BirGün Gazetesi
Mehmet Torun - Maden Mühendisi 12 yıl önce, 13 Mayıs 2014’te Manisa-Soma’da özel bir şirketin işlettiği kömür ocağında meydana gelen olayda 5’i maden mühendisi toplam 301 emekçi yaşamını kaybetti. Yeraltında kömürün kızışmasıyla açığa çıkan karbonmonoksit gazının işçileri zehirlemesi sonucu yaşanan bu olay; dünya madencilik tarihinin en acı olaylarından biri olarak kayıtlara geçti. Bu facia; öngörülemeyecek, önlenemeyecek bir olay değildi. Kömür damarının kendiliğinden kızışmaya ve yanmaya müsait olduğu yıllardır biliniyordu. Alınması gerekli önlemler de belliydi. Neden önlenemedi, 301 canımız göz göre göre niçin kaybedildi? Soma havzasında yaklaşık 150 yıldır üretim yapılmakta olup sahanın ruhsatı bir kamu kuruluşu olan Türkiye Kömür İşletmeleri’ne (TKİ) aittir. TKİ, 2006 yılından itibaren kömürün yanma özelliğinin gerektirdiği yeni yatırımların maliyetinden kaçınmak için yeraltı üretimi yapmaktan çekilerek hizmet alım ya da rödovans (kiralama) sözleşmeleri ile kömür üretimini özel şirketlere bırakmıştır. Facianın yaşandığı saha, 2006 yılında hizmet alım sözleşmesi ile Park Teknik Şirketi’ne verilmiştir. Şirket, bu ocakta yılda ancak 1.5 milyon ton maksimum üretim yapılabileceğini, bu üretimin gerçekleştirilebilmesi için toplamda 800 işçi istihdamının mümkün olabileceğini TKİ’ye rapor etmiştir. Üretim sırasında, kömürün yanıcı olması ve güvenli işletme maliyetinin yüksek olması nedeniyle şirket, rödovans ön ödemesini yakmış ve sahadan çekilmiştir. Aynı saha, 2009 yılında Soma Kömürleri A.Ş.’ye devredilmiştir. Şirketin 1,5 milyon ton/yıl üretim yapması planlanmıştır. Ancak şirket kömür üretimini 5 milyon ton/yıla ve işçi sayısını 2 bin 400 kişiye çıkartmıştır. Yeraltı kömür ocağından 2013 yılı itibarıyla toplam 3,6 milyon ton üretim yapıldığı ve ocakta çalışan işçi sayısının ise 3 bin civarında olduğu bilinmektedir. Üretilen tüm kömür, TKİ tarafından alım garantisiyle peşin para ödenerek satın alınmakta dolayısıyla pazar sorunu bulunmamaktadır. Gerekli güvenlik yatırımları yapılmaksızın eski havalandırma ve galeri altyapısıyla sırf kâr amacı güdülerek çok yüksek üretim seviyesine çıkılmış ve madencilerin hayati emniyet tedbirleri tamamen ihmal edilmiştir. Sözleşmelere ve işin tekniğine uymayan bu duruma tüm yetkililer göz yummuş ve onay vermişlerdir. Bu veriler, ocakta üretim zorlaması olduğunu açıkça göstermektedir. Kapasitenin çok üzerinde üretim yapılması facianın ana nedenlerinden birisidir. Şirket yönetiminin siyasi iktidar ile yakınlığı, dönemin enerji bakanının ‘bu ocağın Avrupa’nın en güvenli ocağı’ olduğunu beyan etmesi kamusal denetimin yeterince yapılmasını engellemiştir. Nitekim, faciadan iki ay önce yapılan denetimlerde iş müfettişlerinin “ocakta herhangi bir noksanlık yoktur” şeklindeki raporları da denetimlerin sağlıklı yapılmadığını göstermektedir. İstihdam edilen işçiler, bölgede tarımın yok edilmesiyle işsiz bırakılan gençlerden oluşmaktadır. Bu işçilerin yeraltı kömür işletmesi gibi çok riskli bir alanda çalışma deneyimleri olmadığı gibi, mesleki eğitimleri de yetersizdir. Yaşadıkları tehlikeleri fark edenler ise seslerini duyuramamaktadır, üye oldukları yetkili sendika bu konularda duyarsız davranmakta ve işverenle daha yakın çalışmaktadır. Dayıbaşlarının insafına terkedilen işçiler, ucuz emeğe dayalı politikalara kurban edilmiştir. Hükümet yetkililerinin, “Bu işin fıtratında vardır” söylemlerine karşı facianın temel nedenlerinden biri de, bilgi ve teknoloji üretemeyen sistemin, dünya piyasaları ile rekabet edebilmenin en kolay yolu olarak, ucuz ve güvencesiz emek üzerinden üretim yaptırmayı model olarak benimsemiş olmasıdır. Büyüme ve küresel piyasalarla rekabet edebilme adına uygulanan üretim zorlaması, uzun çalışma saatleri, kötü çalışma koşulları, işçi maliyetlerinin düşürülmesi, bir maliyet unsuru olarak görülüp alınmayan işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri faciayı getirmiştir. Açıktır ki Soma’da yaşanan felakete, şirketin “ne pahasına olursa olsun, maliyeti düşürme ve üretimi kesintisiz sürdürme” politikası neden olmuştur. Ancak bu sonuçtan yalnızca bir şirket sorumlu tutulamaz. Bu üretim modelini yaratanlar, kömür madenlerini ihalelerle devredenler, denetim sorumluluklarını yerine getirmeyenler ve bu sistemden rant sağlayanlar da yaşanan iş cinayetlerinden birinci derecede sorumludur. Bu tablodan kuşkusuz, neoliberal politikaların en sadık sürdürücüsü AKP iktidarı asıl sorumludur. Tüm bu değerlendirmeler ışığında facianın sorumlularının; şirket, Enerji ve Çalışma Bakanlıkları, TKİ ve MAPEG olduğu açıktır. Ancak, yargılama süreçlerinde alt kademelerde çalışanlar yargılanırken karar vericilere dokunulmamıştır. Danıştay kararı sonucu yargılanan kamu görevlilerinin davaları da zamanaşımı gerekçesiyle düşmüştür. Şirket yöneticilerinin cezaları mahkeme heyetleri değiştirilerek azaltılmış ve bugün facianın sorumlularından tutuklu kimse kalmamıştır. Ancak, işçilerin haklarını arayan, adalet isteyen avukatlar Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay cezaevinde yatmaktadır. Soma faciası, tüm bu dinamiklerin yaşandığı acılarla yüklü, olumsuz bir sembol olmuştur. Ülkemiz demokrasisinin ve çalışma yaşamının kara bir fotoğrafıdır. Yaşamını yitirenleri saygıyla anarken, ulaşılamayan adalete kavuşmak dileğiyle…
Go to News Site