uk/project/russian-revolution/british-labour-movement-responses-russian-revolution 3 Bu konuda bkz. Margaret MacMillan, 2015) Barış Yapanlar (çev. B. Ç. Dişbudak), Alfa, s. 113. 4 https://www.etymonline.com/search?q=labour
Go to News Site