BirGün Kültür-Sanat
1975 yılında, Nijerya'da ilginç bir şey oldu: Ülkenin kuzeyindeki Kaduna kentinde bir adam, başka bir adama “Penisimi çaldın!” diye bağırarak saldırdı. Kavga büyüyünce polis devreye girdi. İlk adam, ikinci adamı suçlamayı şiddetle sürdürüyordu. Bunun üzerine yaşlı bir polis, belki suçlamanın gerçekdışılığını ortaya çıkarmak için, belki de “Ya doğruysa?!” şüphesiyle, genç bir meslektaşına, bu iki adamı hastaneye götürüp doktor muayenesinden geçirmesini söyledi. O gün Kaduna Devlet Hastanesi'nde mecburi hizmetini yapmakta olan genç doktor Sunny Ilechukwu, 13 yıl sonra olayı şöyle anlatıyor: “Fiziksel muayene, tüm tarafların huzurunda, hasta ayakta durur pozisyonda dümdüz ileriye bakarken, normal bulgular açıklanana kadar gerçekleştirildi. Hasta, ilk kez kasıklarına bakarak, cinsel organlarının yeniden ortaya çıktığını ima etti. Ardından penisin normal şekilde çalışıp çalışmayacağı konusunda şüphelerini dile getirdi. Kremaster refleksini her iki tarafta da gösterdikten sonra, hastaya (oldukça yanlış bir şekilde!) penisin çalışmaması için hiçbir neden olmadığını söyledim.” (Transcultural Psychiatric Research Review,Vol. 25, Sayı: 4, Montreal, 1988, s. 311) Polis, penisinin çalındığını iddia eden adamı iftira suçundan tutukladı, olay kapanır gibi oldu. Tabii ki kapanmamıştı! Artık bir psikiyatri uzmanı olan Ilechukwu'nun bu yazıda “Oldukça yanlış bir şekilde!” diye hayıflanmasının nedeni, hem muayeneyi sadece fizyolojik işlevsellik bağlamında yapıp psikiyatrik durumu gözden kaçırması, hem de bunun aslında ne kadar yaygın ve bulaş etkisi yüksek bir rahatsızlık olduğunu o sırada fark etmemesiydi. ∗∗∗ Sonraki olaylar biraz daha iyi belgelendiği için detayları biliyoruz: 1975-'78 arasında, 'penis hırsızlığı' şikayetleri katlanarak tüm Nijerya'ya yayıldı, hatta komşu Afrika ülkelerine de sıçradı. Olay o kadar büyüdü ki, artık polis müdahalesi ve doktor kontrolüne zaman kalmadan, kitlesel şiddet eylemleri baş gösteriyordu. Çünkü bir adam penisinin yolda yürürken kendisine çarpan şu adam tarafından çalındığını söylediğinde, sokaktaki herkes buna inanıyordu. En yaygın yöntem, şüphelinin kalabalık tarafından yakalanıp itiraf edene ve 'organı geri verene' kadar dövülmesiydi. Pek çok mağdur ve görgü tanığı, suçlanan kişinin dövülmesinin iyileştirici bir etkisi olduğuna, dayak sırasında organın normal boyutuna döndüğüne inanıyordu. 'Kitle' 'şiddet'le buluştuğunda olaylar kolayca önü alınamaz hale gelir, ölümler başlar. 'Penis hırsızlığı' çılgınlığında da öyle oldu; 1997'de Senegal'de 8 kişi, 2001'de Benin'de 6 ve Nijerya'da en az 20 kişi, 1997-2002 arası Gana'da 24 kişi bu iddialar nedeniyle öldürüldü. Olaylar, özellikle 'azgelişmiş' bölgelerde ne yazık ki devam ediyor. Ama neyse ki “Ya gerçekten çalınmışsa?!” diye düşünen polis ve yargıçların sayısı da azalıyor. 9 Mart 2026'da, yani şunun şurası sadece iki ay önce, Cibitoke'de (Burundi) bir mahkeme, penisinin çalındığını iddia ederek ortalığı karıştıran bir adamı, ülkenin dört bir yanında başlayan panik dalgalanmasının suçlusu olduğu gerekçesiyle beş yıl hapis cezasına çarptırdı. ( sosmediasburundi.org , 10 Mart 2026) ∗∗∗ Peki nasıl oluyor da bunca insan, cebindeki son ekmek parasını çaldırsa vermeyeceği tepkiyi böyle akıldışı bir iddia karşısında gösteriyor? Öncelikle, cinsel organ hırsızlığı iddiasında bulunanların yüzde 95'ten fazlasının erkek olması, bunun erkek-egemen ideoloji ve 'fallosantrik' (penismerkezci) kültürle bağlantılı olduğunu gösteriyor (260 olay üzerinden yapılan bir araştırmada, memelerinin ya da vajinasının çalındığını iddia eden kadın sayısı sadece 14'tü.) Özellikle köyden kente göçün yükselişe geçtiği zamanlarda baş gösteren olaylar (iddiaların yüzde 98'i kentlerde yaşanmış), bunun ekonomik belirsizliklerden kaynaklanan bir iğdiş edilme kaygısıyla da ilintili olduğunu gösteriyor: Kentteki üretim süreçlerine dahil olamayan, dahil olsa bile kendini köy zamanlarına kıyasla daha güvensiz bir ekonomik durumda bulan erkekliğin krizi (Penis hırsızlığı iddialarının hastalıklı kentleşme, yabancı düşmanlığı ve ekonomik krizlerle ilişkisine dair çok iyi bir kaynak: Sex Thieves-The Anthropology of a Rumor , Julien Bonhomme, HAU Books, Chicago, 2016) ∗∗∗ Psikiyatrideki adıyla 'Koro Sendromu'nun bir parçası olan penis hırsızlığı iddiaları, her ne kadar batıl inançların etkisinin hâlâ çok yüksek olduğu Afrika ülkeleriyle gündeme gelse de, Güneydoğu Asya'da da epey yaygın. 1967'de Singapur'da, domuz eti zehirlenmesi söylentileriyle tetiklenen bir panik sırasında 460'tan fazla genç erkek, organlarının vücut içine çekildiği iddiasıyla hastanelere başvurdu. Çin'de, özellikle Hainan bölgesinde, 1980ler boyunca 'tilki ruhları'nın penisleri çaldığına dair iddialar vardı -ama ne hikmetse, yerel ekonomik koşulların iyileşmesiyle bıçak gibi kesildi. 1976'da Tayland'da yaklaşık 200 kişi, zehirlenme nedeniyle cinsel organlarının küçüldüğü şikayetiyle tıbbi yardım istemişti. Bunun Vietnam karşıtı propagandayla beslenen bir korkudan (”Vietnamlılar tütün ve gıda yoluyla bizi zehirliyor!”) kaynaklandığı bilgisini wiki'de bile bulabilirsiniz. Bu olayların hepsinin birden fazla ortak yanı var. Ama en net ilişki, erkeklik ve ekonomik durum arasında kurulan ve kurumsallaştırılan fallosantrik kapitalizmde belirginleşiyor. ∗∗∗ Ben aslında “Eyvah! Ailemi çalmışlar!” diye ortalığı velveleye veren bir 'başgan'ın endişelerinden söz etmek istiyordum ya, yine laf lafı açtı, yer kalmadı...
Go to News Site