BirGün Gazetesi
Göreceliliğe kıymet veririm. Ahlaki doğruların ve yanlışların evrensel, herkes için geçerli sabit kurallar olmadığını, topluma, kültüre, zamana veya koşullara göre değişebileceğini kabul ederim. Bir şey bir kültürde ya da toplumda doğruyken bir başkasında yanlış olabilir. Ancak, iş meslek etiğine gelince göreceliliğin sınırları iyice daralır, evrensel ahlakın “ bazı doğrular her zaman doğrudur ” sınırına dayanır. Hekimseniz, her zaman ve her yerde “ önce zarar verme ”melisiniz. Gazeteciyseniz, doğruyu söylemenin ve gerçeğe bağlılığın üzerinde bir güç tanımazsınız. Ne yazıp söyleyeceğinizi size başkaları dikte ediyorsa, siz “ gazeteci ” değil, metin yazarı, propagandist ya da iletişim elemanısınızdır. Gazeteciyim diyen biri için bunlar hakarettir. Gazetecinin göreceli ahlakına geleceğim ama iktidarın “göreceli” yaklaşımını atlamayayım! Misal, İsrail Gazze’ye saldırırken; “ Konuş Batı! ” Bir Batılı İsrail ’e saydırırken “ Bravo! ” Ama ne zaman aynı çevreler sizin demokrasi standardınızı ve hukuku ayaklar altına almanızı eleştirse; “ Sus! Haddini bil! ” Pazar günü 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü ’ydü. Türkiye ’de ortak açıklama yapan 7 meslek örgütü, basın özgürlüğü açısından dünya sıralamasında her yıl geriye gidişimizin ve 180 ülke arasında 164 ’üncü oluşumuzun altını çizdi. Cezaevindeki gazetecilerin serbest bırakılmasını talep etti. Uluslararası Af Örgütü , ki İsrail ’in Gazze ’de yaptıklarını ve Filistinliler e yönelik politikalarını “ soykırım ” ve “ savaş suçu ” olarak niteler, saldırıların temel amacının bölgeyi kontrol ve Filistin Devleti fikrini yok etmek olduğunu vurgular, abluka altındaki halkın kasıtlı olarak aç bırakıldığını, yaşlıların ve çocukların sağlık krizine terk edildiğini söyler. O zaman “ Konuş, bravo! ” Aynı Uluslararası Af Örgütü , 3 Mayıs ’ta Türkiye ’deki yetkililere “ Adalet sisteminin gazetecileri hedef almak amacıyla kullanılmasına son verin ” çağrısı yaptı. Hukukun gazetecileri susturmak için araçsallaştırıldığı vurgularken Merdan Yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp, Zafer Arapkirli ve Furkan Karabay ’ın davalarını örnek gösterdi. Burada dur; “ Sus! Haddini bil! ” İktidarın göreceli yaklaşımına verilebilecek çok sayıda örnekten biri bu! Yazının “ ahlaki görecelilik ” girizgahı kendisini ahlak timsali gören bazı gazetecilerle ilgiliydi. Bilirsiniz, ben isimlerle hiç uğraşmam, kişilerle polemiğe girmem. Söylemler, eylemler ve duruşları tartışırım. Failler de kendini bilir. Ancak, geçen hafta iktidara yakın gazetecilerden biri (Cem Küçük) kendisini “ bağımsız ” ilan edip, aynı mahalleden iki arkadaşının (Ahmet Hakan ve Abdülkadir Selvi), olabildiğince zararsız bir ifadeyle “ istişareyle ” diyerek, talimatla yazı yazdıklarını, hükümet çevrelerinin bu arkadaşlarına siparişle yazı yazdırdığını ileri sürdü. Hem de TV ’de ve herkes duydu! Muhataplarının duymaması olanaksız. Gelin görün ki, bir gazeteci için söylenebilecek bu en ağır sözlere henüz ne Hakan ’dan ne Selvi ’den tepki yok! Oysa her ikisi de, ahlak söz konusu oldu mu mangalda kül bırakmıyor. Ahlaki konularda o kadar duyarlılar ki, kimi ahlaka aykırı olaylar nedeniyle CHP ’nin bile zarar görmesine gönülleri el vermiyor! Özel hayatın mahremiyetine o kadar özen gösteriyorlar ki, o özenle, duymayanlar da duysun diye servis edilmesine karşı oldukları seks fantezili videoları köşelerine konu ediyorlar. Başta da söyledim; ben ahlaki göreceliliği kabul ediyorum! Ancak, konu muhalefet olunca zirve yapan ahlaki hassasiyetin, doğrudan kendilerine dönük en ağır mesleki itham karşısında suspus olmasını kabul edecek genişlikte bir görecelilik olabileceğini sanmıyorum.
Go to News Site