Collector
Gerici tonlar (V): Mustafa Kemal Atatürk düşmanlığı | Collector
Gerici tonlar (V): Mustafa Kemal Atatürk düşmanlığı
soL Haber

Gerici tonlar (V): Mustafa Kemal Atatürk düşmanlığı

Rıfat Okçabol Düşmanlık beslemek, halk egemenliğine, ülkenin işgalden kurtuluşuna, Cumhuriyet’e, ülkenin kazanmış olduğu laiklik ve bilimsellik gibi çağdaş değerlere karşı gelmek anlamına geldiğinden, tam anlamıyla gericilik oluyor. Tanınmış kişiler, genellikle yaptıklarına ve de söylemlerine göre değerlendiriliyor. Dünyada Taliban, Trump ve Natanyahu gibi kişilere düşmanlık duyulması anlaşılabilir durum olsa da, bu kişileri sevenlerin de var olması, insanı şaşırtıyor. Türkiye’de de, yaşamı boyunca önce Osmanlı ve sonra da Türkiye için elinden geleni yapmış olan Mustafa Kemal’in / Atatürk’ün neden sevildiği anlaşılabilir durum olsa da, ona düşmanlık duyan yurttaşların varlığı insanı şaşırtıyor. M. Kemal’in çok sevilmesi, aşağıda özetlenen yaşam öyküsünden kaynaklanıyor. M. Kemal daha harbiye öğrencisiyken, II. Abdülhamit’in istibdat rejimine karşı hareketler içinde yer alıyor. Kurmay yüzbaşı olduğunda, 1905’te Suriye’ye gönderiliyor. 1907’de Selanik’teki 3. Orduya atanıyor. 31 Mart Vakası denen gerici isyanı (13-27 Nisan 1909) bastıran Hareket Ordusunda görev yapıyor. 1910’da Fransa’da yapılan askeri manevrayı izleme görevi veriliyor. 1911’de Genelkurmayda görevlendiriliyor. İtalyan istilasına karşı koymak için 1911-1912’de Trablusgarp’a gidiyor. Balkan Savaşı başlayıp İtalyanlarla barış yapılınca İstanbul’a dönüyor ve Kasım 1912’de Bolayır’a gönderiliyor ve II. Balkan Savaşı’na katılıyor.. Ekim 1913’te Sofya askeri ataşesi yapılıp Ocak 1915’te Çanakkale'ye gönderilecek 19. Tümen’e atanıyor. Ağustos 1915’te Gelibolu’da çıkarma yapan itilaf devletleri kuvvetlerini Anafartalar savaşlarında durdurarak, Anafartalar Kahramanı unvanını kazanıyor. Ocak 1916’da 16. Kolordu komutanı olarak önce Edirne’ye ve ardından da Diyarbakır’a gönderiliyor. Ağustos 1916’da da Muş ve Bitlis’i Ruslardan geri alıyor. Mart 1917’de 2. Ordu komutan vekilliğine ve Temmuz 1917’de de Suriye’deki Yıldırım Ordular Grubunda yer alan 7. Ordu komutanlığına atanıyor. Stratejik konularda grup komutanı olan Alman Falkenhayn ile anlaşamayınca, 4 Ekim’de görevinden istifa edip İstanbul’a dönüyor. Veliaht Vahdettin ile 15 Aralık 1917-5 Ocak 1918 tarihlerinde Almanya gezisine katılıyor. 1 Eylül 1918’de Filistin Cephesi’ndeki 7. Ordu komutanı oluyor. Bir hafta sonra İngilizlerin üstün kuvvetlerle başlattığı saldırılar üzerine 4. ve 8. ordular büyük kayıplar verirken, 7. Ordunun en az kayıpla geri çekilmesini sağlıyor. 