soL Haber
Mesut Odman Bir tür şifre ile başladık madem, önce onu çözerek devam edelim. Buradaki Y’ler yaşamakta olduğumuz dünyaya ilişkin başlıca üç özelliği anlatan sözcüklerin ilk harflerini gösteriyor: Yoksulluk, yolsuzluk, yalan. Bir tür şifre ile başladık madem, önce onu çözerek devam edelim. Buradaki Y’ler yaşamakta olduğumuz dünyaya ilişkin başlıca üç özelliği anlatan sözcüklerin ilk harflerini gösteriyor: Yoksulluk, yolsuzluk, yalan. Önce “3Y ülkesi” diye başlık atarak kendi ülkemizden söz etmeyi düşünmüştüm. Biraz daha üzerinde durunca bunun kendimize, kendi ülkemize haksızlık olacağı sonucuna vardım. Bugün yeryüzünde bu üç özellikten nasibini almayan kaç ülke vardır acaba? Hele, yok ekonomisi gelişmişti, yok köklü demokrasi kültürüydü, yok şuydu, yok buydu diyerek kimi utanmazlarla kimi eksik akıllılar tarafından göklere çıkarılan, Uzak Asya’dan Avrupa’ya oradan Atlantik ötesine irili ufaklı sermaye diktatörlüğü ülkeleri yoksulluktan, yolsuzluktan, yalan dolandan çok mu arınmış durumdalar? Öyleyse, “3y ülkesi” diyerek kendi ülkemizi öne çıkarmak, sadece haksızlık değil gerçeği görememek ya da eksik görmek anlamına gelmez mi? Ayrıca konunun başka bir yanı da kafama takıldı doğrusu: Ülkemizin yıllar boyunca edindiği, emekçi insanlar açısından kötü özelliklerin hâlâ sürüp gitmesinde, onlardan acı çektiğimiz ve bunun kaynağını doğru yerlerde arayıp bulduğumuzda bile, bizim hiç mi payımız yok? Olmadığı söylenemez. Biz yapılan ve yaratılan kötülüklerle ilgili herhangi bir sorumluluk duymasak, sorumluluk bir yana, onlara ve onları yapanlara ısrarla karşı çıkmış olsak da, eğer onlarda kayda değer bir gerileme, azalma yoksa, kendimizi tümüyle “suçsuz günahsız” sayamayız. İşin bu yanı akıl yürütmeyi iyice farklı bir yere yönlendireceği için “her neyse” deyip geçmeli. Geçmeli ve şuraya gelmeli: Sadece ülkemiz değil, bütün dünya da bu 3y kapsamına giriyor derken bir abartma yapmış mı oluyoruz? Yoksa, “El ile gelen düğün bayram” atasözünün rıza üreten, miskinleştirici öğüdünü yineleme yanılgısına mı düşüyoruz? İkisi de değil. Değil, çünkü en başta bir görelilik söz konusu. Dünyanın farklı ülkelerinde tarihsel ve toplumsal etkenlere bağlı olarak farklı düzeylerde ya da derecelerde ortaya çıkan gerçekleşmelerden söz edilebilir. Ama günümüzde bu 3y’den payını almamış bir ülke bulmak mümkün görünmüyor. Yoksulluğun da yoksullaşmanın da kökünün kazındığı bir coğrafya yok şu anda. İkisi farklı mı? Şu anlamda farklı: İlki bir durum saptaması yapıyor, üzerinde anlaşılabilecek birtakım ölçütlere göre yoksul kategorisine sokulabilecek ülkeler ile coğrafyaları belirliyor. İkincisi, bu ölçütler açısından zaman boyutu içinde saptanabilen değişimleri ortaya koyuyor. Böyle bir değerlendirme yapıldığında, insanlık tarihinin en kötümserleştirici dönemlerinden birinin yaşandığı söylenebilir. Y’lerden ikincisinin yolsuzluk olduğunu belirtmiştik. Çeşitli sözlüklerde yolsuzluk sözcüğünün anlamı, aşağı yukarı, şöyle açıklanıyor: Bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanma, o görev ya da yetkinin veriliş amacına aykırı olarak kullanma; kuralsızlık; düzensizlik… Bu anlamlar açısından da dünyada “temiz” ülke yok. En temiz sanılan ve bu yüzden halkımıza örnek gösterilen ülkelerde yolsuzluğun bini bir para. Bu kadarını abartılı bulanlar çıkarsa da, şöyle denebilir: Yolsuzluk, geniş anlamıyla düşünüldüğünde, en temizler arasında sayılabileceklerde bile eksik olmuyor. Bizimkine benzer düzeylere ulaşamayan ülkeler yok mu, var. Tamam, bizimkileri geçemezler, ama hepsinin kendine göre bir performans gösterdiklerini kabul etmek durumundayız. Örnek vermek de pek kolay. Akıllarına estikçe gümrük vergilerini kaldırıp indirenler mi dersiniz, elâlemin devlet başkanlarını uçaklarla bombalarla saldırıp dağa kaldıranlar mı dersiniz, üstelik bunları altında imzaları bulunan uluslararası anlaşmalara aldırmadan yapanlar mı dersiniz, kendileri deveyi hamuduyla götürürken deveyi bırakıp hamudunu götürenlerin peşine düşenler mi dersiniz… Üstelik kural ya da düzen denilmesine karşın çiğnenmesinden şikayetçi olunanların büyük çoğunluğu da, nereden baksanız, canları istedikçe onları çiğneyip iki paralık edenlerin aklından yahut elinden çıkmış değil mi? Bütün bunlarla ve benzerleriyle yeryüzünü ürkünç bir cangıla dönüştürenler, yapıp ettiklerinin karşılıksız kalmayacağı korkusuyla savunma önlemleri alırken en inandırıcısından kimsenin inanmayacağı besbelli olanlarına kadar türlü yalanlara başvuruyorlar. O kadar ki, her gün birkaç saat arayla, üstelik birbirini izleyen iki yalanın birbirinin tersini ileri sürdüğü; yalanlara inanılacağına olan güvenin aya üç dört şeritli yol döşeme vaadine kadar uzanabildiği de görülmüş işitilmiştir. Başka çareleri de pek yok sayılır; çünkü, daha ilkel bir çözüm olan zorbalığın derecesini artırsalar, o da yenilgilerini belki biraz geciktirirken eşlik etmesi olası karşı şiddetin artışına yol açabilecektir. Böylece 3y’den söz ederken bir de z’ye gelmiş olduk, anlaşılan. Zaten bunun her zaman gündemde olduğu hemen herkesin bilgileri içindedir. Toplumsal sınıflar arasındaki mücadelede zorbalığın yeri her zaman vardır. Biraz daha ileri giderek, olmadığı görülmemiştir, de diyebiliriz. Ancak, öteki y’ler için altını çizdiğimiz gibi, zorbalık da göreli bir nitelik taşır, öyle olmuştur, hem tarih boyunca hem de değişik coğrafyalarda. Sözü daha fazla uzatmadan şöyle bir düzeltme ile bitirebiliriz: İçinde yaşamakta olduğumuz ülkeler ile onları barındıran gezegeni daha iyi anlatan “3y1z”dir.
Go to News Site