BirGün Gazetesi
Türkiye’nin üzerinde garip bir hava var. Sıkıntılı, gerilimli ve her an sert bir fırtınaya dönüşecek bir hava... Durgun, ama içten içe kaynayan, sıkışmış ve gerilim yüklü bulutların devindiği bir hava! Bu bütün meteorolojik tahminleri boşa çıkarmaya açık bir hava aynı zamanda... Toplumsal ve siyasal faylarda biriken stresin her an boşalmaya hazır olduğu bir coğrafyaya uygun, onu tamamlayan bu havanın bir kasırga üretmesi de sürpriz olmayacaktır. Nitekim geçen haftaki yazımın başlığını bu nedenle, “Toplumsal Kasırga” diye atmıştım. Çünkü, bu tuhaf gerilimin, bir toplumsal ve demokratik patlamaya dönüşerek radikal bir siyasal değişime yol açabileceğini düşünüyorum. Öyle de olacak, göreceğiz. Ancak, toplumun ve ülkenin böyle büyük bir değişime hazırlandığı, tarihin bu yöndeki çağrısının dalga dalga yayıldığı bir dönemde, kimi “sol” ya da “muhalif” gazeteciler, yazarlar, televizyon yorumcuları-programcıları, Youtube ve sosyal medyada etkinlik gösteren kimi “tanınmış” kişiler, adeta yılgınlık yayıyor. Ülkenin uzun süredir yaşadığı umut krizinden çıkmasını, sanki engellemeye çalışıyorlar. Kaybetmekten, yenilmekten ve acı çekmekten mistik bir tad alma hali gibi, tuhaf ve hastalıklı bir durum var. Derinlerdeki korkuyu da görmemek, iktidarın baskıları karşısındaki yılgınlık halini anlamamak mümkün değil. Silivri’nin adı bile bazılarını “ıslah” ediyor sanki. Ancak sözünü ettiğim ruh hali sadece bu korkuyla açıklanamaz. İnsanın, daha çok da aydının bozulmasıyla ilgisi var. PASİFİKASYON Ben, CHP eylemleri bağlamında bu konuda Tele2 Haber’de (tele2haber.com) 29 Nisan 2026 tarihli kapsamlı bir yazı kaleme aldım. Benim “Pasifikasyon” başlıklı bu yazımdan beş gün sonra Selçuk Candansayar, BirGün’deki “Ateş Hırsızı” adlı köşesinde “Korku-Yorum” başlıklı harika bir yazı yayınladı. Şimdi bu önemli konuyu gündemde tutmak ve “pasifikasyon” girişimlerini (çoğu kez derin analiz ve gazetecilik diye sunuluyor) mahkum ederek boşa çıkarılmasına katkı için, her iki yazıdan da birer alıntı yapacağım. Önce, benim Tele1 Haber’de yazdığım ve BirGün okurlarının bir kısmının gözünden kaçma ihtimali bulunan yazımdan başlayacağım; söz konusu analizde şunları yazdım: “Muhalefet alanındaki kimi gazetecilerde, televizyon yorumcularında, kanaat önderlerinde ve siyasetçilerde tuhaf bir hava var. Pesimist, teslimiyetçi, yenik, umutsuz ve zehirleyici bir hava bu. Daha önemli yanı ise, yaşanan gerçeklikle ilgisi olmayan bir duygu dalgası ve ruh hali söz konusu. Gerekçelerini şöyle özetleyebiliriz: ‘İzlenen muhalefet çizgisi ve eylem anlayışı ile AKP iktidarı durdurulamadı. İktidar CHP’li belediyelere, gazetecilere ve siyasetçilere yönelik operasyonlarını sürdürüyor. Demek ki CHP’nin siyaseti yanlış. Oysa asıl yanlış, gerçekle ilgisi olmayan bu karamsar yorumdur. Bu yaklaşıma; “AKP ve Erdoğan gitmez” tezi genellikle örtük şekilde eşlik