soL Haber
Orhan Gökdemir Evlilik kutsal falan değil, öyle ulvi amaçları yok. Onu tanrılar değil özel mülkiyet düzeni şekillendirdi. Anaerkil toplumdan ataerkil topluma mülkiyetin devri kaygısı nedeniyle geçtik. Çocukların soylarının belli olması gerekiyordu. Din geldi, olanı kutsamakla yetindi. Evliliğin makul nedeni biriktirilmiş büyük servetlerin Bilal türü prenslere aktarılması ve güvence altına alınmasıdır. “ Türkiye’de evlilik seküler bir fenomen. Müftülerin nikâh yetkisi var ama kimse müftüyü çağırmıyor, herkes belediye memuruyla evleniyor. ” Yeni nesil prens Necmettin Bilal Erdoğan, AKP teşkilatına yaptığı konuşmada, böyle yakınıyordu. Evlilik denilince akla imam değil, belediye geliyordu. Halbuki Amerika’da bile böyle değildi, herkes papaz efendiye koşuyordu. Atanamamış prens, aile kurmanın ve çocuk yapmanın “bu dünyanın ötesinde anlamları olduğunu” anlatmaya çalışıyordu. Böyle olmakla birlikte evliliğin “Allahın emri Peygamberin kavli olduğu” unutulmuştu. “Kutsal emir boşa düştü” demek istiyordu. Düşer, düşürülmüştür. Laik cumhuriyetin başarısıdır. Dini evliliğin kökeni Orta Çağ’daysa “seküler” evliliğin kökleri de Fransız Devrimi’ndedir. Evlenmek isteyenin imama koşmasını Orta Çağ’dan, belediyeye koşmasını Fransız Devrimi’nden öğrendik. Her ikisinin de tarihinden gelen güçlü nedenleri var. Fransa’da piskoposlar monarşi ve aristokrasiyle kol kola, yoksulları birlikte eziyorlardı. Dinin sakladığı budur; yoksulların-mazlumların öfkesinin ve şiddetinin sebebi dinin arkasına saklanmış varsılların zulmüdür. Haliyle ayaklananlar bu çarpık kilise-devlet ilişkisini de radikal biçimde değiştirdi. Mülklerini elinden aldı, kilise yeminine son verdi, papazları kovaladı. Katolik Kilisesi’nin tekelindeki doğum, ölüm, evlilik gibi sosyal işlerin kontrolünü ve kayıtlarını belediyelere devretti. Evliliğin sivil bir tören eşliğinde resmi nikahla gerçekleştirilmesini sağladı. İnanç Katoliklerin tekelinden çıkarılıyordu. Bundan böyle kimin neye inanacağına Katolik kilisesi karar veremeyecekti. Böylece kilisenin halkı kontrol etmesinin önüne geçilmiş olunuyordu. Devrimdir ve içinde evlilik de var. *** Devrim yeni soruları olan ve bu soruların cevabının dinde olmadığını düşünen insanların işidir. Farklı soruları olanlara “yurttaş” diyoruz. Hiçbir sorusu olmayan, bütün soruların sorulmuş ve bütün cevapların verilmiş olduğunu düşünenlere yurttaş diyemiyoruz. Ümmetle arasında bir karşıtlık ilişkisi var. Devrim, tabii, aşırılıkların getirisidir. Ama hiçbir devrim dinin arkasına saklanmış gericiliğin aşırılıkları ile boy ölçüşemez. Nikaha gelince, nihayetinde kurallı “cinsel birliktelik” içindir ve doğası gereği laiktir. Eşler arasında tanrının ve kilisenin ne işi olabilir? Kilise iş iten geçtikten sonra bu işe müdahil olmayı denedi, cemaatine olmasa bile rahiplerine evlilik ve cinsel ilişki yasağı getirdi. Bu yolla üremesi engellenmiş olan rahiplerin mal varlıkları kiliseye kalmış oluyordu. Ancak bu yasak nedeniyle Katolik Kilisesi bir pedofili çetesine dönüştü. Çoluk çocuğu sardılar, binlerce çocuk bu ahlaksız tarikatın kurbanı oldu. *** Kilise şart değil, din, hükmünün sürdüğü hemen her yerde benzer bir rol üstlenmiştir. Osmanlıda da nikâhı kadı, naip