Milliyet Yazarlar
Yunanistan, Işın Karaca’yı Batı Trakya’daki bir konseri sırasında kurduğu bir cümle yüzünden sınırlarından içeriye sokmadı. Her ülkenin böyle listeleri vardır. Türkiye de Yunanistan’dan, Almanya’dan, Fransa’dan çeşitli isimleri sınırlarından içeriye sokmuyor. Bazı KKTC vatandaşları da bu Türkiye’ye girişi yasak olanlar listesinde ve bu liste şimdi Türkiye’ye saldırma ucuzluğu haline getirildi. ★★★ Türkiye’nin 1974’ten itibaren uyguladığı Kuzey Kıbrıs politikasında eleştirilecek şeyler yok mu, elbette var. Mesela Türkiye tezlerini, siyasi temele dayalı federasyon, coğrafi temele dayalı federasyon, konfederasyon gibi çeşitli kereler değiştirdi. Rahmetli Rauf Denktaş’a siyasi olarak muhalif olan herkesin aynı zamanda Türkiye’ye de muhalif olduğu düşüncesiyle çeşitli kararlar alındı. Kuzey Kıbrıs’taki devlete ait az sayıdaki sanayii tesisi Türkiye’deki KİT’lere bağlandı. Sonuç olarak bunca yılda eleştirilecek kararlardan bahsedebiliriz ama Türkiye’yi eleştirmek başka şey, Türkiye’yi “işgalci” ilan etmek bambaşka bir şey. ★★★ Kitabın ortasından konuşalım, Güney Kıbrıs’taki tek bir gazete bile, KKTC’deki Avrupa Gazetesi’nin Ankara’ya saldırdığı gibi Atina’ya saldıramaz. Rum Kesimi’nde geçmişte görev yapmış tek bir lider bile, KKTC’nin 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın aralıksız Türkiye’yi suçlaması gibi Yunanistan’ı suçlayamaz. Şaka yapmıyorum, Akıncı sosyal medya hesabında güncel gelişmelere, Rum Kesimi’nden ağırladığı misafirlere dair çok sayıda konuda görüşlerini paylaşıyor. Akıncı’nın Türkiye’yi eleştirmesine bir itirazım yok ama Rum Kesimi’nde 3. Parti konumuna gelen aşırı sağcı, Ada’daki Türkleri azınlık gören ELAM’a, mayıs sonundaki milletvekili seçimlerinde ELAM ile iş birliği yapabileceğini açıklayan diğer merkez sağ partilere insan tek kelime laf etmez mi? Rumlar, Türkiyeli ve Kıbrıs Türkü evliliklerinden doğan çocuklara yapmadıklarını bırakmıyorlar, bari bu ayıba dair bir cümle kurmaz mı? Bir de Türkiye’ye girişi yasaklanmış olanların açıklamaları var: Bir tanesi kanser tedavisinin devam etmesi için Türkiye’ye girmesi gerektiğini ama engellendiğini yazmış. “Madem Türkiye işgalci, o zaman gidip Rum Kesimi’nde tedavi ol” demek Türkiye’ye yakışmaz, güvenlik birimleri umarım dosyasını incelerler. Bir diğeri emekli öğretmen kayınpederi Rum Kesimi’ne alınmadığı zaman “Kıbrıs Cumhuriyeti, sınırlarından kimin gireceğini belirlemekte özgürdür” diyordu, şimdi Türkiye’ye girişine izin verilmediği için Ankara’ya demediğini bırakmıyor. Rumlara hak gördüğünü Türkiye’ye hak görmemek ne yaman bir çelişki. Bir diğeri Ankara’daki teyzesinin mezarını ziyaret etme arzusunu dile getiriyor sık sık, politik mücadelede Türkiye’ye karşı neredeyse düşman dili kullanıp sonra insani gerekçeler yazıldığında insanın içi acımıyor değil ama katıksız düşmanlığa karşı başka ne yapılabilir? ★★★ Kıbrıs’ın ilk politik tiyatrosu olan Maraş Emek Tiyatrosu’nda görev almış birisiyim, çok köyünde tiyatro oynadık. Maraş Emek Tiyatrosu’nda rol alan ilk Türkiyeli ben oldum, kafalardaki “Türkiyeli” prototipinden farklıydım. KKTC tarihinin ilk açlık grevine katılan 11 kişiden biriydim aynı zamanda, 1989, Doğu Akdeniz Üniversitesi direnişi diye bilinir o dönem. Şimdi çok demokrat mesajlar paylaşan 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, o zaman Lefkoşa Belediye