Collector
Rejimin yüzde 50 sorunu | Collector
Rejimin yüzde 50 sorunu
soL Haber

Rejimin yüzde 50 sorunu

Orhan Gökdemir Yönetenler yönetemiyor, burası açık. Ancak yönetilenlerin eski gibi yönetilmek isteyip istemediği noktasında kuşkularımız var. Beceriksizlikleri ve telaşları ile halkı bir boşluğa doğru ittirdiklerini ise görüyoruz. Bir kırılma anına yaklaşıyoruz, o kırılmanın kopmaya dönüşmesi ise eninde sonunda bir irade işidir. Cumhuriyeti yıktılar ve yıkıntıları üzerine bir gecekondu rejim kurdular. “Saray yıktı” işin kolay analizidir. Saray dediğimiz başından beri karmakarışık bir koalisyon çünkü. İçinde ordunun yönetimine çökmüş askerler var, MHP var, büyük patronlar var, Fethullahçıları eksiltilmiş Nakşi Halidi tarikatı var, tabii bir kısım halk var. Hem biliyoruz, bu ölçekte hiçbir suç tek başına işlenemez. Halkı, patronları ortak etmeden imkansız bir iştir. Laik cumhuriyeti, TÜSİAD, AB ve ABD’nin desteğiyle, 12 Eylül generalleri tepeledi. Yani cumhuriyeti onu koruduğu sanılan silahlı kuvvetler yıktı. 1950’den sonra NATO ordusu olmuşlar, ABD’nin kucağına oturmuşlardı zaten. 12 Eylül’den sonra emekli olan generallerin her birini holding şirketlerinin yönetim kurullarına atayıp maaşa bağlıyorlardı. Semeresini almışlardır. Bu tür generallerin yönettiği bir ordunun halk ordusu ile bir bağının kaldığını söyleyemeyiz. Sermayenin ordusudur. Sonuçta laik cumhuriyeti cami avlusuna terk edip kaçtılar. Laikliği düşük bir cumhuriyet yıkıntısını AKP’den başka hiçbir oluşum yönetemezdi. Erbakan’ın eteklerinden topladıkları kifayetsizlerle AKP’yi icat ettiler. Bir Amerikan projesi olduğu artık bir sır değildir. Yalnız onlar da yıkıntının üzerindeki gecekondu ile idare etmekten başka bir çare bulamadılar. “Tayyiban rejimi” bir yarım rejimdir. Laik cumhuriyetin ölüsünü kaldırsın diye icat edilmesine rağmen, ölüye tecavüz ederek varlığını sürdürmeye çalışıyordu. Dünkü butlan kararı ile bu rejimi tahkim etme yolunda bir adım daha atmayı denediler. Ancak bu adımla rejim tahkim mi edildi yoksa dayanaklarından birini daha mı kaybetti zamanla göreceğiz. Bildiğimiz şu, CHP’siz bu topal rejimi ayakta tutmaları imkansızdır. CHP “Tayyiban rejiminin” bel kemiğidir. *** Bu rejimin en önemli sorunu halkın en az yüzde 50’sini rejimlerine ikna edememeleriydi. Bu yüzde 50’yi rejimin çerçevesinde tutma görevi, zorunlu olarak, CHP’ye bırakılmıştı. Kemal Kılıçdaroğlu uzun süre bu görevi başarıyla sürdürdü. Öyle ki görevine “laiklik tehlikededir diyemem” diye başlamış, görevi bıraktığında laiklikten eser kalmamıştı. Ama buna rağmen laikliğin savunucusu görünmeyi bir şekilde başarmıştı. Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Kılıçdaroğlu’nun oynayacak rolü kalmadığında ortaya çıktı. Kılıçdaroğlu’nun rolünü yeni bir üslupla ve daha enerjik bir biçimde sürdürdüler. Örnekleri çok: tilavetle ilk miting açılışını Ekrem İmamoğlu yaptı. Seçilince makamına imam eşliğinde ilk oturan da oydu. Geriye doğru ilerlemekte AKP’lilerden daha cüretliydi. Sonra Tayyip Erdoğan gibi türbe türbe cami cami dolaşıp poz vermeyi de o meşrulaştırdı. Özgür