veya mahalle imamları kıyardı. Nikah için kadıdan izin alınması gerekiyordu ve kayda ancak bu şartlar altına geçiriliyordu. Fransız devrimcileri gibi biz de 1926’da yürürlüğe giren “Türk Kanunu Medenisi” ile bu usulü kaldırdık. Böylece erkeğin birden çok kadınla evlenmesini de yasaklamış olduk. Kadına ve erkeğe kanuna uygun boşanma hakkı tanıdık. Kız ve erkek çocukların mirastan eşit pay almaları sağladık, “evlenme yaşı”nı sınırlayarak çocuk evliliklerinin önüne geçtik. Devrimdir ve dini dizginleyerek mümkün olmuştur. Medeni Yasa, Türk Devrimi’nin en devrimci işlerinden biridir. AKP karşıdevrimine kadar “Türk Kanunu Medenisi”nin ürünü olan “laik nikah” yürürlükteydi. Laiklik tepelenmiş olmasına rağmen dini nikaha ancak resmi nikâhtan sonra ve isteğe bağlı olarak imkân bırakılmıştı. Şimdi müftü belediye ile eşitlenmiştir. *** Peki, bu dünyanın ötesinde ne var? Prens Bilal’in sandığının tersine İslam dünyevi bir dindir. Tarihi boyunca en belirgin hedefi dünyevi iktidardı. Haliyle inançları da kitapta durduğu gibi durmaz. Muaviye döneminde din sıradan bir devlet işiydi. Devleti yönetenler “şeribül leyli ven nehar”dı; ayyaş, şimdi müptela demeyi tercih ediyoruz. Din saltanata dönüştükçe kutsallık örtüsü de genişledi, olur olmaz her şeyin üzerini kapladı. Haliyle dinler tarihi de bir anlamda o kutsal örtüye direnişin tarihidir. Din gündelik hayatı belirlemeye çalıştıkça gündelik hayat da dini belirler. Her inanç, her düşünce halkın diline çevrilmekle maluldür. Saf inanç veya saf düşünce mümkün değildir. İslamiyet de yayıldığı yere, o yerin kültürüne göre şekil aldı, dönüştü. Arabistan’da başka, Suriye’de başka, Türkiye’de başka bir din ortaya çıktı. Fethedenler fethedilmişti. Buna, uzun dönemde, evrim diyoruz. Dinler de değişiyor, halkın kültürel süzgecinden geçiyor, şekilleniyor, özeti budur. *** “Sünnet”e bakalım; Ebubekir’in kızı Muhammed’le, Muhammed’in kızı Osman’la, Ömer’in kızı Muhammed’le, Muhammed’in kızı Ali’yle, Ali’nin kızı Ömer’le evlendirildi. Yani “asrı saadetin” kahramanları arasında çok karmaşık akrabalık ilişkileri vardı. Muhammed kızlarından Fatma’yı Ali’ye, Ümmü Gülsüm’ü Osman’a verdi. Ali ile Osman bacanak oldu. Ömer kızı Hafsa’yı Muhammed’e verdi. Böylece Ömer Muhammed’in kayınbabası oldu. Muhammed, torunu Ümmü Gülsüm’ü Ömer’e verince, Ali, böylece Ömer’in kayınbabası oldu. Ömer’in boşadığı Atike’yi Muhammed’in torunu Hüseyin aldı. Muhammed, Ali’nin de Osman’ın da kayınbabası oldu. Ali ile Osman bacanak, Muhammed Ömer’in eniştesi, Ömer ise Muhammed’in kayınbabasıydı. Ömer, Ali’nin damadı ve Ali Ömer’in kayınbabası oldu. Ali, kayınbabası Muhammed’in kayınbabası olan Ömer’in kayınbabasıydı… Anlamadınız biliyorum, zaten ortalıkta anlayacak bir şey yok. Milattan Sonra 7. yüzyılda Arabistan yarımadasında yaşayan küçük bir kabiledeki iç evliliklerin şeması bu. Çok eşlilik yürürlükteydi, sınırı yoktu. O ilk dönemde kimin kaç kadınla evlenip boşandığını bilmiyoruz. Rivayetler uçuşuyor ortalıkta. Turan Dursun’a göre Muhammed aynı anda dokuz kadınla evliydi. Taberî bu sayının 15 olduğunu söylüyor ki eninde sonunda toplama cariyeler dahil değildir. Arif Tekin, “Kuran’ın Tarihçesi ve Yazım Serüveni” adlı kitabında, “İslam’da