Başkanı’ydı. Akıncı, açlık grevi yaptığımız Saray Önü Meydanı’ndaki suyu kesmişti, esnaftan hatta yakınlardaki Emniyet Müdürlüğü binasından su almak zorunda kalmıştık. Teori ve pratik arasındaki fark bazen çok öğretici olur, bazen de süslü cümlelere kanmanızı engeller. Kuzey Kıbrıs’ta yaşadığım yıllar boyunca “Sizi biz kurtardık” gibi minnet bekleyen anlayışla hep mücadele ettim, Mağusa Kaleiçi’ndeki dükkanında pazarlık yapmayan “Kotçu Enis”e Barış Harekâtı’nı hatırlatan hanımefendiden, dükkanı terk etmesini isteyen de benim. Minnet beklemeye ne kadar karşıysam, Türkiye’ye işgalci denmesine de o kadar karşıyım. Bunu duygusal bir itiraz olarak görmeyin lütfen, uluslararası hukuk ve kurucu anlaşmalar, Sampson darbesiyle bozulan Anayasal düzen nedeniyle Türkiye ve İngiltere’ye müdahale etme hakkını veriyordu. İngiltere topa girmeyince, Türkiye tek başına müdahale etti, harekâtın özeti budur, işgal değildir. ★★★ Geçmişte de KKTC’de Türkiye’ye yönelik haksız cümleler kuruldu. Mesela 1980’lerde CTP Genel Başkanı olan Özker Özgür, “Nasıl Bulgarlar Türkleri asimile ediyorsa, Türkler de Kıbrıslıları asimile ediyor” demişti. Bu haksızlığın ardından Türkiye Özker Özgür’e şehir vizesi koydu, TC pasaportunu elinden aldı. Aynı Özker Özgür daha sonra Başbakan Yardımcısı oldu . İşgalci denilen, demokratik haklara saygı duymadığı söylenen Türkiye, Kıbrıs Türk halkının iradesine saygı duydu ve Özker Özgür ile de çalıştı. Aynı Özker Özgür yıllar sonra CTP’den ihraç edildi, başka bir parti kurdu. Bugün Türkiye’yi işgalcilikle suçlayan siyasi partinin kuruluşunda, KKTC’nin kuruluşunda ayağa kalkamayan tek milletvekili olan Alpay Durduran çok emek vermişti. 1991’de Durduran ile bir röportaj yapmıştım, Rum Kesimi’nde solu temsil eden en büyük parti AKEL’e büyük eleştiriler vardı o röportajda. Durduran bugün 84 yaşında, o röportajda AKEL’i eleştirdiği için ne kadar çok eleştirildiğini anlatabilir genç arkadaşlara. Annan Planı’na hayır diyen, kiliselerde sandıkların kurulduğu 1950 Enosis Plebisitine evet diyen parti değil mi AKEL? Hoş bugün AKEL, EOKA’yı, aşırı sağcı ELAM’ı ve ELAM ile iş tutan merkez sağ partileri eleştirebiliyor, KKTC’deki bazı isimler onlara laf edebilmeyi akıllarına dahi getirmiyorlar. ★★★ KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, her zaman demokrasi ve hukuk mücadelesi vermiş bir isimdir. Sıradan CTP üyesi olduğu, Ankara’da akademisyenlik yaptığı yıllarda yazdığı yazılarda bile, partinin politbüro tarzı işleyişine ağır eleştiriler yöneltmişti. Bugün, Rum Yönetimi Lideri’ni şekilden şekle sokan açıklamalar yapıyor, Kuzey Lefkoşa’da ABD ve İtalya’nın elçilerini kabul ediyor. Tufan Hoca’nın Cumhurbaşkanlığı’nda düzenlediği sanat etkinliğini boykot etmek buna da Türkiye’ye giriş yasaklarını gerekçe göstermek ayıp. O yasakların kalkması için uğraşan, belirli oranda mesafe alan birisi Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, bu muameleyi asla hak etmiyor. Uzun lafın kısası şu, Türkiye’nin politikaları elbette eleştirilebilir, herkes, her şeyi beğenmek zorunda değil ama Türkiye’ye işgalci demenin, aşırı sağ Güney Kıbrıs’ta yükselirken, o kesime laf söylemeden durmadan Ankara’ya saldırmanın faturası çıktığında da şikâyet etmemek lazım. Sözde devrimcilikle özde devrimcilik arasındaki farkı da zaten bedel ödemeye cesaret edip edemediğiniz belirler...
Go to News Site