BirGün Gazetesi
Belli bir yaştan sonra insan ölümle daha çok haşır neşir oluyor, daha çok ölüm oluyor etrafında. Doğal bu. Daha çok mu düşünüyor ölümü, emin değilim. Dün Ahmet Hoca ’yı toprağa verdik. Ankara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi iletişim fakültelerinin dekanlarından, iletişim alanının tanınmış akademisyenlerinden, binlerce öğrencinin ve meslektaşının hayatına dokunmuş bilim insanlarından birini… Prof. Dr. Ahmet Tolungüç ’ü… Hayata dair sağlam bir felsefem, ilkem olduğunu söyleyebilirim. Ölüm ise üzerinde çok düşündüğüm bir şey değil. O konuda Epikuros kafasındayım, hani ölümden korkmanın anlamsızlığını vurgulamak için “ Biz varken ölüm yoktur; ölüm geldiğinde ise biz yokuz! ” demiş ya. Madem asla bir arada olamıyorsun, korkmak ne kadar anlamsızsa düşünmek de o kadar anlamsız olmalı. Hayat felsefemi de “ dost-arkadaş biriktirmek ” olarak özetleyebilirim. Dostlarım, arkadaşlarım en büyük servetim benim. Hazinem! Ahmet Hoca ’nın ardından bir üzüntü cümlesi kuracaksam, o hazineye biraz geç katılmış olmasıdır. Keşke yolumuz çok daha önce kesişse, çok daha fazla şey paylaşabilseydik birlikte. Ölümünü duyunca “ İyilikleri ile anılsın! ” dedi Dr. Yılmaz . Ahmet Hoca ’nın iyilikten başka bir şeyle anılabileceğini düşünemiyorum. Bu da bir insanın ardında bırakabileceği en büyük hazine olsa gerek! Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi ’ne 2015 yılında başladım. Ahmet Hoca' nın davetiyle... Onunla ilgili 2015 öncesine dair çok şey anlatacak dostları, meslektaşları, öğrencileri var. Benimkisi 2015 ’ten bugüne gelen bir dostluk. O yüzden geç. Ama sanırım arayı kapattık. Üniversitede her gün birlikte olunan, hafta sonlarını mutlaka bir ortak etkinlikle dolduran iki sağlam dost olduk. Birlikte sebze meyve yetiştirdik. O marangozluğa merak sardı, ben çıraklığını yaptım. Az ağaç yontmadık evinin altındaki değme marangoz atölyesine taş çıkaracak salonda. Masalar, sandalyeler, kapılar yaptık… Ben tavukçuluğa merak sarınca onu da bulaştırdım. Köpeklerimizi, bizi, konuklarımızı kovalayan “ canavar ” Denizli horozlarımız oldu. Hobilerimizin en başına sanırım yemek yapmak ve yemeyi yazardım. Ankara ’da nerede yeni salaş bir mekan, bir çorbacı keşfetsek bir diğerimizin koluna yapışır oraya koşardık. İkinci sıraya maç seyretmeyi yazardım. Ucuna onun üretimi “ TolunPower ”la keyiflenen mangallar ve sofralar eklediğimiz derbiler yetim artık! O Fenerbahçeli likten dönme bir hasta Galatasaraylı , ben Galatasaraylı lıktan dönme ama onu da tam becerememiş Beşiktaşlı . Dönmeyi hiç beceremeyip hep hasta Fenerbahçeli kalmış Selçuk ’un dev ekranında seyrettik maçları. Benim kızıştırma ve karıştırma amaçlı tüm “ tarafsız yorum ”larıma karşın, FB ve GS formaları skordan bağımsız bizim mahallede hep sarmaş dolaş oldular. Taraftarlığının en özlenen, olması gereken fotoğrafını vererek! Birlikte denize açılmadık ama “ Ankaralı Kaptan ” olduğunu biliyorum. Denizcilikten, havacılıktan, fotoğraftan, turizmden, müzikten beslenen ve etrafını da besleyen ilgi alanlarına tanığım. Öğrencileri yalnızca derslerde anlattıklarından değil, onun bu zenginliğinden de beslendiler. Sadece insan türünü değil, diğer canlıları da besledi Ahmet Hoca : Mahalledekiler, özellikle engelliler, evini onlara da yuva yaptığı köpekleri çok özleyecek onu. Çok düşünmem dedim ya ölümü, düşünsen ne olacak! O gelince sen yoksun; sen varsan o yok zaten… İnsan öldüğünde ölmüyor ki, öldüğünü bilemediğinden! Asıl bir dostun, bir sevdiğin ölünce ölüyorsun! Bir parçan eksiliyor, birazın ölüyor. Biliyorsun! Hazinenden bir mücevher çalınıyor ve peşinden koşup kovalayabileceğin bir hırsız da değil ölüm. Dün Ahmet Hoca ’yı gömdük. Dostları, arkadaşları, sevdikleri, ailesi, kardeşi-eşi-oğlu-gelini-torunu hepimiz biraz öldük!
Go to News Site