soL Haber
Serdal Bahçe Bu ceberut kurum sermayenin küresel koçbaşıdır; kendisi çözümün parçası olacağına, sürekli olarak sorunun parçası oldu, olageldi. Bugün emperyalizmin küresel düzeneğinin en önemli parçalarından biridir. 1944’te Bretton Woods konferansında ikiziyle, Dünya Bankası ile birlikte kuruldular. Bretton Woods’da lider emperyalizm tahtında devir teslim töreni yapıldı aslında, İngiliz emperyalizmi yerini Amerikan emperyalizmine bıraktı. Bretton Woods’un yazılı olmayan açık anlamı da bu devir teslim töreniydi aslında. Böylece İmefe (IMF), yani Uluslararası Para Fonu, ekürisi, ikizi Dünya Bankası ile birlikte Amerikan emperyalizminin küresel finansal mimariyi düzenleme, onu Amerikan emperyalizminin çıkarlarına göre yönlendirme amaçlarıyla kutlu ve mutlu bir şekilde doğdular. Genel merkezleri neredeyse aynı cadde üzerinde kısa mesafe arayla kuruldu. Nerede mi? Washington DC’de pek tabii efendim. Böylece coğrafi işaretleme mantığıyla ait oldukları yerde doğdular. Her ikisinin de şaşırtıcı olmayacak bir şekilde ABD Hazine Bakanlığı’nın dibinde, Amerikan FED’inin (merkez bankasının) gölgesinde konumlanması adres tarifi kolaylığından (“Hazine’nin oradan sağa dön göreceksin”) daha fazlasını anlatıyordu kuşkusuz. Lisans öğrencilerine verdiğim bir derste bu ikisini anlatıyorum, bir miktar size de anlatayım. İmefe kısa vadeli ödemeler dengesi ve küresel kambiyo sorunlarının çözümüne yardım etsin diye kuruldu. Ekürisi Dünya Bankası ise uzun vadeli yeniden yapılandırma ve kalkınma sorunları ile ilgilensin diye dikildi dünyanın tepesine. Böylece mıntıkalar tanımlandı, tıpkı askerlikte olduğu gibi. Yapanlar bilirler, askerler izmarit veya çöpleri toplarken sadece kendilerine ayrılmış mıntıkalara bakarlar, ötesine karışmazlar. Kuruluşlarından itibaren bir geleneği takip etmeye başladılar. İmefe’nin başkanı her daim Avrupalı, Dünya Bankası’nın başkanı da sürekli Amerikalı olageldi. Böylece Amerikan emperyalizmi dünyayı kolektif sorumluluk altında birlikte yöneteceği Avrupalı emperyalist kandaşlarına da eşitlikçi davrandığını göstermek istedi. Ama hikaye tabii ki; İmefe Brüksel’den çok Washington’da idare edildi hep. Başkanın Avrupalı olmasının hiçbir önemi yoktu çoğunlukla. Avrupalı da olsa her zaman Amerikan emperyalizminin acil ve uzun vadeli çıkarlarına sadık kaldı İmefe başkanı. Tıpkı ikizi gibi emperyalist merkez kökenli sermayenin sağduyulu sesi olmak ile borazanı olmak arasındaki ince bir çizgi üzerinde sürekli gidip geldi. Son başkan Kristalina Georgiyeva gerçekten bir Avrupalı, bir Bulgar. Bulgaristan’da üniversiteyi bitirmiş. Bitirdiğinde henüz sosyalizm varmış. En azından İmefe’nin web sitesinde bir başarı öyküsü başlığıyla aktarılan mülakatta öyle diyor. 