Milliyet Yazarlar
İstanbul Boğazı’na bakan dünyanın en güzel manzaralı stadına İngiliz ve Almanlar kurulmuştu. Biricik Aston Villa’sı son kez Avrupa’da final oynadığında annesi Prenses Diana’nın karnında beklemekte olan Prens William da İstanbul’daydı. Freiburg belki ün ve hava olarak rakibinin gerisindeydi ama tribünlerdeki taraftarları ile herkesi kendilerine hayran bırakıyordu. Freiburg, orta sahada kaptığı toplarla Villa’nın dengesini bozmak istiyordu. UEFA sihirbazı Emery ise tuzağa düşmek istemiyordu. Topu ayaklarına alıp Guardiola takımları gibi pas yapmak onlara göre değildi. Sabretti Villa... Devrenin sonlarında aradıkları fırsatı buldular. Villa’nın ve aynı zamanda Portekiz’in duran toplardan sorumlu devlet bakanı Justin MacPhee yine bir plan hazırlamıştı. Pau ve Konsa’nın bloklarıyla Tielemans harika bir vole için zaman ve yer buldu. Hemen sonrasında Buendia’nın “golazo”su fişi çekti. İkinci yarı Villa için keyif yapma zamanıydı. Morgan Rogers’ın golü geldiğinde artık son yarım saatin sadece süreyi doldurmak için oynanacağı netleşti. 1982’de Avrupa’nın en büyüğü olmuştu Villa. 44 yıl sonra bu kez 2 numaralı kupayı aldılar. Arsenal’in başındayken İngilizcesiyle dalga geçilen Emery için gurur verici bir geceydi.
Go to News Site