Milliyet Yazarlar
Eski Vampire Weekend üyesi Rostam Batmanglij 10 yıllık solo kariyerine sığdırdığı üçüncü albümde İran’dan ABD’ye göçen ailesinin temsil ettiği kökleri ve içine doğup büyüdüğü Amerikan kültürü arasında kendine has bir yol buluyor Rostam Batmanglij adını ilk Vampire Weekend ile duyduk. Grubun Ezra Koenig ile iki beyninden biriydi Rostam; ilk üç albümün de prodüktörü. Ezra Koenig bugün gruba yalnız başına devam ederken Rostam Batmanglij 2016’da solo işlerle ilerlemek için ayrıldı. O dönem yaptığı açıklamalarda müzik kariyerine bağımsız olarak devam etmek istediğini, “Vampire Weekend’deki eleman” olarak bilinmek yerine kendini daha iyi ifade eden işlerle anılmayı tercih edeceğini ifade etmişti. Rostam bugün, gruptan ayrılmasından 10 yıl sonra kendine iyi kötü bir kişisel yol bulmuş durumda. Charli XCX, Clairo, Georgia, Jack Johnson, Ok Go, Frank Ocean, Lykke Li, Haim gibi isimlerin albümlerinde prodüktörlük yaptı. Sonuncuyla Grammy adayı oldu. 2017 ve 2021’de iki solo albüm yaptı. Ve işte şimdi üçüncü albümü “American Stories” ile çıkageldi. Albümün adı “Amerikan Öyküleri” ve zamanlaması da tam ABD-İsrail-İran savaşına denk geldi. Rostam, İranlı bir anne babanın çocuğu olarak annesinin karnında geldiği ABD’de doğdu ve bir İranlı - Amerikalı olarak yetişti. ABD’de okudu ve büyüdü ancak İran doğumlu ebeveynlerinin anavatanlarını yaşattığı bir evin parçasıydı. Çocukken Americana’ya ve İran müziğine eşit ölçüde maruz kaldı. Guardian’a şöyle anlatıyor: “Annem ve babam İran’da doğup büyümüşler, ağabeyim (film yapımcısı Zal Batmanglij) Fransa’da doğmuş, ben annemin karnında ABD’ye geldim ve bu ülkede doğup büyüdüm. Benim ABD’yle olan ilişkim ailemin geri kalanından farklı.” İki kültürün uyumu Albümde Amerikan ve Ortadoğu etkileri bir arada. Hatta bu etki İran ile sınırlı değil Anadolu etkisi de hissediliyor albümde yer yer. The Strokes’tan Julian Casablancas’ın yan projesi The Voidz ile adını duyduğumuz müzisyenlerden olan Amir Yaghmai albümde saz çalıyor. Rostam’ın durumu aslında pek çok göçmen ailenin yaşadığı bir kültürel gerçekliğe işaret ediyor. Ve bu gerçeklik ilk bakışta kimileri tarafından tedavi edilmesi gereken bir hastalık ya da düzeltilmesi gereken bir olumsuzluk gibi görünüyor. Sanki köklerinin bir tanesi seçmek zorundaymışsın gibiya da taraf tutmak zorundaymışsın gibi. Halbuki Rostam için böyle bir durum yok. Kendisini ait olduğu her iki kültürün de uyumlu bir bileşimi, bir tür kendine has formül gibi görüyor. Müzik yaparken de herhangi bir şekilde herhangi bir yanını düzeltmeye çalışmıyor. Rostam şu anda Los Angeles’ta yaşıyor ama hayatının önemli bir kısmı New York’ta geçtiğinden bu şehre ayrı bir bağı var. Burada Columbia Üniversitesi’nde müzik okudu, müzik okurken tanıştığı diğer öğrenci arkadaşlarıyla Vampire Weekend’i kurdu ve büyük başarı sağladı. Bu şehrin yeni belediye başkanı Mamdani’ye karşı duyduğu yakınlığın nedeni onun da kendisi gibi kültürel bir karışımdan gelmesi: “Amerikalı şudur şu değildir gibi tanımların yapılmaya başlandığı bir dönemde yaşıyoruz, onun gibi birinin New York Belediye Başkanı olması farklı kökleri bulunan herkes için anlamlıydı.” Albüm ABD-İsrail-İran savaşının öncesinde yazıldığı için şarkılar daha çok iki kültür arasına büyümüş bir göçmen çocuğunkişisel aile hikâyesi üzerine odaklanıyor. Ancak elbette bu yönüyle de günümüz bağlamında yerini buluyor. Country müziğine bağlama ne kadar da güzel yakışıyormuş Şarkılarda çok enteresan tonlar var. Bir country şarkısı gibi başlıyor mesela açılış şarkısı “Like a Spark” ve ardından sanki İran ve coğrafyasına ışınlıyor sizi. Elinizde gitar, başınızda kovboy şapkasıyla İran Pakistan sınırında gibisiniz. Genç ve yetenekli Amerikalı şarkıcı Clairo’nun yer aldığı “Hardy” albümün tamamına yayılmış Vampire Weekend hissiyatını en fazla hissettiğim işlerden biri. “The Feel No Way” duygusal bir ara gibi albümde bir nefes aldırıyor. “The Weight” adlı şarkıda Amir Yaghmai saz çalıyor. Bu da iki arada bir derede insanı ters köşede bırakan şarkılardan biri. Country müziğine meğer bağlama ne kadar da güzel yakışıyormuş. Burada çalınan saz daha çok cümbüş gibi tınlasa da albümde “saz” olarak geçtiğinden ben de müzisyenlerin bu konudaki tercihine saygı duymakla yetiniyorum. Albümün tamamında ilginç olan, tıpkı Vampire Weekend müziğinde de olduğu gibi, kullanılan Ortadoğu enstrümanlarının âdeta yeniden keşfedilerek müziğe uyarlanması, bir bakıma bağlamından koparılıp albüme eklemlenmesi. İnsan dinlerken farklı ve ilgi çekici bir şey dinlediğinin ayırdına varıyor ama asla tam olarak adını koyamıyor bu farkın. Çok lezzetli bir yemek yediğinizin farkında olup, tadını aldığınız baharatları bir çırpıda sıralayamamak gibi. (“American Stories”, Rostam, Matsor Project)
Go to News Site