Milliyet Yazarlar
Medyada geleneksel Galatasaray övgüleri başladı ve devam ediyor... Tamam şampiyon oldu. Eyvallah... Hatta büyük bir kesim sportif ve mali anlamda artık arayı açtığını söylüyor... Peki hemen bakalım öyle mi? Önce bu seneden başlayalım... 350 milyonluk kadrodan insan farklı şeyler bekliyor tabii ki... Ama kazın ayağı hiç öyle değil. Öncelikle bu pahalı kadroya rağmen tamamen Osimhen’e bağlısın. O yoksa yoksun... Önce Süper Kupa’yı kaybettin. Hem de ezeli rakibin Fenerbahçe’ye... Kupada karşına genç kadrosu ile çıkan Gençlerbirliği’ne elendin... Şampiyonlar Ligi’nde Liverpool karşısında muhtemel bir faciadan dönüp havlu attın. Süper Lig’de ise Fenerbahçe en rahat şampiyonluğunu alacakken DNA’sına yerleşen klasik hatalarla kendi eliyle kupayı sana verdi. Peki 350 milyon euroluk takımın başarısı bu mu olmalıydı? Tabii ki hayır... Çok başarılı bir sezon geçirdi diyebilir miyiz? Ona da hayır... Gelelim mali konulara... Şu anda tam 510 milyon dolar borç var... Nakit sıkıntısı üst düzeyde. Gelirlerin giderleri karşılaması mümkün değil. Bankalar Birliği’nden çıktın. Tamam. Ama şu anda ‘Keşke çıkmasaydık’ durumuna gelindi. Çünkü orada faizler yüzde 35 civarındaydı. Şimdi ise alınan kredileri yüzde 65 civarında geri ödemek zorundasın. Bir de üstüne mali disiplin kayboldu. Bankalar Birliği kontrolü bitti. Yani Allah kerim durumu... Yani öyle bir pozisyona gelindi ki bütün öz sermayelerini satsan borçlarının yüzde 62’sini ödeyebilirsin. Diyeceğim, şu anda Galatasaray yönetiminin Osimhen tarzı transfer yapması bu şartlar altıda çok zor. Aksine yüksek maaş yüklerinden kurtulmak için futbolcu da satmak zorundalar. Sezonu detoks yaparak geçirme şansın da yok. Anlaşılacağı gibi öyle uçma filan yok. Ne diyelim Allah kolaylık versin... Kayserispor isyanı Son birkaç gündür okuyoruz. Kayserispor isyan ediyor ve hatta araya milletvekillerini sokarak ligin tescil edilmemesi gerektiğini söylüyorlar. Gerekçe iki takıma da kayyum atanması. Belli ki sayın vekilleri yanlış bilgilendirmişler. Neden mi? Hemen anlatalım. Kasımpaşa’da artık kayyum yok. Çünkü TMSF bir gruba sattı. Bu önemli ve doğru bir karardı. Yani dolayısıyla UEFA’nın müdahale şansı bulunmuyor. Yani oradan bir şey tutturamazsınız. Gelelim Eyüpspor’a... Onda hiç şans yok. Çünkü oraya kayyum atanmasının nedeni bahis ve maç ayarlama. Yani UEFA’nın en hassas olduğu konu. Yani bu kararı desteklerler. Ama uzatmamak kaydıyla. Zaten uzatılmayacağını biliyorum. Yani UEFA bu yüzden de sıkıntı çıkarmaz. Tabii Kayserispor’un küfedeki yumurtalar kırılınca sesi çıkıyor. Ama o kulübe daha önce el atılması gerekiyordu. Onca maddi olay yaşandı, herkes sus pus olmuştu... Daha mart ayında FIFA, yaklaşık 100 bin euro yüzünden tahtasını kapattı. Bu arkadaşlar o zamanlar neredeydi? Zaten Futbol Federasyonu da ligleri tescil etti. Çizgiyi aşmak Şimdi çizgiyi çok fazla aşmak istemiyorum. Ama geçen hafta TFF Başkanı, göreve geldiğinden bu yana ilk kez futbolun tüm çevresini ilgilendiren bir açıklama yaptı. UEFA ve FIFA’nın Türk futbolunu takibe alabileceğini vee herkesin dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Tabii bu konu birçok kişi tarafından farklı algılandı. Ama konu çok farklıydı. Konunun TFF’nin delege yapısı ile ilgili olduğunu duyduk. Federasyonun kendi çarkları var. Kurallara göre bu çarklar içinde dönmek zorunda. Çarklar bozulursa anında devreye girerler. Delege seçimi konusunda belki haklılar. Hatta kesinlikle haklılar diyebilirim. Futbolun gerçek yapısı içinde etkin olabilecek isimler ne yazık ki oy kullanma şansına sahip değiller. Bu yüzden gerçek sorunlardan uzak kalınıyor ve farklı görüşler olmuyor. Ama TFF bunu kendi içinde çözmeli. İşte en önemli püf noktası burada. Sanıyorum anlayan anlamıştır. Dedim ya çizgiyi aşmak istemiyorum, bu kadar yeter.
Go to News Site