BirGün Gazetesi
Önceki gece Beyoğlu Ses Tiyatrosu’nda Metin Altıok Şiir Ödülümüzü 19. kez vereceğimiz törende buluştuk. Ödül bu yıl Gülten Akın ve Birhan Keskin’den sonra uzun bir aranın ardından bir kadın şaire, Elçin Sevgi Suçin’e verildi. Bundan ayrıca mutluyum. Kırmızı Kedi Yayınevi ile birlikte sürdürdüğümüz ödülümüzün son üç yıldır ev sahipliğini üstlenen Beyoğlu Belediyesi’nin seçilmiş Belediye Başkanı İnan Güney bu yıl bizimle değil. Çünkü tutsak. Cumhurbaşkanı adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere bugüne değin CHP’li 23 belediye başkanı tutuklandı. Bu kumpas davaları elbet yeni değil. 2014 yerel seçimlerinden sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun 397 yılla yargılandığı dava ile başlayan ve Ege’den Karadeniz’e kıyı şeridinde birçok belediye başkanına yöneltilen asılsız suçlamalarla sürdürülen sayısız dava vardı. Sonunda bu iddianamelerin sahibi savcılar ve hâkimlerin tamamının FETÖ ilişkisi ve kumpasları açığa çıktı. Sonraki dönem hedefte bu kez HDP’li başkanlar vardı. O günün siyaseti ve seçim sonuçları böyle gerektirmişti. Bu kez yöntem kayyum atamalarıydı. Geldiğimiz noktada iktidarın oy erimesi sürüyor. CHP seçimden birinci parti olarak çıktığı konumu sürdürürken yerelde iktidarın yönetemeyerek dara düşürdüğü her alanda nefes olan sosyal projelerle halkla bağını güçlendiriyor. CHP’li belediyelerin yönettiği yerlerde mutluluk oranı açık ara önde. Ama ülke genelinde derinleşen yoksulluk, her sınıftan insanı etkileyen gerileme, alım gücü kaybı, geçim derdi, baskılar, artan şiddet, nefret ve ayrıştırmayla herkes mutsuz! ∗∗∗ İşte bu ortamda; her gün ülkenin tablosuna uygun yeni ve daha ağır yöntemlerle; halkın iradesini, demokrasiyi yok sayarak yeni iftiralar, dedikodular, gizli tanıklar, itirafçılar üreterek bir başka belediye başkanı esir alınıyor. Bugüne değin CHP’li 25 belediye başkanı bu yöntemlerle görevinden uzaklaştırıldı. Dört başkan tahliye edildiyse de davalar sürüyor. Bu durum başarılı toplumcu, kamucu belediyecilik projelerini de kesintiye uğratıyor, toplum faydasına her adım türlü yöntemle engelleniyor. Sadece belediye başkanları mı tutsak? Elbette hayır! Baskı, her zaman en çok aydınlarını sınar. Hakikati söyleyenleri, emeği savunanları, hak arayanları, barışı dillendirenleri… Zaman değişir, takvimler yenilenir. Ama yöntem değişmez. Gazeteciler yazdıkları için; siyasetçiler başardıkları için; gençler düşündükleri, direndikleri için; sendika temsilcileri, sivil toplum önderleri hakkı, emeği, halkı savundukları için; avukatlar onları savundukları için tutsak edilir. Bugün de öyle… Ne diyordu Metin Altıok; “Hapishaneler insan dolu kum gibi. Dışarda bir buruk özgürlük zakkum gibi, İçerde de, dışarda da zor iş yaşamak; Hem varım hem yokum gibi.” ∗∗∗ İşte bu nedenle bu yıl Metin Altıok Şiir Ödülü töreninde; aydınlanma devrimlerinin izinde, pek çok demokrasi mücadelesinde toplumun sesi olmuş ve onun gibi susturulmuş, hatta öldürülmüş aydınımız gibi bugün düşünceleri ve direnişleriyle tutsak alınan yol arkadaşlarımıza, susmayanlara, direnenlere sesimizi, dayanışmamızı gönderelim istedim. Sahnede sevgili Başak İkiz, Orhan Aydın ve Hilmi Yarayıcı olsun; mapushanede yazılmış şiirler ve bu şiirlerden