Collector
İş Sağlığı ve Güvenliği Haftasında gerçekler değişmiyor | Collector
İş Sağlığı ve Güvenliği Haftasında gerçekler değişmiyor
BirGün Gazetesi

İş Sağlığı ve Güvenliği Haftasında gerçekler değişmiyor

Türkiye’nin toplumsal bir sorunu haline gelen ve yıllardır çıkarılan yasalara rağmen kötü istatistiki verileri değişmeyen işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu kanayan yara olmaya devam ediyor. İçinde bulunduğumuz hafta (4-10 Mayıs) 39. kez “İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası” olarak anılıyor. Ancak ortada kutlanacak bir tablo olmadığı gibi, ilgili bakanlığın da bunun farkında olduğu görülüyor. Nitekim bu yıl haftaya ilişkin kamuoyuna yansıyan kayda değer bir etkinlik ya da kapsamlı bir program bulunmuyor. Gerçekten de 2012 yılında yürürlüğe giren 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, aradan geçen 14 yılda Türkiye’yi iş cinayetleri gerçeğinden kurtaramadı. Yasa çıkarken “önleyici yaklaşım”, “risk değerlendirmesi”, “işveren yükümlülüğü” ve “güvenlik kültürü” gibi kavramlar öne çıkarılmıştı. Ancak geçen yıllar içinde Soma’dan Ermenek’e, Torunlar’dan Hendek havai fişek fabrikasına, Amasra maden faciasından İliç’teki maden felaketine kadar yüzlerce işçinin yaşamını yitirdiği büyük facialar yaşandı. 6331 SAYILI YASA DÖNEMİNİN ACI TABLOSU 6331 sayılı yasa yürürlükteyken meydana gelen bazı büyük iş cinayetleri hafızalara kazındı: 2014 Soma maden faciası — 301 işçi yaşamını yitirdi 2014 Ermenek maden faciası — 18 işçi hayatını kaybetti 2014 Torunlar Center asansör faciası — 10 işçi öldü 2020 Sakarya Hendek havai fişek fabrikası patlaması — 7 işçi yaşamını yitirdi 2022 Amasra maden faciası — 43 madenci hayatını kaybetti 2024 Erzincan İliç maden faciası — 9 işçi toprak altında kaldı Üstelik tablo yalnızca büyük facialarla sınırlı değil. Her ay yüzlerce işçi, çoğu zaman ulusal basına dahi yansımayan iş kazalarında yaşamını kaybediyor. Daha geçen ay İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin açıkladığı Nisan 2026 İş Cinayetleri Raporu’na göre en az 160 işçi iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Tarım, inşaat ve taşımacılık sektörleri yine en çok ölümün yaşandığı işkolları oldu. İŞ CİNAYETLERİ NEDEN ÖNLENEMİYOR? DENETİM MEKANİZMASI ZAYIFLADI Türkiye’de iş cinayetlerinin önlenememesinin temel nedenlerinden biri denetim mekanizmasının yetersizliği. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde iş güvenliği uygulamaları çoğu zaman “evrak üzerinde” yürütülüyor. Risk analizleri kopyala-yapıştır yöntemleriyle hazırlanıyor, çalışanlara verilen eğitimler ise çoğu zaman formaliteyi aşmıyor. Bir dönem çalışma yaşamının en güçlü denetim kurumlarından biri olarak görülen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sahadaki etkinliğinin giderek azalması da eleştirilerin odağında yer alıyor. İş müfettişi sayısının yetersizliği, denetimlerin seyrekleşmesi ve caydırıcı yaptırımların uygulanmaması nedeniyle birçok işyerinde kurallar fiilen işletilmiyor. İSG SİSTEMİ PİYASALAŞTIRILDI 6331 sayılı yasa sonrası oluşturulan iş güvenliği sistemi zaman içinde kamusal bir koruma mekanizmasından çok ticari bir yapıya dönüştü. Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri (OSGB) üzerinden yürüyen sistemde, iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri çoğu zaman işverene bağımlı hale geldi. Bu yapı içerisinde iş güvenliği hizmetleri “en düşük maliyetle alınacak zorunlu hizmet” anlayışıyla değerlendirilmeye başlandı. Uzmanlar, işvereni karşısına aldığında işini kaybetme riski yaşarken, birçok işyerinde güvenlik kültürü yerine belge tamamlama anlayışı hâkim oldu. Sonuçta işçinin yaşam hakkını koruması gereken sistem piyasa ilişkilerinin baskısı altında etkisini kaybetti. TAŞERONLAŞMA VE GÜVENCESİZ ÇALIŞMA Bir diğer önemli sorun ise taşeronlaşma ve güvencesiz çalışma modeli. Alt işveren sisteminin yaygın olduğu sektörlerde sorumluluk zinciri belirsizleşirken işçiler de işlerini kaybetme korkusuyla güvenlik eksiklerini dile getiremiyor. “İşi durdurma hakkı” teoride bulunsa da pratikte kullanılabilen bir hak olmaktan uzak kalıyor. Özellikle inşaat, maden, lojistik ve tarım sektörlerinde uzun çalışma saatleri, üretim baskısı ve düşük maliyet anlayışı iş kazalarını artıran temel etkenler arasında gösteriliyor. SENDİKAL ÖRGÜTLENMENİN ZAYIFLIĞI Uzmanlara göre iş cinayetlerinin yüksek seyretmesinin en önemli nedenlerinden biri de sendikal örgütlenmenin yetersizliği. Türkiye’de milyonlarca işçi hâlâ örgütsüz çalışıyor. Oysa sendikalı işyerlerinde işçilerin iş güvenliği konusunda söz söyleme ve denetim talep etme imkânı daha yüksek oluyor. Ancak birçok işkolunda sendikalaşmanın önündeki baskılar devam ediyor. İşçiler işten çıkarılma korkusuyla örgütlenemiyor, iş güvenliği eksiklerini dile getirmekte çekingen davranıyor. Bu durum da özellikle riskli sektörlerde ölümcül kazaların artmasına neden oluyor. İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ HÂLÂ “MALİYET” OLARAK GÖRÜLÜYOR Uzmanların dikkat çektiği bir diğer sorun ise iş güvenliği kültürünün hâlâ tam anlamıyla yerleşmemiş olması. Gelişmiş ülkelerde iş güvenliği üretimin ayrılmaz bir parçası olarak görülürken Türkiye’de birçok işveren açısından hâlâ “ek maliyet” anlayışı baskın durumda. Koruyucu ekipman eksikliği, yetersiz eğitim, uzun mesai süreleri ve hız baskısı birçok işyerinde sıradanlaşmış durumda. İşverenlerin bir bölümü gerekli yatırımları yapmak yerine cezaları göze almayı tercih ediyor. HER GÜN ORTALAMA 4-5 İŞÇİ HAYATINI KAYBEDİYOR Sonuç olarak Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği meselesi yalnızca teknik değil; aynı zamanda ekonomik, siyasal ve sosyal bir sorun niteliği taşıyor. Her yıl “İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası” düzenleniyor ancak işçiler için takvim yaprakları değişse de gerçek değişmiyor. Türkiye hâlâ her gün ortalama dört ila beş işçisini iş cinayetlerinde kaybetmeye devam ediyor. Yasa var, yönetmelik var, uzman var, kurul var; ancak bütün bu yapının merkezinde olması gereken “işçinin yaşam hakkı” çoğu zaman üretim baskısının ve maliyet hesabının gerisinde kalıyor.

Go to News Site