Collector
Saat kaçta pusuya yatılır? | Collector
Saat kaçta pusuya yatılır?
BirGün Gazetesi

Saat kaçta pusuya yatılır?

Başlıktaki sorunun kaynağı, İtalyan politika yazarı Giuliano da Empoli'nin "Yırtıcının Saati: Dünyayı Ele Geçiren Otokratlar ve Teknoloji Milyarderleriyle Karşılaşmalar" kitabı. Putin, Trump, Netanyahu, Muhammed bin Selman gibi örnekleri inceleyerek yeni bir 'otokratlar çağı'na girdiğimizi söyleyen Empoli, bu liderlerin ava çıkmış yırtıcılar gibi gerektiğinde uzun süre sessizce bekleyip en umulmadık anda saldırıya geçtiğini söylüyor. Tüm kuralların askıya alındığı, sadece en hızlı, güçlü ve saldırgan olanın 'sürpriz' unsurunu değerlendirerek saldırdığı anı 'pusu saati' olarak tanımlıyor. Empoli, Netanyahu'nun pusu kurmak için Birleşmiş Milletler'i nasıl kullandığına dair şöyle bir örnek veriyor: Netanyahu'nun Eylül 2024'te BM Genel Kurulu'nda konuşup ateşkes ilan edeceğine dair haberler yayılıyor. New York'taki toplantıdan bir saat sonra, tam da bunun yarattığı gevşeme anında, Hizbullah lideri Nasrallah'ın Lübnan'daki sığınağı bombalanıyor. Yazarın verdiği bir başka örnek, Cemal Kaşıkçı suikasti: ”Washington Post muhabiri Cemal Kaşıkçı, pasaportunu yenilemek için İstanbul'daki Suudi konsolosluğuna girdiğinde, boğularak öldürülmeyi, bodruma indirilip testereyle parçalara ayrılmayı hiç beklemiyordu.” ∗∗∗ Aslına bakılırsa, Empoli'nin verdiği örnekler hiç de yeni politik dönemin ürünleri değil; tarih bu tür 'Makyavelist' cinayet ve saldırı örnekleriyle dolu. Empoli de bunun bilincinde olsa gerek ki, Muhammed bin Selman'ı, Makyavelli'nin Prens'i yazarken ilham aldığı Cesare Borgia'ya benzetip 'Borgia 2.0' olarak adlandırıyor. Ama kitaptaki bazı basit bilgi hataları, bu 'pusu kuramı'nı benim gibi okurlar açısından biraz 'güvenilmez' kılıyor. Örneğin Empoli, Kaşıkçı'nın İstanbul'daki başkonsolosluğa “pasaport yenilemek için” gittiğini söylüyor ya, olan aslında bambaşka bir şey: Kaşıkçı, TC yurttaşı nişanlısıyla evlenebilmek için, Arabistan'daki eşinden boşandığına dair bazı belgeleri edinmek amacıyla, 28 Eylül 2018'de başkonsolosluğa gidiyor. Yetkililer belgeleri hazırlayacaklarını, 2 Ekim'de tekrar gelmesini söylüyorlar. Böylece, Muhammed bin Selman'ın emriyle yola çıkan suikastçiler o gün hazır oluyorlar. Profesyonel politika yazarı Empoli, nedense Kaşıkçı'nın bu 'pasaport işlemi'ni niçin yaşadığı yer olan Washington'da değil de İstanbul'da yaptığına, ya da Kaşıkçı'nın 29 Eylül'de bir konferans için Londra'ya gidip 1 Ekim'de İstanbul'a dönünce bir arkadaşına aktardığı endişelerine -“Ya beni kaçırıp Arabistan'a götürürlerse?”