Collector
Bir ihtimalin peşinde | Collector
Bir ihtimalin peşinde
BirGün Kültür-Sanat

Bir ihtimalin peşinde

Gökhan Yavuz DEMİR Hayat, gerçekleşmiş veya gerçekleşmemiş pek çok tercihin ve ihtimalin kesiştiği veya hiç kesişmediği o belirsizliğin zemininde yeşeren bir mucize. Her insan kendi kaderini, hayattaki rolünü yaptıkları ve yapmadıkları, istedikleri ve istemedikleri, baktıkları ve bakmadıkları, söyledikleri ve söylemedikleri vb birçok eylemiyle kendisi belirler. Her tercih bir vazgeçiş ve her vazgeçiş de bir tercih. Eylemlerimizle sonuçları arasında bir nedensellik olabileceği gibi çoğu kez tesadüf ve rastlantıların da esaslı bir etkisi var. Yaşamak bu sebeple hem çok keyifli hem de çok korkutucu ve yorucu. Tjibbe Veldkamp’ın, Gül Özlen tarafından Türkçeye tercüme edilen ve yazar-illüstratör Mark Janssen’in desenleriyle zenginleşen romanı “Dünyayı Seven Çocuk” tam da hayatı mucizevi kılan bu belirsizliğin içinde bir ihtimalin peşinde ölüm kalım mücadelesi veren bir “olası çocuğun,” Âdem’in hikâyesini anlatıyor. Âdem bir “olası çocuk”. Henüz doğmamıştır ama doğma ihtimali ortaya çıktığı için o olasılık yaşadığı müddetçe o da yaşayacak. Anne ve babası bir Doğu Avrupa şehrinde karşılaştıklarında, aralarında alev alan bir kıvılcımın doğmasıyla Âdem de canlanır. Henüz canlı değil ama arafta bir yerlerde artık var. Üstelik yalnız da değil. Yanındaki ihtiyar balıkçı Barkov ona kendisi gibi şimdilik sadece bir ışık olan sayısız olası çocuğu gösterir. Fakat bu olası çocukların çoğunun ışığı, anne ve babalarını bir araya getirecek ihtimalin gerçekleşmemesiyle birlikte sönüp gider; ışıkları sönenler hiçbir zaman gün ışığını göremeyecek. Köprüdeki ilk tanışmalarının ardından, Âdem’in anne ve babasının birbirleriyle temaslarını kaybetme tehlikesi ortaya çıktığında, Barkov, Âdem’e hayatından avans verir ve onu dünyaya gönderir. Ancak zaman sınırlı ve Barkov’un Âdem’in cebine yerleştirdiği kum saati hiç durmadan akmakta. Âdem kendisi için hayat memat meselesi olan bir ihtimalin peşine düşerek anne ve babasını bir araya getirmek mecburiyetinde. Başarısız olursa ışığı sönen olası bir çocuk olarak gerçek hayatı hiç yaşamayacak. Oysa o, dünyayı ve hayatı her şeye rağmen seviyor. Karı, rüzgârı, dostluğu, leziz yiyecekleri, kaçmanın ve saklanmanın heyecanını, kelimelerin gücünü tecrübe etmek istiyor. Dünyayı ve hayatı seven, yaşamayı her şeyden çok isteyen Âdem, şimdi yaşamın nimetinden çok külfetini çekeceği bir maceranın içinde. Anne ve babasını, kendisinin onların oğlu olduğuna ve bu sebeple bir araya gelmeleri gerektiğine ikna etmek durumunda. Zaman hızla akarken, muhatapları Âdem’in anlattıklarını masal gibi dinleyip ona inanmayı reddediyorlar. Bu zorlu ve hayatî vazifede Âdem’in yolu, evvelâ annesi tarafından bırakıldığı evsizlerin konakladığı bir gece barınağına düşer. Orada tanıştığı Felix’le güzel bir gece geçirir. Fakat sabahında soyulduğunu fark eder. Kimsenin başka bir kimsenin gözünün yaşın bakmadığı bu dünyada şimdi hayatta kalması gerekiyor. Her şey hem ters hem de gayet yolunda gidiyor, tıpkı hayatın kendisi gibi. Soyulur ama babasını bulur, annesi ona inanmamıştır ama babası inanmıştır, annesi polistir fakat babası geceleri şehirdeki duvarlara elindeki boya ve fırçayla iktidarı eleştiren yazılar yazan sıkı bir muhaliftir. Peki ama kum saatindeki kalan kumlar Âdem’in her şeyi yoluna koymasına yetecek mi? Anne ve babası arasındaki aşkı harlayarak bir olası çocuktan gerçekten yaşayan bir çocuğa dönüşebilecek mi? İşte bütün bu soruların cevabı, kelimenin tam anlamıyla büyülü gerçekçi bir hikâye olan “Dünyayı Seven Çocuk”un sayfaları arasında okurunu bekliyor. Unutmayalım ki bazı kitaplar hakikaten olağanüstü.

Go to News Site