Milliyet Yazarlar
Sabah herkes okula, işe, servise, otobüse yetişirken bazı gençler güne başlamak için bir neden bulamıyor. Ne yetişecekleri bir ders var ne de gidecekleri düzenli bir iş. Hayat kurmak istiyorlar ama nereden başlayacaklarını bilemiyorlar. Oysa toplum olarak biz, onları hep geleceğimiz olarak görüyor, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri marşlarla, törenlerle, bayramlarla yüceltiyoruz. “Gençlik geleceğimizdir” en çok tekrar ettiğimiz sözlerden biri. Ama gençler gelecekte değil, bugününün içinde yaşıyor. Bugünün iş bulamama korkusuyla, düşük maaşıyla, toplum ve aile beklentileriyle boğuşuyorlar. Biz onlara “gelecek sizsiniz” diyoruz, fakat o geleceğe hangi yoldan gideceklerini yeterince konuşmuyoruz. İki gün sonra 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlayacağız. Böylesine önemli bir haftada TÜİK’in gençlerle ilgili açıkladığı veriler ise can sıkıcı. 15-24 yaş grubundaki gençlerimizin yüzde 23,3’ü ne eğitimde ne istihdamda. Daha sade söyleyelim: Neredeyse her dört gençten biri ne okulda ne işte. Hayata karışamayan gençlik Bu tablo; gençlerin bir kısmının okuldan, meslek edinme sürecinden ve gündelik hayata karışma imkânından uzak kaldığını gösteriyor. Okul ve iş, insanın hayata karıştığı yerlerdir. Oralarda arkadaş ediniriz, sorumluluk alırız, kendimizi deneriz, bir işe yaradığımızı hissederiz. Gençler bu alanların dışında kaldığında hayatla bağları zayıflıyor. Sabah kalkmak için nedenleri azalıyor. Yarın için plan yapmak zorlaşıyor. İnsanlarla teması daralıyor. Sorun iş ya da okul meselesi olmaktan çıkıp aidiyet meselesine dönüşüyor. Elbette bu sorun yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Ama bu sıkışma; aile, evlilik, geçim ve toplumsal cinsiyet beklentileriyle birleşince bizde daha ağır yaşanıyor. “Evde Kalan” genç kadınlar Meselenin en sert tarafı genç kadınlarda görülüyor. Erkeklerde yüzde 16,3 olan oran, genç kadınlarda yüzde 30,9’a çıkıyor. Neredeyse her üç genç kadından biri ne okulda ne işte. Eskilerin tabiriyle “Ev kızı.” Ama bugünün evde kalan genç kadını geçmişin evlilik bekleyen “ev kızı” değil. Bazen diploması var, bazen yarım kalmış okulu… Bazen ailesinin uygun görmediği bir iş ihtimali, bazen evde üstlenmek zorunda kaldığı kardeş, hasta anne, yaşlı baba sorumluluğu var. Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Genç bir kadının okuldan ve işten uzak kalması çoğu zaman tek bir nedenle açıklanamıyor. Güvenli ulaşım, aile izni, düşük ücret, işyerindeki ortam, ev içindeki sorumluluklar birbirine ekleniyor. Sonra o genç kadın istatistikte tek satır gibi görünüyor. Oysa arkasında uzun bir hikâye duruyor. Toplum gençlere uzun süre basit bir yol anlattı: Oku, çalış, evlen. Bugün bu yolun ilk adımında sorun çıkıyor. Genç okulu bitirse de iş bulamıyor. İş bulsa da evlenmeyi, ev kurmayı, kendi düzenini oluşturmayı planlayamıyor. Oysa bizim kültürümüzde yetişkinliğe geçiş biraz da evlenmekle, ev kurmakla, düzen sahibi olmakla ölçülür. Gençler bunu dahi planlayamadıklarında kendilerine anlatılan yetişkinlik yoluna olan inançlarını kaybediyorlar. Son yıllarda haklarında daha sık konuştuğumuz öfkenin, içe kapanmanın ve ekrana kaçışın bir nedeni de burada yatıyor olabilir. Gençlerin okulun ve işin dışında kalmasını “kişisel yetersizlik” ya da “tembellik” diye açıklarsak, sorunun arkasındaki toplumsal nedenleri göremeyiz. Bu nedenle hemen gençlere nasihat etmeye sarılmayalım. Onun yerine okuldan işe, evden hayata, aileden bağımsız bir düzene geçişi nasıl mümkün kılarız bunu düşünelim. Özellikle genç kadınların çalışmasının önündeki engelleri azaltmak başlıca meselemiz olmalı. Nihayetinde gençler geleceğimiz ama onlar önce bugünümüz. Bugün okula gidemeyen, iş bulamayan, çalışsa da hayat kuramayan gençlerin sorununu çözmeden toplum olarak yarına güvenle bakamayız.
Go to News Site