1 Babası Sosyalist Bulgaristan’da yol işçisiymiş. Sonra ağır bir hastalığa yakalanmış, ayağı kesilmiş. Sonra da vefat etmiş. Zor zamanlardı diyor. Sonra akademisyen olarak almışlar, artık sosyalizmin sonu gelmekte bu aralar. İnsanlar diyor, piyasayı öğreniyorlardı yavaş yavaş, ama hızından memnun değilmiş o vakitler. Sosyalizm çöktüğünde piyasa ekonomisini pek az bilen vardı demiş, buna üzülmüş. İktisatçı Georgiyeva ve birkaç piyasa aşığı insanlara öğretmeliyiz diye düşünmüşler herhalde. Açığı kapatmak için burjuva iktisadının en aşağılık türü olan neoklasik iktisadın anlatıldığı mikroiktisat kitabı kaleme almış. Böylece daha piyasa gelmeden onu muştulayan bir haberciye dönüşmüş ve bu habercilikle birlikte başlamış “başarı” merdiveninin basamaklarını tırmanmaya. Bundan sonraki hayatı emperyalist istasyonlarda süreli görevlerle geçmiş. Yine askerliğe dönelim, özellikle geniş çaplı talimlerde her askerin geçmesi gereken istasyonlar vardır, gruplar haline ayrılırlar ve her grup bir istasyona verilir. Kimi barfikse, kimi tırmanma parkuruna, kimi ip tırmanışına... Sonra gruplar yer değiştirir. Georgiyeva’nın kişisel macerası, kendi Odyssea'sı, tüm bilindik emperyalist istasyonlara uğramış gibi görünüyor. Önce AB, sonra Dünya Bankası, en son da İmefe başkanlığı; özgeçmişiyle çok gurur duyuyor olmalı. Şimdi İmefe’nin politikalarına yoksullukla mücadele boyutunu ben getirdim diyor. Dünyanın yoksullarının yoksulluklarını derinleştiren ve yapısallaştıran bir kurumun başkanı bunu deyince bir tür muzip şaka gibi görünüyor değil mi? Hatta insanın içinden “hadi canım!!” demek geliyor. Yoksullukla mücadele macerası süresince bazı isimlerin yardımlarını unutmayacağını vurgulamış. Bunlardan biri Clinton dönemi Dışişleri Bakanı Madeleine Albright imiş, Bayan Albright Irak’a uygulanan ve ilaç yokluğuna yol açtığı için özellikle çocukları öldüren incelikli ve iyi düşünülmüş ambargonun mimarlarından birisiydi. Dünyanın yoksullarını öldürmüştü o ambargo. Albright göçtü gitti bu dünyadan ama ruhu anlaşılan Georgiyeva’nın üstünde dolaşıyor hâlâ. İkincisi de Papa Francis imiş, yoksulluk konusunda Georgiyeva ile aynı hassasiyetlere sahip olduğu için İmefe başkanının en çok takdir ettiği kişilerden biriymiş kendi kilisesinin pedofili bataklığını bile kurutmayan “kutsal babamız”. En son isim de ilginç. Kraliçe Elizabeth’in oğlu, aile üyeleri Epstein Skandalı sırasında pedofili suçlamalarıyla karşı karşıya kalmış İngiltere Kralı Charles. Böylece Georgiyeva kutsal üçlemeyi, teslisi tamamlamış; kutsal baba, oğul ve kutsal ruh artık onun yanında saf tutmuşlar. Başında altın rengi ışığın oluşturduğu bir haleyle geziyor sermayenin atına binmiş bir şekilde. Başkana bu kadar yeter. İmefe zaman içinde yapısı ve görüşleri değişen bir kurum tabi ki, zaten onun da savunduğu tek gerçek şu dünyayı tarumar ederken kullandıkları paçavra bahane; değişmeyen tek şey değişimmiş (bunu duymaktan size de gına geldi mi?). Evet İmefe de pek değişti. Örneğin 1950'lerde, 1960'larda ve hatta 1970'lerde pek halis munis bir İmefe vardı. Kredi açtığı ülkelerin iç işlerine pek de karışmazdı. Gerçi bu iyi niyetliliğinden ya da alicenaplığından değildi. O zaman uygulanan sermaye birikim rejimi bunu gerekli kılıyordu. 