Collector
Yunus Emre Bozdoğan’ın 'Bu Yuvarda' adlı kitabı raflarda | Collector
Yunus Emre Bozdoğan’ın 'Bu Yuvarda' adlı kitabı raflarda
BirGün Gazetesi

Yunus Emre Bozdoğan’ın 'Bu Yuvarda' adlı kitabı raflarda

Murat YAYKIN Devlet Tiyatroları sanatçısı, oyuncu, yönetmen Yunus Emre Bozdoğan’ın Çivi Yazıları Yayınevi’nden çıkan ‘Tıpkı Ray Charles’ adlı öykü kitabından sonra ilk romanı ‘Bu Yuvarda’ , Edisyon Kitap baskısıyla kitapevi raflarında yerini aldı. Romanın başkahramanına -Çevirmen diye geçiyor- çalıştığı yayınevi tarafından İspanyolcadan çeviri için verilen kitabın adı ‘Pyahare Pyte’dir. Ancak kitabın orijinal dili İspanyolca ve Guaranicedir. Çevirmen yaptığı araştırmada; Paraguay’ın, İspanyolca ve Guaranice olarak iki resmi dili olduğunu ve halkın büyük çoğunluğunun her iki dili de konuşabildiğini öğrenir. ‘Pyahare Pyte’ ,‘Gece Yarısı’ demekmiş. İlkinin anlamı ‘Gece’, aynı zamanda bir kadın ismi, -hem gecenin yarısı hem de Zeynep’in yarısı gibi- şöyle diyor; “Her şey sizin olabilir ama şelalenin yukarısı sadece Tanrı’ya ve Guaranilere aittir!” Toprakları istila altındadır. Ve insanları yaşadıkları toprakları savunmak ve kültürlerini korumak istiyorlardır. Pyahare sömürgecilere haykırır: “… Ben başka bir dilde şarkı söylemeyi bilmiyorum…” Çevirmen Guaranların efsanesine girdikçe kendi yuvarında yaşadığı yıkımla bağdaşıklık kurar. Dünyayı, zamanı ve aşkını sorgular. Kitabın arkasındaki tanıtım yazısı okura ipuçları verir nitelikte: “Dünya dursun demiştim, işte durdu.” Bir adamın iç sesiyle başlayan bir felaket, bir kadının varlığıyla anlam bulan bir kıyamet… Büyük bir yıkımın ortasında, geriye sadece iki insan kalır; birbirlerine kaybettiklerini, pişmanlıklarını ve aşkın anlamını sormak zorunda kalan iki yarım. Bu Yuvarda dünyayı, zamanı ve aşkı yeniden sorgulayan bir roman. Bir yandan büyük bir felaketin içinde insan olmanın çıplak halini anlatırken, diğer yandan bir çevirmenin gözünden dillerin, hafızanın ve kadim çatışmanın izini sürüyor. Yunus Emre Bozdoğan, insanın iç hesaplaşmasını yerle bir olmuş dünyanın sessizliğinde okura taşıyor. Belki de en derin felaket, dünyanın değil, içimizin durduğu andır. *** - “Sevgili Yunus Emre kitabının kapak arkasındaki tanıtım yazısına bayıldım. Her tanıtım yazısı bu denli iyi olmayabiliyor. Gerçekten kitabını iyi anlatmış. Öyle ki, itiraf edeyim benim başlangıçta röportaj yapma niyetimi bile değiştirdi. Tek bir soruyla yetineceğim: Konuşmuştuk, bilirsin; Umberto Eco ‘Genç Bir Romancının İtirafları’ adlı yapıtında romancının romanını ele alırken hangi aşamalardan geçtiğini anlatır. ‘Gülün Adı’ romanıyla ilgili Eco, bir dünya kurduğunu ve bu dünyanın kendi hayal ürünü olarak kurmaca bir dünya olduğunun mesajını verir. Hatta: “Gerçek manastırı ve gerçek elyazmasını arayanlar belki de edebiyatın usullerine yabancı olan saf okurlardı(…) Öyle görünüyor ki kültürel konumları ne olursa olsun pek çok okur, kurmacayla gerçek arasındaki farkı göremiyor ya da göremez hale geliyor. Kurmaca karakterleri, sanki onlar gerçek insanlarmış gibi ciddiye alıyor” der. Doğal olarak ‘Bu Yuvarda’ sizin kurduğunuz bir dünya ve bu hayal ürünü kurmacayı romanınınız üzerinden, gerçeklik ilişkisiyle bağdaştırarak soruma yanıtınız ne olurdu? Romanınızda çevirmen ve sevgilisinin Kadıköy’de, Moda’da yaşadıklarını öğreniyoruz. Guaranların mitolojik öyküsü ise Paraguay’da geçiyor. Edebi tüm anlatımlarda/yazımlarda mekânın anlam ve önemini biliriz. Neden Kadıköy/Moda? Romana nasıl katkı sağlıyor? Bu topraklarda herhangi bir yerde olması anlatıda neyi değiştirirdi? Aristoteles’e göre bir anlatı (kurgu) sonunda insanı bir Katarsis (arınma) noktasına taşımış olmayı gerektirir. Böylece anlatı, yaşamın taklidinden çok kurgudan yola çıkarak insanın kendi hayatını yeniden gözden geçirme ve arınma olarak kendini gösterir. Böylece yalandan farklı olarak kurgu bir yalan olduğu halde aldatma amaçlı değil yeniden düşünüp farklı bakış açıları getirerek insana ilham veren bir kaynak halini alır. Kurgunun yalan olduğunu okur baştan kabullenerek anlatılana tanıklık eder. Bu kabulle yaklaşan okur, kurguyla oluşturulan başka dünyaların varlığını anımsayarak kendi yaşamında çözüm noktalarını daha kolay bulabilir. Kurgu bir çeşit beyin fırtınası yaratır. Yaşamın şimdiye kadar fark edilmemiş çeşitli ayrıntılarını bambaşka bir oluşum içinde göstererek hem etik hem de yararlı bir hal alır. Yalansa en basit haliyle etik olmayan aldatma aracı güder ve bir çıkar için sarf edilir. Romanın gerçeklik arzusu, doğal olarak yazarı kendi deneyimlerine yönlendirir. Kendi gerçekliğinden yola çıkan yazar kurgunun basamaklarını oluştururken bu gerçeklik deneyim ve gözlemlerine başvurur. Böylece okuyucunun gözünde mekânın ve anların canlanmasını kolaylaştırır. Bu nedenle yazar öncelikle tanığı olduğu mekân ve durumları kullanmayı tercih eder. Benim de böyle bir tercih yapmam zorunluydu çünkü bu romanda iki ayrı mekân ve iki ayrı zaman var. Biri hiç görmediğim Paraguay’ı anlatırken diğeri kendi yaşadığım, yıllardır sokaklarına tanıklık ettiğim Kadıköy’de geçmeliydi. ‘Bu Yuvarda’ adlı romanımda unutulmaya yüz tutmuş farklı bir kültürü anlatmak istedim. Bu farklı ve kadim kültürün bugünün Kadıköy’ünde yaşayan insanlara sunabileceği çözümleri tartışmak istedim. Yüzyıllardır değişmeyen emperyalist devletlerin geçmişte takındıkları maskelere hatırlatma yapmak istedim. Aşkın, bu emperyalist sistemde hiç bitmeyen var olma savaşını anlatmaya çalıştım. İnsanın yüzünde asılı kalan, eski günlere ait gülümseme izinin altını çizmek ve hâlâ var olduğunu göstermek istedim.”

Go to News Site