BirGün Gazetesi
İki haftadır, otoriterliğin ve yargı kuşatmasının bireylerin ve toplumun ruhunda açtığı gedikleri, bizi nasıl bir eylemsizliğe mahkûm ettiğini anlatmaya çalışıyorum. Bir yanda "kurtarıcılar" bekleyenlerin büyüklenmeci fantezileri, diğer yandan korkusunu "rasyonel analiz" maskesiyle pazarlayanların teslimiyetçiliğinin yarattığı bu felç edici iklimde, artık esas soruya odaklanmalıyız: Ne yapmalı? Pek çok muhalif bireyin bilinçdışında yankılanan "insanüstü güçlerle donatılmış kusursuz kahraman lider tarafından kurtarılma" rüyası, aslında maruz kaldığımız radikal çaresizlikle baş etme çabası. Anıtkabir biraz da bu yüzden dolup taşıyor. Bu fantezi toplumsal muhalefeti akılcı bir örgüt olmaktan çıkarıp mucize bekleyen bir inanç grubuna dönüştürüyor. Dışarıdan gelecek bir mucize beklerken, içimizde ise kendimizi "bulunmaz Hint kumaşı" sanma tuzağına düşüyoruz. ∗∗∗ Bu büyüklenmeci fantezi, çevremizdeki her lideri "yetersiz" bularak linç etmemize neden oluyor. Lider adaylarına yönelttiğimiz "Beceremiyorsun!" saldırısı, aslında kendi eylemsizliğimizin ve korkumuzun dışsallaştırılması. Kendi içimizdeki kusursuz kahraman imgesini korumak için, sahadaki her insani eksiği birer felaket senaryosuna dönüştürüyoruz. Oysa gerçek direnç, bu "olağanüstü" anları beklemekte değil, sıradan ama hep devam eden eylemlerin akışında. "Nasibini almışların" teslimiyetçi gerçekçiliğine karşı en güçlü panzehir, korkuyu bireysel bir yük olmaktan çıkarıp kolektif bir sorumluluğa dönüştürmekle mümkün. Korku tek başına taşındığında bir "kaybetme analizi" üretirken, paylaşıldığında bir "eylem planına" dönüşür. Teslimiyetçi gerçekçilik, bizi 2028 gibi uzak tarihlere veya "belirsiz bir geleceğe" hapseder. Oysa özgürleşmek için, zamanın kontrolünü muhalefet almalı. Kırkyama örtüsünü dikenler, zamanı "boş bir bekleyiş" olarak değil, her gün bir ilmek daha atılan bir "inşa süreci" olarak görmeliler. Yargı savaşının hapsetmek istediği o "bekleme odasından" çıkmanın yolu, bugünü örgütlü bir inadın öznesi kılmaktan geçiyor. ∗∗∗ Kırkyama örtüsü, Hint kumaşı gibi tek parça ve kusursuz değildir; o, yan yana gelmesi imkânsız görünen farklı renklerin ve söküklerin birleşimidir. Her bir yama bir diğerinin söküğünü diktiğinde, yargı tacizinin yarattığı yok edilme kaygısı yerini "birlikte var olma" güvenine bırakır. Bu örtüyü dikerken lider/ler/i ne bir "kurtarıcı kahraman" ne de bir "günah keçisi" olarak görmeliyiz. Onları, kolektif irademizin sözcüleri ve bu inşanın "koordinatörleri" olarak konumlandırmalıyız. Lideri desteklemek, onun her “başarısını” canhıraş alkışlamak; her hatasını ise kıyasıya linçlemekten değil; onun üzerindeki yargı baskısını toplumsal dayanışmayla paylaşarak manevra alanını genişletmekten geçer. Gerçek destek, liderin çağrısını beklemeden mahallede, iş yerinde, sandık başında o kırkyamanın bir ilmeğini atmaktır. Lideri "tek karar verici" konforuna itmek, onu yalnızlaşmaya mahkûm eder. Onu karar süreçlerine dahil olmaya zorlayarak desteklemeli. Özgür Özel örneğinde olduğu gibi; tabanın dinamizmini genel merkezin hantallığına karşı bir itici güç olarak sunabilmesine destek olmak gerekiyor. Her grevi Başaran Aksu’nun örgütlemesini, bedel ödenecekse Mehmet Türkmen’in ödemesini, en şanlı savunmayı Ekrem İmamoğlu’nun yapmasını, en büyük direnci Selahattin Demirtaş’ın göstermesini “bekleyerek” iktidar olunamaz. ∗∗∗ Bu ve benzeri isimlerin kendi aklımıza yatmayan bir sözleri, davranışları olduğunda onları “tepemize” çıkardığımızdan daha büyük bir hızla “ayaklarımızın altına” indirerek örgütlenemeyiz. Eleştiri bir imha aracı değil, bir onarım aracı olmalı. "Bu yama buraya uymadı" diyerek örtüyü yakmak, otoriterliğin en sevdiği parçalanma hali. Lider/ler/i mücadele arkadaşları olarak görüp, kendi emeğimizi ve umudumuzu korumalıyız. Gerçek güç, insanüstü yeteneklerde değil; kusurlarımızı ve farklılıklarımızı bir direnç hattında birleştirebilme maharetimizde. "Ben" demekten vazgeçip "biz" diyen kolektif dokuya karıştığımızda, o sabırlı elin diktiği kırkyama, iktidarın yenilmezlik illüzyonunu parçalayacak olan yeni dünyayı dokuyacak. Terzi de biziz, örtü de.
Go to News Site