Milliyet Yazarlar
İsrail, tarihte hiç olmadık şekilde, terörizmle özdeşleştirilmişken, ABD Kongresi’nde “Filistin’de devam eden Nakba’yı tanımak” için yasa önerisi verilirken, İtalya’da İspanya’da ve hatta Fransa’da İsrail’i kınamanın “antisemitizm” sayılmaması için adımlar atılırken…Dünyanın, en başta Filistin halkının ihtiyacı olmayan tek şey;Hamas veya Hizbullah gibi örgütler eliyle, isimlerinin yeniden terör denklemine konulmasıdır. Hatırlarsınız, bin 200’den fazla İsrailli ve 46 ABD vatandaşının öldürüldüğü, 251 kişinin rehine alındığı 7 Ekim Hamas baskını ve hemen ardından İsrail’in misillemesi sonrasında, ülkemiz de dahil, dünya medyası, olaya “İsrail’in kendi varlığını savunma hakkı” gibi tezlerle yaklaşıyordu. İsrail’in tarafsız gözlemciler tarafından doğrulanması imkânsız “kitle tecavüzleri”, yüzlerce Musevi kadın ve erkeğin Hamas ve işbirlikçisi örgütlerin mensupları tarafından ırzlarına geçildiği (ve bu rakamın gün be gün artarak, binleri bulduğu) haberleri çıkarken, kimsenin kaleminden “Filistinlilere soykırım uygulandığı” cümleleri çıkmıyordu. Kimse, 7 Ekim’in 1947’den beri süren Siyonist terörünün sonucu olduğunu yazmıyordu. Çünkü modernite ve post-modernite, batılı-doğulu, tüm insanlığa maddeye dayalı, rakamlara bağlı, bir yeni tür “vicdan” vermişti; “Etme-Bulma Dünyası” gibi metaforların ışığında Gazze’de işlenen cinayetlerin kurban sayısına bakılıyordu. Ne zaman ki, İsrail bombardımanlarının, kadın-çocuk yaşlı masum sivil kurban sayısı binlerle, on binlerle ifade edilmeye başlandı; modern vicdanların da terazisi normale döndü. Hamas, esasen bir terör örgütü olarak kurulmadı. Kendisi de İsrail faşizminin kurbanı olan başbakan İzak Rabin’in Filistin’in işgaline son verme, sorunları Arafat ile görüşerek çözme vaatlerinin uğradığı hüsran, İsrail’in Batı Şeria’nın nerede ise yarısını, Gazze’nin tamamını işgal girişimleri ortaya İntifada denen direniş hareketini çıkarttı. Bu hareketin siyasal ayağı, Hamas oldu; yapılan adil ve serbest seçimlerde Filistin halkı Gazze’nin yönetimini Hamas’a verdi. Ne var ki, iktidarı ele geçirerek, binlerce Filistinlinin evinden kovulması ve Filistin’in yok edilmesi, İsrailli bilim insanı İlan Peppe’nin ifadesiyle “Siyonizm’in son safhasının uygulamaya geçirilmesi”, Hamas’ın da siyaset değil, silahlı direniş örgütü olarak faaliyetini arttırmasına sebep oldu. Ama Netanyahu’nun iktidarda kalarak rüşvet ve zimmetine para geçirmek gibi yüz kızartıcı suçlardan7-10 yıl arasında hapse girmekten kurtulmak amacıyla, “Bir Yahudi Ülkesi olarak İsrail” inancındaki aşırının-aşırısı katillerle ortak hükumet kurması, ABD parlamentosunu tamamen ele geçirmiş olan Siyonist Lobi’nin bu hükumete kayıtsız şartsız destek sağlaması sonucu, ortaya önce Gazze Soykırımı, sonra Lübnan ve nihayet İran savaşları çıktı. Ve işte bu, ABD ve Holokost (Yahudi Soykırımı) vebali sebebiyle İsrail’i tümüyle destekleyen, ona silah veren Avrupa ülkeleri dahil tüm halklar için bir dönüm noktası oldu. Trump bile İsrail Lobisi çiğneyerek Gazze’deki savaşını sona erdirmek ve harap olmuş bölgeyi yeniden inşa etmek için bir Barış Kurulu kurdu. Bu kurul, İsrail’in ateşkesi her gün ihlal ettiğini, taahhütlerine uymadığını ve anlaşma şartlarını engellemesini nedense hiç görmüyor. Fakat kuruldaki ülkeler dünya kamuoyundaki değişimden güç alarak, ABD ve BM Güvenlik Konseyi’ne Uluslararası Barış Gücü çözümünü dayatacaklardır. Bu güç, Hamas’ın Filistin halkını koruması zorunluğuna çözüm getirecektir. Hamas Hareketi’nin Gazze’de yeniden yapılanmanın önünde engel olduğu iddiasına güç kazandıracak her türlü girişim, Filistin’in geleceğine zarar verir. Hamas değil, Gazze’nin yeniden inşası için malzeme ve ekipmanlarla personelin barınması için yapılacak tesislerin Gazze’ye geçmesine izin vermeyen İsrail barışa engel oluyor. Ama bütün bunlar yerine BM, AB ve ABD Hamas’ın kendisini lağvetmesi üzerine odaklanmış durumda. Uluslararası Barış Gücü bir ön önce göreve başlamalı, Hamas da asli görevine, siyasete dönmelidir.
Go to News Site