BirGün Gazetesi
İBB davası çöktü, Aziz İhsan Aktaş maskara oldu. Casusluk davası bumerang gibi gelip iktidarı vurdu. Casus diye tutuklanan şahsın telefon rehberi AKP’li isimden geçilmiyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi memleketteki ekonomik yangın devam ediyor. Emekliler ayakta, sendikalar “Temmuz ayında yeni asgari ücret” diyerek meydanlara çıkmaya hazırlanıyor. Yozgat, Konya, Rize... AKP’nin kalesi diye gösterilen her yerden esnafın ve üreticinin isyan sesleri yükseliyor. Tüm bu koşullar içinde iktidar, yokuş aşağı freni patlamış kamyon gibi ilerliyor. Gazeteci, sendikacı, aktivist, belediye başkanı, politikacı; önüne kim çıkarsa ezip geçmeye çalışıyor. Kural yok, kaide yok, hiçbir etik değer yok. Ellerine “her ne pahasına olursa olsun kazanmalıyız” notu verilmiş onlarca bürokrat, yüzlerce trol hep bir ağızdan bağırarak ülkenin siyasi atmosferini belirlemeye çalışıyor. Yeter ki Türkiye’nin sorunları konuşulmasın, rezillikleri ayyuka çıkarılmasın. ERDOĞAN’IN EZBERİ İktidar 24 yıl içinde öyle yıpradı ki sokağa çıkıp vatandaşla çay içip iki laf edemeyecek düzeye geldi. Yurttaşın AKP’ye olan öfkesi, her geçen gün kalıcı bir nefrete dönüşüyor. Kamuoyu yoklamalarına yansıyan ve Erdoğan’ı mutsuz eden oy oranları bile bu öfkeyi göstermekte artık çok yetersiz. Hele kararsızlar dağıtılınca hâlâ yüzde 30’lar civarında çıkan AKP oyları öfkenin yanından bile geçemiyor. Yüzde 30 AKP üyeleri için bile inandırıcı olmaktan çok uzak. Çünkü onlar da farkındaki kararsızların çok önemli bölümünü aslında AKP’yi sonsuza kadar terk edenler oluşuyor. Yukarıda anlatılan fotoğraf, araştırma şirketlerinin yüksek çıkan kararsız oyları çözümlemek için başvurdukları ek bir soruya verilen yanıtla biraz daha netleşti. Bu soru, “Asla oy vermem dediğiniz parti var mı?” sorusuydu. Araştırma şirketlerinden aldığımız bilgiye göre kararsız kitlenin neredeyse yüzde 70’ine yakını AKP’ye asla oy vermeyeceğini belirtiyor. Bu durum veri alındığında aslında yüzde 25’lerin altına düşen bir iktidarla karşı karşıya kaldığımız görülüyor. AKP çoktan “asla” tercih edilemeyecekler arasına girdi bile. Erdoğan’ın anlamak istemediği ya da kabullenmediği nokta da bu. Muhalefetin bastırılıp dağıtılması durumunda toplumun çaresiz kalacağı ve yeniden iktidara yöneleceği ezberi çok güçlü şekilde Saray etrafında varlığını koruyor. Ekrem İmamoğlu’nu da aynı ezberden dolayı devre dışı bırakmaya çalıştı. Yine aynı kibirden dolayı ardından gelişen 19 Mart itirazını doğru kavrayamadı. Dönüp dolaşıp 19 Mart itirazının nedenini Özgür Özel’e ve CHP’nin varlığına bağladı. Bu yüzden de şimdi onu ezmeye çalışıyor. Önce İmamoğlu’nu, şimdi de Özel’i ezmeyi başarırlarsa her şeyin lehlerine çözüleceğini düşünüyorlar. ÖZGÜR ÖZEL’İN GÜCÜ Yargıdan medyaya kadar tüm silahlarla saldıran iktidar, bu yolda hiçbir kanunu, etik kuralı tanımayacağını da gösteriyor. Her türlü yalana, hileye başvuruyor. Konusu ve öznesi değişse de yeni bir “ama montaj ama değil” dönemi yine Erdoğan eliyle başlatılmış oldu. Tüm bunlara rağmen hâlâ istediği sonucu aldığını söylemek zor. Erdoğan’ın ezberi günün sonunda artık Özel’in ve CHP’nin gücü hâline dönüştü. Son iki yılı olağanüstü koşullarda ve yargı sopası altında geçiren devletin kurucu partisi CHP, içeriden-dışarıdan gelen tüm saldırılara karşı kendince çözümler üretmeyi başardı. Burada Özel’in ve parti yönetiminin hakkını teslim ederek asıl devrede olan kuvvete işaret etmekte fayda var. Bu da baştan beri Erdoğan’ın neredeyse hiç önemsemediği, manipüle edilebilecek bir kitle olarak gördüğü yurttaşın değişim tercihi oldu. Değişim talebi iktidarın önündeki en önemli bariyer durumunda. Çünkü hangi mesele olursa olsun, konu kim ya da ne olursa olsun halkın sorduğu tek bir soru var: “Bu durum kimin işine yarıyor?” Yurttaşın bu durumda olması Özgür Özel’in ve CHP kurmaylarının ruh hâlini de belirliyor. Salı günü Meclis’te Özgür Özel’le yaptığımız görüşmemiz bu fikri teyit eder nitelikteydi. Aynı gün yaşanan onlarca soruna rağmen yürümeye devam eden bir çarkın kurulabilmiş olması önemli. Bunun arkasında yatan esas motivasyon da sohbetimiz sırasında Özel’in Rize mitingine işaretle söylediği “halk üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor” değerlendirmesinde saklı. Zayıflayan ama buna karşılık devasa bir iktidar makinesini elinde bulunduran iktidar bir daha halkın teveccühünü kazanamayacağını biliyor. Rızasını alarak değil, korkutarak baskıyla onu yönetmekten başka çaresi olmadığı kanaatine de sahip. Buna rağmen teslim olmayan, her fırsatta itirazını güçlü şekilde ifade eden milyonlarca insan var. O zaman tekrardan CHP lideri Özel’in görüşme sırasında üzerinde ısrarla durduğu ve muhalefet için talep ettiği ‘seferberlik’ meselesine dönmek gerekir. İktidar eliyle yürütülen topyekûn saldırıya karşı; hedefi olan, her koşulda bir arada duran, adım adım örgütlülüğünü güçlendiren bir toplumsal muhalefete ihtiyaç var ve bu hâlen oluşmuş değil.
Go to News Site