Collector
Gerçeği söylersen giremezsin | Collector
Gerçeği söylersen giremezsin
Milliyet Yazarlar

Gerçeği söylersen giremezsin

Artık ABD’ye turist, öğrenci ya da geçici işçi olarak gitmek isteyenler, kendi ülkesinde zulüm görmediğini ve geri dönmekten korkmadığını açıkça beyan etmek zorunda. Başvuru sahibine iki soru soruluyor: “Ülkenizde kötü muamele gördünüz mü?” ve “Geri dönmekten korkuyor musunuz?” Bu sorulara “evet” diyenin süreci ilerlemiyor. Yani açıkça söylenen şu: Eğer gerçekten korunmaya ihtiyacın varsa, bu ülkeye gelme. ABD’nin vize başvurularında getirdiği bu şart, teknik bir düzenleme değil. “Korkmuyorum” diyene kapının aralanması, demeyene kapanması sığınma hakkını daha kapıdan içeri girmeden etkisiz hale getiren bir müdahale. Ama asıl mesele burada bitmiyor. Çünkü o cümle sadece o an için değil, gelecek için de kayıt altına alınıyor. Yarın bir gün gitmemek için direnip, “korkuyorum” dersen, sana kendi sözün hatırlatılacak. ★ ★ ★ Günümüzde göç artık sadece insan hareketi değil. Sayıları milyonları bulduğunda bu aynı zamanda bulundukları ülkede demografik dönüşüm, kültürel etki ve toplumsal gerilim demek. Dolayısıyla bir devletin küresel bir göçü kontrol etmek istemesi yadırganacak bir durum değil. Özellikle yüksek talep gören ülkeler için sistemin suistimal edilmesini önlemek kaçınılmaz bir gerekliliktir. Devletler artık sadece “kim geliyor” sorusunu sormuyor. “Geldikten sonra ne olacak?” sorusunu da soruyor. ABD bir göçmen ülkesi. Ama hiçbir zaman kontrolsüz göçü kabul eden bir ülke olmadı. Bugün yaptığı şey kapıyı kapatmak değil, kimin gerçekten mağdur olup olmadığının altını çizmek olsa da ABD’nin yeni uygulaması, kullanılan yöntemin kendisi tartışmalıdır. Çünkü bu uygulama, kötü niyetliyi değil, çoğu zaman dürüst olanı cezalandırma riski de taşır. ★ ★ ★ Avrupa uzun süredir aynı şeyi daha dolaylı yöntemlerle yapıyor. Çevre ülkelerle yapılan anlaşmalarla göç akışını dışarıda tutmayı tercih etti. Bu model, yükü paylaşma iddiası taşısa da çoğu zaman sorumluluğu daha kırılgan ülkelere devretmekle eleştirildi. Avrupa bugün de süreci uzatıyor. Başvuruları zorlaştırıyor. İnsanları sınırın dışında tutuyor. Ama sonuç değişmiyor. Avrupa için göç meselesi hala insan hikâyelerinden çok, devletler arası bir yük devretme mekanizmasına dönüşmüş durumda. ABD ise bu dili dolandırmıyor. Doğrudan konuşuyor. “Eğer bir gün bizden hak talep edeceksen, hiç gelme” diyor. Türkiye bu iki tablonun tamamen dışında daha insani bir süreç izledi. Büyük göç dalgalarına karşı kapılarını açarak… ★ ★ ★ Elbette hiçbir ülke sınırsız bir göçü taşıyamaz, ama hiçbir sistem de tamamen kapalı kalarak sürdürülebilir olmaz. Asıl mesele, bu iki uç arasında nasıl bir denge kurulduğudur. Devletler genellikle ya kapıları tamamen açma ya da tamamen kapatma hatasına düşer. Oysa asıl sorulması gereken soru çok daha nettir: Kim, hangi şartlarla ve ne ölçüde kabul edilecek? ABD’nin ileri sürdüğü şartlar ise sadece bir güvenlik önlemi olarak açıklanamaz. Evet belki, sistemin üzerindeki yükü azaltır, kamuoyuna kontrol mesajı verir ve potansiyel suistimalleri sınırlar. Ancak uzun vadede daha derin sorunlar üretme ihtimali de vardır. Çünkü gerçekten korunmaya ihtiyacı olan insanları da daha baştan dışarıda bırakıyor. Sığınma hakkı kağıt üzerinde kalıyor. Ona ulaşmanın yolu daraltılıyor. Mesele artık kimin mağdur olduğu değil. Kimin mağdur olduğunu söylemesine izin verildiği. ★ ★ ★ Ortaya çıkan tablo net. Dün göçle kurulan bir ülke, bugün göç ihtimalini daha kapıda durdurmaya çalışıyor. Bu bir çelişki değil. Bu bir dönüşüm. Devletler değişir. Öncelikleri değişir. Korkuları değişir. Ama seçtikleri yöntem, neyi koruduklarından çok, neden kaçtıklarını da gösterir.

Go to News Site