bestelenmiş şarkılar aracılığıyla haksız yere tutuklananlara, hakkı savunanlara dışarıdan içeriye seslenelim ve adaletsizliğe karşı duranların vicdanına da bir kez daha duygusal bir köprü kurulsun istedim. Öyle de oldu. Sahnede, ışıkların altında, kalabalığın ortasında aslında eksik olan sizdiniz. Ve o eksiklik, o boşluk, o yokluk duygusu bütün geceyi doldurdu. Bu yıl ödül yalnızca bir şaire gitmedi. Bu yıl sahnede kurduğumuz her cümle, her dize, her ezgi sizinle konuşmak içindi. Dışarıdan içeriye… Çünkü biliyoruz, içerisi yalnızca duvarlar ve esaret değildir. Zamanın askıya alınmasıdır. Hayatın bölünmesidir. Bir çocuğun büyümesini kaçırmak, bir kediyi okşamayı, bir ağacın gölgesini, bir sabahın serinliğini, bir çiy damlasını özlemektir. Ama yine biliyoruz ki içerisi aynı zamanda bir direnme biçimidir. Sahneye ilk çıkan ses Metin Altıok’tu. Onun dizeleriyle başladık. Çünkü bu topraklarda sözün tutsaklığı yeni değil. Sabahattin Ali’den Nâzım’a, Ahmed Arif’ten bugün hâlâ doğruları yazdığı için yargılanan gazetecilere kadar uzanan bir çizgide söz hep içeriden dışarıya yürüdü. Biz ödül gecesi o yürüyüşü yeniden kurduk. Nâzım’ın “bir gün fazla yaşamak” inadını, Ahmed Arif’in erken inen akşamlarını, Gülten Akın’ın demirle pas arasına sıkışan sesini, Behçet Aysan’ın albümündeki o eski sararmış fotoğrafı, Can Yücel’in sardunyaya ağıdını, İlhan Sami Çomak’ın yoklukta bile aradığı o umutlu çıkışı… ∗∗∗ Hepsini size gönderdik. Sadece birer şiir değil; bir ortaklık ve duygudaşlıkla, bir selam olarak. Sizler de şiirler okunur, şarkılar söylenirken arkadaki ekranda bizimleydiniz. Göz göze, bir ağızdan söyledik türküleri. O yüzden bu yıl töreni bir “anma” ya da “ödül kutlaması” gibi değil, bir kayıt gibi düşündüm. Yarın birileri “kim sustu, kim konuştu” diye sorduğunda, bu gecenin de bir cevabı olsun istedim. Şiirle verdik cevabı. Çünkü şiir bazen bir belge olur. Bazen bir tanıklık. Bazen de içeriden dışarıya ulaşmanın en sahici yolu. Şimdi dışarıdan da içeriye aktı dizeler. Aydınlarına sürgün, hapishane ve yasakları reva görenlere inat her zaman bir defter kalır zulüm günlerinden geriye. Bir kitap. Bir kalem. Bir şiir. Bir ses. İşte o söz, on yıllardır her zulümden daha güçlü, nesilden nesile aktarılan direniş etiğinin de omurgası. Okuduğumuz şiirler bugünü de anlatıyor. İçeriden dışarı taşan umudun ve inancın gücüyle mücadelenin de sürekliliğini, iyiliğin gücünü, kararlılığı omuzluyor. Kazanılmış olanı hatırlatıp kazanılacak olanın haberciliğini de üstleniyor. Kum gibi çoksunuz orada. Hepinizin ismini saymak mümkün değil. Ekrem İmamoğlu ve İnan Güney’le birlikte haksız yere bedel ödeyen tüm başkanlarımıza ve düşünceleri, muhalif tutumları nedeniyle mahpus edilen tüm siyasi tutsaklara; Çiğdem Mater, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Selçuk Kozağaçlı, Mehmet Türkmen, Esra Işık, Merdan Yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı… Bu liste çok uzun. Gezi’den, Akbelen’den, Soma’dan yükselen sese, Bugün 7 Mayıs! Hiç unutamayız, unutmayacağız. Deniz’lere, Mahir’lere, devrim yolunda can verenlere, Direnişe, dayanışmaya, hayata, umuda ve yarına! “Aldırma gönül”, “Güneş topla benim için” diyerek… Selam olsun size. Selam olsun direnenlere.
Go to News Site