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması üzerine görevden alınan Yıldırım Orduları komutanı Otto Liman von Sanders’in yerine atanıyor. Gelecek günler için silah sağlanmasıyla ilgili girişimlerde bulunurken, bu ordular 7 Kasım’da kaldırılınca İstanbul’a dönüyor. M. Kemal bu görevlerde bulunurken, yaralanıyor, hastalanıyor, askeri kitaplar yazıyor ve askeri başarıları nedeniyle çeşitli nişanlar ve madalyalar alıyor. İstanbul’a geldiğinde İngiliz donanmasını görünce, “Geldikleri gibi giderler” diyor. M. Kemal, Nisan 1919’da Doğu Anadolu’daki durumu incelemek üzere 9. Ordu müfettişliğine atanınca, 19 Mayıs’ta Samsun’a gidiyor. Samsun’da ve Havza’da ülkenin işgali konusunda görüşmelerde bulunup 28 Mayıs’ta yayımladığı Havza Genelgesi’yle “Ülke bütünlüğümüzün korunması için millî gösterilerin daha canlı olarak yapılması ve sürdürülmesi lazımdır” çağrısında bulunuyor. 22 Haziran 1919’da, subay arkadaşlarının da görüşünü alıp “Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir. ... Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ifadelerini içeren Amasya Genelgesini yayımlıyor; Erzurum ve Sivas kongrelerine katılım için çağrıda bulunuyor. Osmanlı içişleri bakanı Ali Kemal, 23 Haziran’da yerel yöneticilerin M. Kemal’in isteklerini yerine getirmemelerini emrediyor. M. Kemal ise 3 Temmuz’da Erzurum’a geçip ordu müfettişi olarak, tüm komutanlara gönderdiği emirde, askeri ve ulusal birliklere sahip çıkılmasını, komuta kademelerinin ve silahların teslim edilmemesini ve düşmana karşı askeri tepkilerin verilmesini istiyor. 8-9 Temmuz gecesi İstanbul’la görüşürken görevden alınacağını anlayınca, Osmanlıya hizmet etmeyi sonlandırıp ülkenin kurutuluşu için halkla birlikte olmak üzere askerlik görevinden istifa ediyor. M. Kemal’in girişimiyle  23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihlerinde gerçekleştirilen Erzurum Kongresi’nde, “ulusal bağımsızlığın koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar” veriliyor. 4-11 Eylül 1919’da gerçekleştirilen Sivas Kongresi’nde de, Erzurum Kongresi kararları geliştirilip ulusal amaçlar için çalışan farklı dernekler birleştirilerek Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını alıyor. İngilizler 16 Mart 1920’de ikinci kez İstanbul’u işgal ederek, 28 Ocak’ta ulusal sınırları ve barış koşullarını belirleyen ‘Misakı Milli’ kararlarını alan Osmanlı Meclisi Mebusanı’nı basıp milletvekillerini tutukluyor. Padişah Vahdettin de, 11 Nisan’da bu meclisi tamamen kapatıyor. Bunun üzerine M. Kemal, İstanbul’dan kaçan meclis üyeleri ve Anadolu’dan seçilen temsilcilerle, milletin iradesini temsil etmek ve Kurutuluş savaşını yürütmek amacıyla, 23 Nisan 1920’de Ankara’da “egemenlik kayıtsız şartsız halkındır” ilkesini benimseyen Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni (TBMM) topluyor. 24 Mayıs’ta da M. Kemal idama mahkum ediliyor. M. Kemal ve TBMM, İstanbul hükümeti ile itilaf devletleri arasında 10 Ağustos 1920’de imzalanan ve ülkenin işgalini öngören Sevr Antlaşmasını kabul etmiyor. TBMM hükümetine bağlı kuvvetler Sarıkamış ve Kars’ı kurtarıp 3 Aralık 1920’de Ermenilerle Gümrü Antlaşması yapılıyor. İşgalcilere karşı savaşanlar, iç isyanlar yanında padişahın Anadolu’ya gönderdiği kuvvetlerle de uğraşmak zorunda kalıyor.  