- hiç kafa yormamış belli ki... ∗∗∗ Empoli'yi asıl gündeme getirense, geçen hafta gösterime giren The Wizard of the Kremlin/Kremlin'in Büyücüsü adlı film oldu. Yazarın aynı adlı kitabından uyarlanan film, Putin'in basın danışmanı ve propagandacısı olan Vadim Baranov'un hikayesini anlatıyor. Baranov karakterinin gerçek hayatta Vladislav Sourkov olduğu biliniyor. Sovyetler Birliği'nin dağıldığı dönemde avangard tiyatroyla uğraşırken, sonrasındaki vahşi kapitalist 'yeni dönem'de para ve gücü takip ederek televizyon yapımcılığına soyunan Sourkov, Boris Yeltsin'in propaganda işlerini yürüten TV patronu Berezovsky'nin kurduğu planı uygulayarak Putin'i Rusya Federasyonu'nun başına geçiriyor. Neredeyse 2,5 saat süren filmde olay örgüsü yeterince iyi işlenemediği için, ama özellikle çok aceleye getirilmiş gibi görünen finali yüzünden yönetmen Olivier Assayas'ın filmografisinde pek de önemli bir yer tutmayacak bu anlatının en büyük hatası, kaba 'Sovyet düşmanlığı'nda belirginleşiyor. Filmde hem fiziksel özellikleriyle hem de aşırı yumuşak ses tonuyla epey naif bir portre olarak sunulan Baranov/Sourkov, sürekli Sovyetler Birliği zamanında yaşamanın ne kadar karanlık olduğundan söz edip duruyor. Neyse, o korkunç komünist dönem nihayet bitiyor da, Rusya yepyeni bir özgürlükler çağına giriyor. Bunları övgüyle anan Baranov, ne hikmetse Yeltsin ve Gorbaçov'dan 'fazla yatay' (halkla çok içli-dışlı) oldukları için şikayet ediyor –“Çok yataylık, kaos demektir!” ∗∗∗ Baranov ve Berezovsky, hem çarlık zamanında hem de komünist dönemde baskıya fazlasıyla alışmış Rus halkının otoriter bir baba figürüne ihtiyaç duyduğunu söyleyerek, Yeltsin'in yerine geçmek üzere, halkla samimi olmayan, 'dikey' bir iktidar gerektiğine karar veriyorlar. Bunun için buldukları en iyi aday da, FSB'nin (eski KGB) başkanı Vladimir Vladimiroviç Putin oluyor. Baranov/Sourkov, ne kuş ne de deve olan Putin rejimini 'egemen demokrasi' (sovereign democracy) olarak adlandırıyor -AKPRTE'nin 'ileri demokrasi'sinin Rus versiyonu! Filmin bir sahnesinde satranç ustası Kasparov'un bu adlandırmaya dair bir saptaması var ki, bugün yaşadıklarımız için çok açıklayıcı: “'Egemen demokrasi'nin demokrasiyle olan ilişkisi, elektrikli sandalyenin normal bir sandalyeyle olan ilişkisine benziyor.” İkisine de oturuyorsunuz, ama biri öldürüyor... Bu 'egemen demokrasi'yi kurmak için Baranov/Sourkov, karşıt uçları da kullanıyor: Putin'in Sovyet geçmişiyle bazı marjinal sol grupları, mitolojik Büyük Rusya anlatılarıyla motosikletli faşist çeteleri kandırarak Kremlin destekçisi yapıyor. Bu strateji tilkisi, aslında Rusya'nın ve dünyanın başına nasıl bir bela açtığını ise çok geç -ancak 21 yıl sonunda!- fark ediyor. Filmin finali romandakinden çok farklı (sürpriz!) ama onun dışında her şey aynı sayılır. Kapitalizme tek kelime bile etmeyen yazar ve yönetmen, demeye getiriyorlar ki, “Yeni Rusya'da her şey çok güzel olacaktı, ah şu Putin'in pusuya yatmış yırtıcı tavırları olmasaydı!” Şimdi gelin de, 'pusu kuramları'nın asıl pusu kuranları gizlemek için kurulmuş bir pusu olduğu kuşkusuna kapılmayın! olduğu kuşkusuna kapılmayın!

Go to News Site