Özel de aynı yoldan ilerledi. Cuma günleri cami önünde basın toplantısını bir program haline getirdi. Herkese hoş göründü, AKP ile barışık durmaya özen gösterdi, MHP’ye gülücükler saçtı, tarikatlarla iyi geçindi. Ama öte yandan AKP rejimine ikna olmayan yüzde 50 sırf eşlerinin başı açık diye onları cumhuriyetçi ve laik saymaya devam etti. Halk Kuranlı mitingi, imamlı koltuk kutsamasını, cami önü basın toplantısını normal karşılamayı böyle böyle öğrendi. Hep birlikte sağı ikna etmeden AKP’nin gitmeyeceğine halkı inandırmışlardı. CHP’yi sağcı tüccarlarla doldurdular. Bugün AKP geçenlerin çoğu onlar arasındadır. Bu inanç halkı da hızla sağa savurdu. Halkımızın sağcı yapılması bir toplumsal mühendislik başarısıdır. *** Butlan, fiili kayyım, bu düzeneği bozmuş görünüyor. Kemal Kılıçdaroğlu bir çakma Ak Partiye dönüştürdüğü Halk Partisini yönetme yeteneğini çoktan kaybetti. Başında bir nefret objesine dönüşmüş bir bitik politikacının oturduğu bir Halk Partisi ne halkın ne AKP’nin işine yarar. CHP’ye fiili kayyım atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir AKP memuru olduğu da artık bir iddia olmaktan çıkmıştır. 2010’da da atanmış bir tasfiye memuruydu ama muhalif parti lideri rolünü oynamayı başarıyordu. Artık bu imkânı kalmamıştır. Tabii, son bir yılda AKP eliyle imal edilmiş davalar da Özgür Özel’in bu konudaki yeterliliğini tartışmalı hale getirdi. Akçalı işlerin bir AKP uydurması olmadığını CHP’liler de biliyor. Belediye başkanlıklarında, vekillik adaylıklarında büyük paraların döndüğü bir sır değil. Bu paraları kimlerin toplayıp dağıttığı da öyle. Bu burjuva politikasının fıtratındandır. AKP’de, CHP’de, MHP’de, İYİP’te çark böyle dönüyor, biliyoruz. Bu kadar kirle olsa olsa ancak AKP’nin elinde oyuncak olunur. Olanın özeti budur. İmamoğlu’nu ise tez canlılığı yaktı. İngilizler dolduruşa getirdi, erken öttü ve baş gitti. AKP’nin ayakta kalmanın bir yolunu bulmasına kadar salınmayacağı belli olmuştur. *** Ancak AKP rejiminin yüzde 50’yi nasıl kontrol edeceği sorusu hala ortada. İç kavgaları artık açıkta yapılan AKP’nin daha kendisini idare edemezken ülkeyi idare edebileceği kuşkuludur. Büyük bir yoksulluk yarattı ve ülkeyi uluslararası alanda büyük risklerin ortasında bıraktı. Yüzde 50 ona karşı ama geri kalan yüzde 50’nin desteği de garanti değil. AKP’ye yüzde 50’yi ikna edebilecek ama kontrolden de çıkmayacak yeni bir CHP lazım. Hem de ivedilikle! *** Bu operasyon vesilesiyle seçimini, yasanın, kuralın, anayasanın olmadığı da bir kez daha tescil edildi. CHP’nin işi zor ama AKP’nin işi daha zor. Yönetenler yönetemiyor, burası açık. Ancak yönetilenlerin eski gibi yönetilmek isteyip istemediği noktasında kuşkularımız var. Beceriksizlikleri ve telaşları ile halkı bir boşluğa doğru ittirdiklerini ise görüyoruz. Bir kırılma anına yaklaşıyoruz, o kırılmanın kopmaya dönüşmesi ise eninde sonunda bir irade işidir. Cumhuriyetçi, laik, bağımsızlıktan yana, eşitlikçi bir tarz-ı siyaset için zaman olgunlaşıyor. Türkiye krizden krize yuvarlanıyor, bir partiye ihtiyaç duyuyor, bir partiyi çağırıyor.

Go to News Site