Ülkenin çeşitli yörelerinde işgale karşı direnen ve kendilerine Kuvayı Milliye denen milis kuvvetler, 1920 sonlarında düzenli orduya katılıyor. TBMM, 20 Ocak 1921’de, egemenliğin kayıtsız şartsız halkta oluğunu belirten ve Türkiye Devleti sıfatını kullanan ilk Anayasa’yı kabul ediyor. Yunanlıların işgalini durdurmak için 9-11 Ocak 1921 günlerinde I. İnönü ve 23 Mart-1 Nisan 1921 günlerinde de II. İnönü savaşları yapılıyor. Sovyetlerle 16 Mart 1921’de Moskova Antlaşması imzalanıyor. 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihlerinde M. Kemal’in komutasında yapılan Sakarya Meydan Savaşı ile Yunan ordusunun ilerlemesi durduruluyor. 20 Ekim 1921'de Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalanıyor. 30 Ağustos 1922’de yapılan Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda Yunan ordusu bozguna uğratılıp 9 Eylül 1922’de İzmir kurtarılıyor. 11 Ekim’de de Mudanya Ateşkes Antlaşması yapılıyor. Halk egemenliğini sağlamanın gereği olarak, 1 Kasım 1922’de de TBMM kararıyla saltanata son veriliyor. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşmasıyla Türkiye’nin bağımsız bir ülke olduğu imzacı devletler tarafından onaylanıyor. 6 Ekim 1923’te İngiliz donanması İstanbul’dan ayrılıyor ve 29 Ekim 1923’te de, halk egemenliğinin gereği olarak Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor. Cumhuriyetin ilk on beş yılında, yine halk egemenliğinin işlevsel olabilmesi için, hilafet kaldırılıp Osmanlı hanedanı yurt dışına gönderiliyor. Öğretim birliği sağlanıp laik ve bilimsel eğitime geçiliyor. Osmanlının borçlarının ödenmesine başlanıyor. Bez, demir çelik, kağıt ve şeker üretimi yapacak KİT’ler açılıyor. 1923’teki 1032 kilometrelik demiryolu 5000 kilometreye çıkarılıyor. Avrupa’nın hasta adamı olan Osmanlıdan, dünyada saygı duyulan, çağdaş insancıl değerleri benimsemiş ve Türkçeye sahip çıkan bağımsız bir ülke yaratılıyor. Askeri başarıları nedeniyle ve ülkeyi düşman işgalinden kurtaran kişi olarak saygı duyulan M. Kemal, aşağıda örneklenen açıklamaları ve davranışlarıyla da saygı duyulmayı hak ediyor: Bozguna uğrayan ve esir alınan Yunan orduları komutanına, bir esir olarak değil misafir gibi davranıyor. Geçmişte krallığı/ imparatorluğu/ halifeyi devirenler kral/ imparator/ halife olmuşken, M. Kemal cumhuriyet rejimini yeğliyor. Kurtuluştan sonra İzmir’e gittiğinde, kalacağı evin merdivenlerine serilmiş olan Yunan Bayrağını, “Bir milletin onuru olan bayrak çiğnenmez” diyerek kaldırtıyor. 1931’de, “Yurtta barış dünyada barış” ilkesini açıklıyor. 1934 yılında yapılan 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi törenine Çanakkale’de ölen Anzakların aileleri için, “Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır” mesajını göndermiştir. M. Kemal Atatürk, yaptıkları ya da yapamadıkları nedeniyle tabii ki haklı ya da haksız eleştirilenler olabilir. Hatta yaptıklarına / yapamadıklarına kızanlar da olabilir. Ancak düşmanlık beslemek, halk egemenliğine, ülkenin işgalden kurtuluşuna, Cumhuriyet’e, ülkenin kazanmış olduğu laiklik ve bilimsellik gibi çağdaş değerlere karşı gelmek anlamına geldiğinden, tam anlamıyla gericilik oluyor. okcabolr@gmail.com

Go to News Site