soL Haber
Erhan Nalçacı Ahmet Büke acı gerçeği hatırlatıyor, 1914’te Savaş patlayınca bedelini ödeyip askere gitmeme yasası çıkıyor ve bey ağa çocukları cepheye gitmiyorlar. Çanakkale’de vuruşanlar emekçi çocukları oluyor. Bugün de Türkiye’yi bencil çıkarları doğrultusunda savaşa sürükleyecek patronların çocukları değil, bizim çocuklarımız cephelerde can verecek. Sokullu’da Rönesans ’ın 2025-2026 sezonu Ahmet Büke’nin katılımıyla son romanı Kırmızı Buğday üzerine söyleşiyle kapandı. Ahmet Büke çok önemli ve farklı bir edebiyatçı. Bir akademisyen gibi incelediği döneme ilişkin yoğun bir çalışma yapıyor, tezler ileri sürüyor ve tezleri bir tarihçi titizliği ile sınamak için kanıt topluyor. Sadece Kırmızı Buğday’ı yazmak için dört yıl harcaması ve romanın kapsadığı her tarihsel dönem için bir yıla yakın çalışması bir yaşam disiplinine işaret ediyor. Sonra akademik bir yayın olarak kaleme alsa ancak birkaç uzmanın okuyacağı tezlerini geniş hayal gücüyle edebi bir kurgunun içine yerleştiriyor. Böylece akıl taşıyan satırlar on binlere ulaşıyor. Farklı bir kulvardan şu anda örmekte olduğumuz cepheye güç aktarıyor. Bir süredir ileri sürdüğümüz tezimiz şu: Cumhuriyetçilerin birliği bir emekçi cumhuriyeti için mücadele ederken yolda örülecek. 1923 Devrimini, Kurtuluş Savaşını, yurtseverliği sınıf mücadeleleri ile harmanlıyor Ahmet Büke. İnsanlar bazen yanılsamalı olarak sınıf mücadelelerinin tarihin belirli dönemlerinde belirdiğini düşünürler, oysa sınıf mücadelesi tarihin her anına sinmiştir, dikkatlice araştırılmayı ve emekçilerden yana bir gözle bakılmayı bekler. Kitaptaki Çanakkale Savaşı ile ilgili tez de çok önemli. Bu köşede Osmanlının nasıl bir hile ile emperyalist paylaşım savaşına sürüklendiğini, Osmanlı tarafından satın alınan fakat Osmanlı kıyafeti giydirilmiş Alman komutanlar ve bahriyeliler tarafından yönetilen zırhlıların Karadeniz’de Rus limanlarını bastığını kısa bir süre önce yazmıştık . Çanakkale Savaşı’nda ise Osmanlı ordusu Liman von Sanders Paşa ve Alman erkânı tarafından kumanda edilmektedir. Sanders doğal olarak Alman Genel Kurmayına bağlıdır. Genel Kurmay ise düşmanı karaya ayak basar basmaz püskürtmeyi değil, karanın içlerine çekmeyi ve burada mümkün olduğu kadar çok İngiliz ve Fransız askerini imha etmeyi planlar. Böylece büyük bir askeri gücü savaşın sürdüğü Avrupa’daki Batı cephesinden uzak tutabilecek ve bu cepheyi rahatlatacaklardır. Daha önce Alman Genel Kurmayının Verdun’da buna benzer bir tuzak kurduğundan ama bu dar alanın her iki taraftan emekçilerin mezbahasına döndüğünden bahsetmiştik . Çanakkale’de başka bir ülkenin Genel Kurmayı savaşın sürdüğü bir ülkenin askerini yönlendirince strateji askerleri korumak değil, amaçları doğrultusunda harcamak olabiliyor. Üstelik bu taktiğin yanılsamalı basıncı altında Sanders çıkarma yapılacak yerlerin Saros Körfezi ve Anadolu olduğu tahmin eder ve hazırlıklarını buna göre yapar. Osmanlının yurtsever subayları, cephede görevli olan Mustafa Kemal başta olmak üzere planlara itiraz ederler. Onlara göre çıkartma Gelibolu yarımadasında gerçekleşecektir. Haritada İngiliz ve Fransızların Gelibolu Yarımadasında çıkartma yaptığı bölgeler izleniyor. Mustafa Kemal’in 25 Nisan 1915’te komutasındaki ihtiyat birlikleri ile bulunduğu Bigalı köyü de görülüyor. Gerçekten 25 Nisan 1915’te Fransız ve İngiliz Ordusu on binlerce askeri Gelibolu’ya çıkarır. Kıyıda sadece gözetlemeye yarayan zayıf birlikler bulunmaktadır. Makineli tüfekler Osmanlı subaylarının ısrarlarına rağmen kıyıya yerleştirilmemiştir. Romanda bu ilk günün hikâyesi bütün acılığı ile anlatılıyor. Bigalı’da bulunan Mustafa Kemal’in komutasındaki birlikler komut beklemeden adeta koşarak gelip çıkartmanın yapıldığı sırtlara cephe kurarlar. Daha sonra Kurtuluş Savaşı ve 1923 Devrimine öncülük edecek yurtsever kadrolarda bağımsızlığa ve egemenliğe sıkıca bağlılığının oluşmasında Çanakkale Savaşının çok önemli olduğu haklı olarak söylenir. Bu mesele keşke tarihte kalsaydı ve biz de işimize baksaydık. Ancak öyle değil. Türkiye sermayesi ülkeyi ve halkını çeşitli basınçların altında tekrar bir Avrupa savaşına sürükleme potansiyeli taşıyor. Almanya’nın Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusunu oluşturmayı hedeflediği bugünlerde NATO ve Alman Genel Kurmayı tarihte bir kez daha Türkiye’nin askeri olanaklarına gözlerini dikiyorlar. NATO Başkanı Ruth Rusya’ya karşı Avrupa nüfusunu sayarken Türkiye’yi de dâhil ediyor, beş yüz milyon kişiymişiz. Bir kez daha bir paylaşım savaşına Türkiye’nin sürüklenmesi ve emperyalist devletlerin komutanlarınca ordusunun yönetilmesi tehlikesi 111 yıl sonra kapımıza geliyor. Ahmet Büke acı gerçeği hatırlatıyor, 1914’te Savaş patlayınca bedelini ödeyip askere gitmeme yasası çıkıyor ve bey ağa çocukları cepheye gitmiyorlar. Çanakkale’de vuruşanlar emekçi çocukları oluyor. Bugün de Türkiye’yi bencil çıkarları doğrultusunda savaşa sürükleyecek patronların çocukları değil, bizim çocuklarımız cephelerde can verecek. 7 Haziran’da Cumhuriyetçiler Kurultayı’nda bu konuyu da ele alacağız.
Go to News Site