Collector
Steril masallardan sınıf gerçeğine: Çürüyen düzene karşı Çöplük’ün kendisi | Collector
Steril masallardan sınıf gerçeğine: Çürüyen düzene karşı Çöplük’ün kendisi
soL Haber

Steril masallardan sınıf gerçeğine: Çürüyen düzene karşı Çöplük’ün kendisi

Neslihan Çalışkan Antmen Çöplük, sert ve zaman zaman okuru rahatsız edecek kadar çarpıcı bir gerçekliğe sahip olsa da asla karamsar bir kitap değil. Dayanışmanın, cesaretin ve bilinçli bir öfkenin neleri değiştirebileceğini gösteriyor. "Hepimizin bir anahtara ihtiyacı var. Doğru anahtar ile bir kapıyı ardına dek açabilirsiniz. O kapıyı size başkasının açmasını beklerseniz daha çok beklersiniz." — Çöplük, Andy Mulligan Çocuk ve ilk gençlik edebiyatı, çoğunlukla orta sınıf çocuklarına hitap eden, onları dünyanın "kötülüklerinden" korumayı hedefleyen steril ve güvenli bir fanus sunma eğilimindedir. Kahramanlar genellikle okul koridorlarında, güvenlikli sitelerde, romantize edilmiş ve herkesin birbirini tanıdığı mahallelerde veya büyülü evrenlerde kendi bireysel dertleriyle boğuşur. Ancak bazen bir yazar çıkar ve o steril fanusu kırarak okurunu hayatın en acımasız, en çıplak gerçekliğiyle karşı karşıya bırakır. Andy Mulligan, Çöplük (Trash) romanıyla kapitalizmin en dibine, o görkemli şehirlerin arka bahçesindeki devasa atık yığınlarına, yılkılaştırılan insanların tanımlara uymayan “aile” yaşantısına ve pek çoklarınca “yuva” sayılmayacak acımasız bir çöp yığınına götürüyor bizi. Çöplük , Behala adı verilen uçsuz bucaksız bir çöp dağında hayatlarını sürdüren ve kendilerini kurtaracak bir atık bulma umuduyla kancalarını her gün stuppaların (dışkı) arasına daldıran üç yoksul çocuğun; Raphael, Gardo ve Sıçan’ın (Jun-Jun) hikâyesi. Yazarın, çocukların sürekli karşılaştığı dışkı sarılı peçetelerden sıklıkla bahsetmesi bir tesadüf değil. Mulligan bu yolla hem orta sınıf okurun o korunaklı, steril dilini kırıyor hem de hikâyeye konu olan çocukların her gün maruz kaldığı insanlık dışı koşulları okura en sert hâliyle hissettiriyor. Sistemin röntgeni: Rüşvet ve çürümüşlük Hikâye, çocukların çöplükte bir çanta bulmasıyla başlıyor. Ancak bu çanta, sadece bir gizemin değil, aynı zamanda tepeden tırnağa çürümüş bir düzenin kapısını da aralıyor. Kitap boyunca Mulligan, sadece kurgusal bir "Üçüncü Dünya distopyası" değil, neoliberal politikaların, gelir adaletsizliğinin ve yozlaşmanın coğrafyadan bağımsız karakterini de gözler önüne seriyor. Gündelik hayatın her hücresine nüfuz etmiş rüşvet çarkı, polis teşkilatından devletin zirvesine kadar uzanan suç şebekesi ve adaletsizliğin en kaba hâliyle vücut bulduğu korkunç hapishane koşulları... Mulligan, devlet yapılanmasının yoksulları korumak için değil, zenginlerin çaldıklarını muhafaza etmek ve sistemi ayakta tutmak için nasıl bir baskı aracına dönüştüğünü çocukların gözünden, yalın ama bir o kadar da sarsıcı bir dille anlatıyor. Çalınanı halka geri vermek Romanın asıl politik gücü ise sadece bu çürümüşlüğü tasvir etmesinde değil, ona karşı geliştirilen başkaldırıda ve dayanışmada yatıyor. Hikâye bize tek bir direnişin iki farklı cephesini sunuyor: Bir tarafta sistemin yok saydığı üç çöplük çocuğunun devletin kirli çarklarına nasıl çomak soktuğunu izlerken, diğer tarafta yolsuzluğa batmış bir senatöre savaş açan bir memur ve bir ev işçisinin mücadelesine tanık oluyoruz. Bu eşitsiz savaşta, devlete ve sermayeye karşı mücadele edenler süper kahramanlar değil. Senatörün halkın sırtından kazandığı o devasa serveti gerçek sahiplerine teslim etme çabası ezilenlerin dayanışmasına ve adalet arayışına dönüşüyor. Atık yığınlarının arasına itilenlerle, şatafatlı hayatların görünmez kıldığı emekçilerin kurduğu bu ittifak, kurulu düzeni sarsmanın ancak yan yana gelerek mümkün olabileceğini gösteriyor. Çok sesli bir anlatı, sınıfsal bir perspektif Mulligan’ın bu hikâyeyi anlatırken başvurduğu biçimsel tercih de içeriği kusursuz bir şekilde destekliyor. Roman tek bir anlatıcının tekelinde ilerlemiyor; olayları farklı karakterlerin ağzından, bir yapbozun parçaları gibi okuyoruz. Bu çok seslilik, okura sadece hikâyenin ritmini yükselten bir polisiye kurgu sunmakla kalmıyor. Ayrıca aynı olaya, aynı rüşvete veya aynı adaletsizliğe farklı sosyo-ekonomik düzeylerden gelen insanların nasıl yaklaştığını gösteriyor. Okur, gerçeklik algısının sınıfsal konumlara göre nasıl farklılaştığını bu çoklu perspektif sayesinde kavrıyor. Paranın değil, dayanışmanın iktidarı Çöplük , sert ve zaman zaman okuru rahatsız edecek kadar çarpıcı bir gerçekliğe sahip olsa da asla karamsar bir kitap değil. Aksine, üç çocuğun sistemi alt etme mücadelesi ve kitabın finalinde yer alan, çalınan servetin gerçek sahiplerine saçıldığı o sarsıcı an, okura bu kokuşmuş düzenin yenilmez olmadığını kanıtlıyor. Sistem ne kadar çürük, baskı mekanizmaları ne kadar acımasız ve eşitsizlik ne kadar derin olursa olsun dayanışmanın, cesaretin ve bilinçli bir öfkenin neleri değiştirebileceğini gösteriyor. Andy Mulligan, çöplerin ve atıkların içinden, kapitalizmin o devasa yıkıntısından sınıfsal bir hesaplaşmanın kıvılcımını çakıyor ve hepimize şunu hatırlatıyor: Gelecek, parayı kasalarında saklayanların değil, çöplükte bile birbirinin elini bırakmayanların olacaktır. Çöplük, Andy Mulligan, (Çev. Arif Cem Ünver), 216 syf., Tudem Yayınevi, 2015.

Go to News Site