ediyor. Hatta yer yer, hiçbir temele ve toplumsal-siyasal çözümlemeye dayanmayan bu iddia, yıkıcı bir karakter kazanıyor. Esas olarak iktidarın değil, muhalefetin eleştirisi pek “demokratik” gerekçelerle yapılıyor. Yılgınlık büyütülüyor. Zehirli hava bir yağ lekesi gibi sinsice yayılıyor. Öyle ki; Silivri’de gördüğüm ve fırsat buldukça sohbet ettiğim –ki uzaktan ve yüksek sesle konuşabiliyoruz– belediye çalışanı CHP’li arkadaşlar daha soylu bir tavır sergiliyor. UMUT KRİZİNİ BESLEMEK! Bu kesimlerce siyasal durumun doğru okunamadığına işaret ettiğim yazı şöyle devam ediyor: “Sorun kişisel yetenek ya da analiz yetersizliğinde değil, liberalizm ile kirlenmiş zihinlerde. (...) Oysa gerçek durum bu pesimist (karamsar) ve umutsuz tablonun tam tersidir.” (Tele1haber.com, 29.4.2026). Siyasal ve tarihsel ömrünü dolduran AKP-MHP iktidarı durdurulamaz bir çöküşe doğru gidiyor. Toplumdan yeni rıza üretme kapasitesini de yitiren Erdoğan-AKP iktidarı, muhalefetin, esas olarak CHP’nin, solun ve muhalif medyanın üzerine devletin gücüyle (şiddet aygıtlarıyla) geliyor. Çünkü elinde başka araç kalmadı. Rejim değişikliği sürecini tamamlayabilmek için elindeki bütün olanakları kullanarak iktidar ömrünü uzatmaya çalışıyor. CHP ise yurt mitingleri yoluyla devletin gücüne karşı -en doğru hamleyi yaparak- milletin gücünü çıkarıyor. Kavga sertleşiyor. Bu direniş siyaseti, sosyalist harekete de geniş bir alan açıyor. Alanlarda fiilen bir ittifak kuruluyor. Bu fiili durum, gerekli diplomasi yürütülerek kalıcı ve programlı bir güç birliğine dönüşme yoluna girebilir. Bunun koşulları olgunlaşıyor. İktidarın değişimi artık bir takvim ve zaman sorunundan ibarettir. Eğer muhalefet, özellikle CHP, yaşamsal bir hata yapmaz ise önümüzdeki bir-iki yıl büyük bir değişimin yaşanacağı dönem olacaktır. Bu nedenle sol ve devrimci-sosyalist parti ve hareketler ile Kürt demokratik güçleri bu sürece birleşik bir muhalefet bloku halinde dahil olmalı ve etkileyip yönlendirmelidir. CUMHURİYETÇİ-SOSYALİST İTTİFAKI Bu kavga salt CHP’ye yüklenmemelidir. Mevcut durum sorunludur; sanki erken seçim talebi sadece CHP’nin sorunuymuş gibi, sol ve sosyalist muhalefet bu konuda anlaşılmaz bir edilgenlik içinde. Oysa iktidarın ezberi bozulmuş, gardı dağılmış ve hikayesi bitmiş durumda. Ülkede geniş bir Cumhuriyetçi-Sosyalist İttifakı en doğru siyasal hamle olacaktır. Bu ittifak demokratik muhalefet blokunun dinamosu olabilir. Yukarıda da ifade ettiğim gibi, eğer ciddi bir hata yapılmaz ve doğru bir direniş-mücadele çizgisi izlenirse iktidarın en fazla bir yıllık ömrü vardır. Tarihle kumar oynayarak kazanamazsınız. AKP iktidarı bunu deniyor. Tam kör bir hırs ve çaresizlik halidir. Tarih, toplum bilimlerinin toprak anasıdır. Ancak, onun işleyiş yasalarından habersiz olanlar kumar oynar. Durum böyle olduğu halde, kimi “muhalif” aydın, gazeteci, televizyon ve sosyal medya