Collector
Ergenlik ve menopoz karşı karşıya | Collector
Ergenlik ve menopoz karşı karşıya
Milliyet Yazarlar

Ergenlik ve menopoz karşı karşıya

Günümüzde kadınlar ileri yaşlarda anne oluyor ve çocukların ergenlik yılları ile kadının menopoz dönemi çakışabiliyor. Kadın ruh sağlığı alanında farkındalık yaratmak amacıyla başlatılan “Hayata Varım” projesi hormonal dalgalanmaların yaşandığı bu iki dönemin nasıl sağlıklı yönetilebileceğine odaklanıyor Toplumumuzda her ne kadar ergenlik başlangıç, menopoz ise bitiş olarak görülse de, her ikisi de hayatın olağan ve çok önemli dönüşümlerinden. İkisinin de pek çok ortak özelliği var. Ergenlikte de menopozda da duygusal ve hormonal dalgalanmalar, destek ve anlaşılma ihtiyacı artıyor. Küresel sağlık şirketi Viatris Inc’in bir parçası olan Viatris Türkiye’nin koşulsuz desteği ve Psikiyatri Bilimleri ve Araştırmaları Derneği (PİBAD) iş birliğiyle başlatılan “Hayata Varım” farkındalık projesi ile kadın ruh sağlığı alanında farkındalık çalışmaları yapılıyor. Menopoz ve ergenlik de bu konu başlıklarından biri. İki büyük dönüşümün yaşandığı evlerde neler oluyor ve aile bireyleri nasıl yaklaşmalı? Çocuk ve Ergen Psikiyatristi, Uzman Dr. Esra Bulanık Koç ile konuştuk. Gelişimsel geçişler Ergenlik ve menopozun çakıştığı evlerde aile dinamikleri nasıl etkileniyor? Çoğu zaman yalnızca hormonal değişimlerle açıklansa da, ergenlik aynı zamanda beynin yeniden yapılandığı bir dönemdir. Bu nedenle ergenler bir yandan bağımsızlaşmak, kendi kimliklerini oluşturmak ve ailelerinden psikolojik olarak ayrışmak isterken, diğer yandan hâlâ güven veren, tutarlı ve duygusal olarak erişilebilir yetişkinlere ihtiyaç duyarlar. Menopoz da benzer şekilde yalnızca hormonal bir değişim değildir. Kadının bedensel değişimlere uyum sağladığı, yaşamın yeni bir evresine geçtiği ve çoğu zaman kendi kimliği, üretkenliği ve yaşamındaki öncelikleri yeniden değerlendirdiği bir süreçtir. Bu dönemde bazı kadınlarda uyku sorunları, yorgunluk, dikkat güçlükleri, duygusal hassasiyet ve stres toleransında azalma görülebilir. Ergenlik ve menopozun aynı döneme denk gelmesi, aile içinde duygusal yoğunluğu artırabilir. Ergen, karşısında her zamanki gibi sakin ve düzenleyici bir yetişkin görmek isterken, anne de zaman zaman kendi bedensel ve duygusal değişimleriyle meşgul olabilir. Bu durum her iki tarafın da “Beni anlamıyor” duygusunu daha sık yaşamasına neden olabilir. Ergen, annesinin kendisini yeterince desteklemediğini düşünebilir; anne ise çocuğunun uzaklaştığını veya kendisine karşı daha eleştirel olduğunu hissedebilir. Her iki süreç de yaşamın doğal ve beklenen evreleridir. Uygun farkındalık ve karşılıklı anlayış, aile ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi ve derinleşmesi için önemli bir fırsat sunabilir. Nelere dikkat edilmeli? Bu dönemde çatışmaların arttığını sıkça görüyoruz. Sürecin daha sağlıklı yönetebilmesi için nelere dikkat edilmesi gerekir? Aileler, ergen davranışlarını kişisel bir reddedilme olarak yorumlamamalı. Odaya çekilmek, arkadaş ilişkilerine daha fazla yönelmek ya da ebeveynin fikirlerine itiraz etmek, çoğu zaman bağımsızlaşma çabasının yansımalarıdır. Buna rağmen ergenler, duygusal olarak ulaşılabilir, tutarlı ve güven veren yetişkinlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Menopoz dönemindeki bir annenin kendi fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmemesi de büyük