2 Sermaye iyi ya da iyiliksever olamıyor, doğası uygun değil çünkü. Neyse, bu sessiz sakin tutum pek tabii ki sermayenin karşı saldırısının başladığı 1980'lerde hızla yok oldu. İmefe ceberutlaştı. Önce içerde budama ve tasfiye geldi; kronikler 1980'lerin başında kurumun içindeki Keynesyen reformist kadroların biçildiğini, yerlerine piyasa sevici, ultra sermaye yanlısı kadroların geldiğini gösteriyordu. Böylece İmefe uzun uykusundan uyanıyor, titriyor ve kendine geliyordu. Borç batağındaki azgelişmiş bağımlı ekonomilerin tepesine cennetteki ruhlar acı çekerken tepelerine dikilen Lucifer gibi dikiliyordu. İç işlerine karışmama ilkesi rafa kaldırılıyordu. Maliye politikasından, para politikasına, vergi politikasından gelirler politikasına, hatta devletin işleyiş mekanizmasına her şeye karışmaya başlıyordu. Bunu yaparken büyük bir bilgi donanımı, bölgeye ve ülkeye göre değişen hassasiyetler sergileme zahmetine bile girmedi. Cafcaflı görünüşün, şık kıyafetlerin ve diplomatik ritüellerin arkasında muazzam bir cehalet yatıyordu. Bir örnek verelim. New Left Review dergisinin 2012 yılı 77. sayısında Richard Duncan ile bir söyleşi yayınlandı. Duncan bir finans uzmanıydı, yani küresel finans ağlarını iyi biliyordu. Söyleşinin başlığı “Yeni Bir Küresel Depresyon mu?”, bu arada Duncan 2003 yılında küresel kapitalizmdeki kriz ve durgunluk eğilimleriyle ilgili de bir kitap yazmıştı; The Dollar Crisis . Duncan söyleşide İmefe için çalıştığı yıllardaki anılarından örnekler vermiş. 1997 Asya Krizi’nden önce Tayland’da yatırım uzmanı olarak çalışırken kriz patlamadan hemen önce işinden ayrılmış. Kriz patlayınca da basın yayın organlarında İmefe ve Dünya Bankası’nı göreve çağıran beyanatlar vermiş. Bu ısrarı onun İmefe tarafından geçici çalışan olarak işe alınmasına yol açmış. İmefe onu Tayland’a gidecek ekibe dahil etmiş. Duncan Tayland’a giden ekibin Tayland konusundaki müthiş ve çarpıcı cehaletlerinden dem vuruyor söyleşide. Haritada Tayland’ın yerini gösteremeyecek olanları yollamış İmefe. Üstelik giden ekip azgelişmiş kapitalist ekonomiler konusunda da zır cahil gibi görünüyormuş. Bu ekip araştırmalarını bitirince Tayland ekonomisinin yüzde 3 küçüleceği tahmininde bulunmuş, Duncan en az yüzde 9 küçülecek diyerek itiraz etmiş. Neticede Tayland ekonomisi o yıl yüzde 10 küçülmüş. Gerçeklik cehaleti bir şekilde cezalandırıyor gibi görünmüş ama asıl cezalandırılan Tayland halkı olmuş tabii ki. Neticede bu ceberut kurum sermayenin küresel koçbaşıdır; kendisi çözümün parçası olacağına, sürekli olarak sorunun parçası oldu, olageldi. Bugün emperyalizmin küresel düzeneğinin en önemli parçalarından biridir. Bugün azgelişmiş bağımlı ekonomileri hedef almış emperyalist sömürünün en önemli aracıdır. Bugün sermayenin kendisi kadar duyarsız ve gayrı insani bir kurumdur. Bugün gösterişli bir zırhın arkasına saklanmış kurumsal bir cehalet ve yobazlıktan başka bir şey değildir. Bitmedi. Haftaya. 1 https://www.imf.org/en/about/senior-officials/bios/kristalina-georgieva/life-pursuit-service-kristalina-georgieva 2 Bunun neden bir zorunluluk olduğunu başka bir yerde anlattık. Bkz. Serdal Bahçe, 2026, “Keynesyen Dönem bir Anomali mi?”, Katman Portal, https://katmanportal.com/keynesyen-donem-bir-anomali-mi/ .
Go to News Site