BirGün Gazetesi
Almanya ile ABD arasındaki ilişkiler, Başbakan Merz’in geçtiğimiz hafta lise öğrencilerinin düzenlediği bir toplantıdaki konuşması sırasında Başkan Trump’a yönelik eleştirileri üzerine gerilim görüntüsü veriyor. Merz sözkonusu toplantıda İran savaşıyla ilgili konuşurken Trump’ın “açık bir stratejisi olmadığı”nı ileri sürmüş ve Trump’ın başlattığı ABD – İran arasındaki müzakereler sırasında İran’daki yönetimin “Amerika’yı aşağıladığı” yorumunu yapmıştı. Önceki buluşmalarında Merz’i sürekli öven Trump’ın bu eleştirilere tepkisi sert oldu, Avrupa’daki en büyük müttefik ülkeyi yöneten politikacıyı “neden bahsettiğini bilmiyor!” gibi sözlerle aşağıladı. Bu vesileyle Almanya’yla ilgili daha önce de hem kendisi, hem de yardımcıları tarafından dile getirilen “çökmüş ülke” tespitini de tekrarladı, Almanya’daki Amerikan askerlerini geri çekeceğini duyurdu. Bu arada uzun menzilli Tomahawk füzelerinin konuşlandırılması kararından da vazgeçildiği ortaya çıktı. Ana akım medya Atlantik’in ötesinden gelen bu açıklamalar üzerine Almanya’nın Rusya karşısında savunmasız kalacağı teziyle bir panik içindeyken, Merz hükümeti bu durumu sükûnetle karşılıyor. Askeri kaynaklara göre Almanya’da toplam 39 bin Amerikan askeri görevli ve bunların 5 binin çekilmesi sözkonusu. Almanya’dan çekileceği ileri sürülen askeri birlik ülkenin güneyindeki Bavyera eyaletinde konuşlanmış olan bir tugay. Askeri uzmanlarca “Amerika’nın Avrupa’nın ortasındaki, hiçbir zaman batmayacak savaş gemisi” olarak tanımladıkları Ramstein askeri üssündekiler başta olmak üzere diğer askeri karargahlar, birlikler ve tesislerle ilgili bir karar yok. Bu arada Trump, daha fazla asker çekebileceğini de açıkladı ancak, böyle bir şey olsa bile ABD’nin yıllardır Balkanlar, Ortadoğu ve Afrika’daki savaşlarda, askeri operasyonlarda kullandığı Ramstein gibi stratejik üslerden vazgeçmeyeceği biliniyor. Almanya göçmeni bir aileden gelen Trump’ın bu ülkeye karşı hasmane tavrı yeni bir şey değil. Daha birinci başkanlık döneminde de Almanya’ya, Almanya’yı yöneten politikacılara karşı antipatisini sık sık göstermişti. Buna rağmen Almanya’daki sorumlu politikacılar Trump ve yönetimiyle ilgili eleştirilerden olabildiğince kaçınıyor ya da bunu olabildiğince yumuşak sözlerle dile getirmeye özen gösteriyorlardı. Almanya’nın “sadık bir müttefik” olduğunu, Almanya’nın ABD’nin desteğine ihtiyacı olduğunu ve bu destekten dolayı da şükran içinde olduğunu her fırsatta dile getiriyorlardı. Başbakan olmadan önce Trump’ın Almanya’daki en sadık hayranlarının başında gelen Merz, bazıları gibi diplomatik bir gereklilik nedeniyle değil, içtenlikle bu çizgide olan bir politikacıydı. Trump da başlangıçta Merz’i ayrı tutuyor, Washington’a yaptığı ziyaretlerde onu dünya kamuoyu önünde övüyordu. Merz ise bir yandan kendisini överken, diğer yandan da Avrupa Birliği’ne ve tabii ki Almanya’ya hasmane tavrını sürdüren, her fırsatta NATO’nun kendileri için yük olduğunu ileri sürerek, ABD’nin üyelikten ayrılmasından yana olduğunu dile getiren, Avrupa’nın “baş düşman” ilan ettiği Putin’e övgülerde bulunan Trump’la çok istediği birlikteliğin mümkün olmadığını görmüştü elbette. Yine de Trump’a yönelik eleştirilerinde oldukça ılımlı tutum izlemeye özen gösteriyordu. Trump ile Merz arasındaki ılımlı ilişki İran savaşıyla değişti. Savaşın ilk döneminde İran’ın beklediğinden daha dayanıklı çıkması üzerine NATO ülkelerini yardıma çağıran Trump’a İspanya’dan sonra ilk itiraz “Bu bizim savaşımız değil!” diyen Merz’den geldi. Trump, bunun üzerine “ABD’nin NATO’dan ayrılabileceği!” tehdidini yineledi. Ancak bir yandan Rusya’ya karşı ABD’ye halen ihtiyaçları olduğunu vurgulayan, Transatlantik ittifakı ısrarla savunan Alman hükümeti, diğer yandan artık önüne Avrupa’nın en güçlü silahlı kuvvetlerini oluşturma hedefini koymuştu. Merz’in gerilimi artıran son Trump eleştirisi Almanya’nın (tabii Avrupa’daki müttefikleriyle birlikte) ABD’den bağımsız “güvenlik” stratejilerine olan güveninden kaynaklanıyor olabilir. Trump’ın bunun üzerine onu aşağılaması ve asker çekme tehdidi de hükümet çevreleri açısından fazla etkili olmadı. Merz, Trump’la olan iyi ilişkilerinde bir değişiklik olmadığını söylerken, Savunma Bakanı Pistorius da sözkonusu “asker çekme” planının yeni bir şey olmadığını, bunun çok önceden planlanmış olduğunu hatırlatarak, ana akım medyadaki paniğe karşı durdu. Gerçekten de Trump, ilk başkanlık döneminde Almanya’dan asker çekme kararında olduğunu açıklamıştı. Biden döneminde de asker sayısının azaltılmasını öngören planlar sözkonusuydu. Trump’ın yeniden başkan olmasından sonra açıklanan ulusal güvenlik planında da bunlar yer alıyor. Sonuçta Amerika’nın Almanya’dan asker çekmesi çok önceden beri bilinen, beklenen bir durum olduğu için, ana akım medyadaki felaket kampanyasına rağmen, Trump’ın tehditleri fazla etkili olmuyor. Asker çekme tehdidinden çok Tomahawk füzelerinin verilmeyeceği kararı daha etkili gibi. Bununla ilgili karar Washington’daki NATO’nun 75’nci yıl kutlamaları sırasında dönemin başkanı Biden ve başbakanı Scholz tarafından alınmıştı. Ancak Rusya’yı derinliklerinde vurma menzili olan ve gerektiğinde nükleer başlık taşıyabilen bu füzelerin kısa sürede Almanya’ya konuşlandırılamayacağı zaten belliydi. Çünkü savaşta İran’a bu füzelerden yüzlercesini fırlatan Amerika uzun bir süre akendi ihtiyaçlarını karşılama sorunuyla karşı karşıya. Ama Almanya bu arada Avrupalı müttefikleriyle birlikte (Fransa, Birleşik Krallık, İtalya, Polonya ve İsveç) kendi uzun menzilli füzelerini geliştirme kararını almıştı. Buna paralel olarak Ukrayna’yla birlikte uzun menzilli füze üretme projeleri de başlatılmış durumda. Trump’ın tehditleri gerçekleşir mi, Amerika Avrupa’daki askerlerini Avrupa’dan kısmen ya da tamamen çeker mi belli değil. Bütün bu tehditler Almanya’nın daha fazla silahlanmasını, bir an önce zorunlu askerliğe geçilmesini savunanların elini güçlendiriyor. Bu durumu fırsat olarak görüp, silahlanma yarışına son verilmesini, Rusya’yla masaya oturup savaşı sonlandırmayı savunanlara ise kulak veren yok.
Go to News Site