cariyelik, cinsellik ve ganimet-talan ticari sektör haline gelmiş ve bunlar sayesinde İslam etrafa yayılmıştır” diyor. İlk Müslümanlar birbirlerine kızlarını vererek bir sistem oluşturdular ve birbirlerine bu şekilde kenetlendiler. Evlilik yoluyla bir tür “çelik çekirdek” haline dönüştüler. Bunlar yedinci yüzyıl Arabistan’ının kabile kültürüdür ve böyle bakıldığında anlaşılmayacak bir şey yoktur. Bütün bu işlere ahlak zabıtası gözüyle baktıkça, ilkel koşulları anlamak olanaksız bir şey olarak kalır. Tarihte kadının bir ticaret metaı olduğu zamanlar vardır, bugün de var. Yani “Allahın emri Peygamberin kavli” tek eşlilik ile ilgili değildi. Çağın ruhuna uygun olarak çok eşlilik egemendi ve cariyeler hesaba katılmıyordu. Çok çok eşliliktir! Sıkıntı 7. Yüzyılın sosyal ilişkilerini “evrensel bir model”, uyulması gereken bir “sünnet” olarak alınca başlıyor. Çocuk evlilikleri, çok eşlilik, cariyelik, sınırsız cinsellik inancın bir parçası haline getirildi mi modern hayatla çatışmak kaçınılmazdır. Tek eşlilik ise modern bir icattır, dinsel geleneklerle ilgisi yoktur. *** Dersi basit; inancın temiz kalsın istiyorsan olur olmaz her yere sokmayacaksın, yönettiğin ülkeyi cami avlusuna çevirmeye kalkmayacaksın. İnsanların kiminle nasıl yatacağına, kaçını çocukla taçlandıracağına karışmayacaksın. Prens Bilal’in dehşetle fark ettiği gibi dinin de bir sınırı var. Müftü ile belediye yarışınca ipi belediye göğüslüyor. Halk kasaba imamının inancını kendi diline çeviriyor, büyük kentlere uyarlıyor. Barınak, iş, aş yoksa, geleceğe umutla bakamıyorsa çocuk yapmıyor. İmamın ne dediğine aldırmıyor. Yedinci ve sekizinci yüzyıllarda Bağdat’ta, Şam’da, Kufe’de olan oluyor, din toplumsal evrimin duvarına çarpıyor, dönüşüyor. *** “ Familia sözcüğü, başlangıçta, günümüzdeki dar kafalı burjuvaların duygusallık ve karı-koca cilvelerinden yapılma aile anlayışını dile getirmez; Romalılarda, her şeyden önce, hatta karı-koca ile bunların çocukları için değil, yalnızca köleler için kullanılır. Famulus ‘evcil köle’ anlamına gelir ve familia, bir tek adama ait bulunan kölelerin bütünü demektir. ” Bizim “kutsal” kitaplarımızdan biri olan “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni”nden aktardım. Aile, Romalılarda, bir erkeğin kadın, çocuklar ve belirli sayıda köleyi babalık otoritesi altında tuttuğu ve hepsi üzerinde yaşamak ya da öldürmek hakkına sahip bulunduğu yeni bir toplumsal örgütü belirtmek için icat edildi. Ailenin kökenidir. Hicaz’da 6. ve 7. yüzyıllarda hüküm süren ailenin de kökeni budur. Bilal’e anlatır gibi anlattım. Evlilik kutsal falan değil, öyle ulvi amaçları yok. Onu tanrılar değil özel mülkiyet düzeni şekillendirdi. Anaerkil toplumdan ataerkil topluma mülkiyetin devri kaygısı nedeniyle geçtik. Çocukların soylarının belli olması gerekiyordu. Din geldi, olanı kutsamakla yetindi. Evliliğin makul nedeni biriktirilmiş büyük servetlerin Bilal türü prenslere aktarılması ve güvence altına alınmasıdır. Peki, tartıştığımız ne? Hayatta, sokakta, okulda, işte, belediyede, cami avlusunda, yatakta devrim ile karşı devrim çarpışmayı sürdürüyor. Hepimizi taraf olmaya, saf tutmaya çağırıyor. Duyduğunuz yeni bir devrimin ayak sesleridir.
Go to News Site