önem taşır. Uyku, stres yönetimi, sosyal destek ve gerektiğinde profesyonel yardım, yalnızca annenin iyilik hâli için değil, ergenle kurduğu ilişkinin niteliği açısından da belirleyicidir. Çünkü ebeveynin duygu düzenleme kapasitesi, çocuğun yoğun duygularını karşılayabilmesini doğrudan etkiler. Çatışma anlarında hemen tepki vermek yerine kısa bir mola vermek, konuşmayı daha sakin bir zamana ertelemek ve yargılayıcı değil merak eden bir dil kullanmak iletişimi belirgin biçimde kolaylaştırır. En çok yapılan yanlışlar Ergenlik döneminde ebeveynlerin en sık yaptığı hatalar neler? Ebeveynlerin, bu dönemde ortaya çıkan her değişikliği bir sorun olarak değerlendirmeleri. Daha fazla yalnız kalmak istemek, arkadaş ilişkilerine öncelik vermek, ebeveynlerin görüşlerini sorgulamak, duygusal iniş çıkışlar yaşamak ve mahremiyet ihtiyacının artması, büyük ölçüde ergenliğin doğal özellikleridir. Bu davranışlar çoğu zaman sevgisizlik ya da saygısızlıktan çok, gencin kendi kimliğini oluşturma ve psikolojik olarak ayrışma çabasının bir parçasıdır. Bir diğer hata, ergen bir duygusunu paylaştığında onu anlamaya çalışmak yerine hemen çözüm üretmeye, nasihat vermeye ya da yaşanan durumdan bir ders çıkarmaya yönelmek. Ergenler çoğu zaman öneriden çok, anlaşılmaya ihtiyaç duyarlar. Sağlıklı ebeveynlik, duygusal olarak ulaşılabilir olmayı ve aynı zamanda net, tutarlı kurallar koyabilmeyi içerir. Yalnız hissetmemek için Her iki dönem için de partner ve sosyal çevre desteğinin öneminden bahseder misiniz? Araştırmalar, kişinin kendisini anlaşılmış ve yalnız olmadığını hissetmesinin stresle baş etme kapasitesini artırdığını ve ruhsal dayanıklılığı güçlendirdiğini gösteriyor. Annenin duygusal olarak desteklenmesi yalnızca kendi iyilik hâli için değil, çocukla kurduğu ilişkinin niteliği açısından da büyük önem taşır. Anne kendisini daha dengeli ve anlaşılmış hissettiğinde, ergenin yoğun duygularını karşılamak, çatışmaları daha sakin biçimde yönetmek ve çocuğuna duygusal olarak erişilebilir olmak kolaylaşır. Eşin yalnızca günlük sorumlulukları paylaşması değil, duygusal olarak anlayışlı ve iş birliğine açık olması, annenin yükünü azaltır ve çocuk için daha güvenli bir aile ortamı oluşturur. Yakın arkadaşlar, aile üyeleri ve gerektiğinde profesyonel destek kaynakları da annenin kendisini yalnız hissetmemesine yardımcı olur. Anne desteklendiğinde yalnızca kendi ruhsal iyilik hâli değil, tüm aile sisteminin uyum kapasitesi güçlenir. Yaşam kalitesi bozulduysa yardım alınmalı Bu dönemlerin patolojik değil dönüşümsel olduğunu nasıl anlarız? Hem menopoz hem de ergenlik, psikiyatri açısından bir hastalık olarak değil, yaşamın doğal gelişimsel geçiş dönemleri olarak değerlendirilir. Bu dönemlerde hormonal, bedensel ve duygusal değişikliklere bağlı olarak uyku düzeninde bozulma, duygusal hassasiyet, tahammül azalması ya da zaman zaman kaygı ve çökkünlük gibi belirtiler görülebilir. Ancak psikiyatrik açıdan belirleyici olan, bu belirtilerin varlığından çok, kişinin günlük yaşamını ve işlevselliğini ne ölçüde etkilediğidir. Kişi ilişkilerini sürdürebiliyor, günlük sorumluluklarını yerine getirebiliyor ve yaşadığı değişimlere zaman içinde uyum sağlayabiliyorsa, bu belirtiler çoğunlukla doğal bir uyum sürecinin parçasıdır. Belirtiler belirginleşip yaşam kalitesini ve işlevselliği önemli ölçüde bozduğunda ise profesyonel destek almak yararlı olabilir.

Go to News Site