yorumcularının yaydığı karamsarlık ve teslimiyetçilik anlaşılır gibi, daha doğrusu kabul edilebilir gibi değil. Bu, teslimiyetçi bir yılgınlık ve yorgunluk haliyle mücadele edilmelidir. TESLİMİYETÇİ GERÇEKÇİLİK! Selçuk Candansayar herkese tavsiye ettiğim BirGün yazısında bu konuda daha net bir “psiko-siyasal” tanı koyuyor. Bu yazıyı okuyunca, Silivri’de bulunmanın sınırlamaları nedeniyle “acaba durumu doğru gördüm mü” şüphesini ve endişesini kafamdan attım. Candansayar 4 Mayıs 2026 tarihli köşesinde şöyle yazıyor: “Bugün değişimi müjdelemesi beklenen muhalif fikir önderi, yazar, yorumcu iktidarın değişmeyeceğine dair bir ikna yarışına girmiş durumda. Köşe yazılarında, televizyon programlarında, Youtube kanallarında gördüğümüz ‘bu iktidar gitmez’, ‘muhalefet asla kazanamaz’ kesin yargıları, nesnel soğukkanlı birer analizden çok, ruhsal savunma çabasına benziyor. Otoriter yapının yargıyı bir silah olarak kullanarak her muhalif sesi baskılaması, bu ‘karakterlerde’ derin bir yok edilme korkusu yaratmış gibi. Özellikle daha önce yargı silahından nasibini almış, gözaltı ya da tutukluluk tezgahından geçmiş olanlarında bu değişim çok daha karakteristik bir hal alıyor. Bir zamanlar en radikal olanın, o soğuk duvarlarla tanıştıktan sonra bir tür ‘teslimiyetçi gerçekçiliğe’ savrulması sadece fiziksel bir geri çekilme değil, derin bir ruhsal kırılma. Bu karakterler, ağır yok edilme korkusunu dindirmek için, bilinç dışında celladıyla pazarlığa oturmuş durumdadır.” (BirGün, 4.5.2026). Yazıdaki iki kavrama dikkatinizi çekmek isterim; “teslimiyetçi gerçekçilik” ve “celladıyla pazarlık” bu dönemi açıklamak için hayli yaratıcı ifadeler. Ne yazık ki, bu çizgiye, ruh haline ve politik tutuma savrulan kişiler arasında çok az da olsa arkadaşlarımız var. Oysa tam da umudu çoğaltarak ayağa kalkacağımız, alanlara çıkacağımız günlerden geçiyoruz. Tarihin rüzgarı bizden yana. “UMUDA YOL AÇMALI” Sosyalist hareketin önderlerinden, sol tarihimizin en büyük siyasal hareketi olan Devrimci Yol’un ideolojik ve siyasal lideri Oğuzhan Müftüoğlu’nun Ocak 2026’da önemli bir kitabı yayımlandı. Ayrıca ve başlı başına üzerinde durulmayı hak eden bu kitabın adı; “Umuda Yol Açmalı” diye belirlenmiş. Dönemin ruhuna çok uygun, iyi olmuş. Hacimli kitapta (558 sayfa) 12 Eylül sonrasından günümüze kadar, kaleme aldığı yazıları, analiz ve incelemeleri ile kendisiyle yapılan söyleşileri bir araya getiren Oğuz Abi şöyle diyor: “Solun içinde belli bir kesimde ‘nasıl olsa bir şey değişmez’ diye düşünen bir kesim var. (...) Arkadaşlarım, devrimciler umut yaratıcısıdır. Devrimcilik bitmeyen bir umut yolculuğudur. Bu yolculuk hepimizin olsun.” (O. Müftüoğlu, Sol Kültür Yay. s. 342-343). Biz büyük yolların yürüyüşçüleriyiz. Bu çağrı hepimize gelsin.Teslimiyetçi gerçekçiler ile yollarımızı çoktan ayırdık. Bizi tarihle kumar değil, satranç oynarız.
Go to News Site