Collector
Yarım doğru yok, yanlış var | Collector
Yarım doğru yok, yanlış var
soL Haber

Yarım doğru yok, yanlış var

Aydemir Güler Çıkış mümkündür, ama doğrulara “zamansız” diye kulp takmaktan vazgeçilmelidir. Bu yapılamazsa bataktan “koşullar izin verdiği kadar” çıkılmış olunmayacaktır. Bir büyük devrimcinin dile getirdiği ikilem, bugün, en az telaffuz edildiği birinci paylaşım savaşı yıllarındaki kadar gerçektir: Ya sosyalizm ya barbarlık! Cuma beklenen butlan Perşembe’den geldi. Devamında ne olacağına dair rivayet de olasılıklar da muhtelif. AKP operasyonunun geri püskürtülmesi kuşkusuz saldırının muhataplarının ötesinde bir toplumsal taleptir. Ne olacağı belirsiz, ama CHP’nin, kazandığı veya kaybettiği seçimlerde, Cumhuriyetçilik, laiklik gibi erdemler adına topladığı oyların soyut değil somut olarak düz sağcılara hediye edildiği konusunda bir belirsizlik kalmamış olmalı. İster Kılıçdaroğlu’nun AKP’ye yenilen altılı masasından boy vermiş olsun, ister Özel’in CHP’yi birinci parti olmaya taşıdığı yerel seçimlerden, aynı akış devam ediyor. Siz Cumhuriyete sahip çıktığınızı sanıyorsunuz, bakıyorsunuz oylarınıza AKP rozeti takmışlar! Bu tablonun içinde ihanet var. Bu tablonun tepesinde Erdoğan rejiminin hukuksuzluğu var. Bu tablonun anlamı hukukun ilgası. Bu tabloda seçme ve seçilme hakkı yok. Bu tabloda siyasi parti denebilecek bir kurumsallık da kalmamakta… Ancak bütün bunların devasını “gerçek CHP’lilikte” arayanlar var. Oysa bu arayış çoktan boşa düştü. Bu partinin, esir alındığı için hakkında olumsuz yargılarda bulunurken bile dayanışma duygusunu yitirmediğimiz Cumhurbaşkanı adayı CHP’li bile değil. İmamoğlu’nun adaylık olasılığı zayıfladıkça akla yeniden gelen Mansur Yavaş, hiç değil! Erdoğan hukuksuzluğuna karşı hukuk yollarında deva bulunacağını iddia edene kim inanır? Çözüm için sandığı gösteren işaret parmağı halka ve akla en ağır hakareti simgelemiyor mu? Siyasi parti denilen kurum ile halk arasındaki ilişki sandığa indirgendiği ölçüde, parti kurumsallığı diye bir şey kalmaz. Çünkü modern siyasi partiler, Sarayların koridorlarında birbirine karşı iş çeviren aristokrat hizipleri değil, toplumsal örgütlenmelerdir; yurttaşları bir araya getirirler. Düzen partileri arasında bunun örneğine artık rastlanamıyor. Ancak gerçeğin çeşit çeşit yarılarına bakıp, geçmişi ve derinliğiyle bütününün etrafından dolananlar, “iyi de, diyorlar, şimdi ne yapacağımızı söyle!” Yani, “herkes biliyor CHP’nin iç yüzünü” de, bugün CHP’de kenetlenmekten başka çare yoktur, bunlara göre… Gerçeğin yarısı doğrunun bir minik parçasına bile götürmüyor. Butlanla birlikte, “hukuk yolu” konusunda iki tez hemen sahneye çıktı. Kimileri diyor ki, hukuk yolunu geçelim, AKP’nin atadığı kanat ile diğeri birlikte kongreye gitsin. Yani yetkisiz bir mahkemenin aldığı deli saçması karar, veri olarak kabul edilsin! Kim bilir, belki haklıdırlar, bugünün somut krizine en işlevli yanıt bu olacaktır… Özgür Özel yönetiminin şimdilik izlediği rota ise Yargıtay’a, YSK’ya çıkıyor. Yani, deniyor ki, AKP’nin ve başta tarikatlar olmak üzere çeşit çeşit odağın cirit attığı yargıdan adalet umulsun! Kim bilir, belki bu kadar dağılmış bulunan iktidar cephesindeki çatlaklarda bunun bir karşılığı vardır… Karşımızdaki büyük derdin kaynaklarıyla ilgilenmeyi ve köklü bir çözüm aramayı zamansız buluyorsanız, iki ucu değil dört bir yanı kirli değneklerle yola devam edersiniz. Dediğim gibi bir çıkış bile bulabilirsiniz. Ancak o bataklıkta emekçi yurttaş kendine yer bulamaz. Sorunların bu raddeye varmasının özü, anlamı ve sürecin maksadı zaten emekçi yurttaşların üstüne kocaman çizikler atılması değil midir? Yukarıda dedik ya; yarımlara bakıp, bütünü gözetmenin bugün için imkânsız olduğunu söyleyenler, doğrunun “bu koşullarda mümkün olan kadarına” ulaşmış olmuyorlar. Yanlışa batıyorlar. O çiziklerle uğraşmanın zamanı değilse, karşı taraf kazanmıştır! Kimdir bu karşı taraf peki? Türkiye nasıl bir hesaplaşmaya gidiyor? Sorun hainler mi? Sorun Erdoğan ve arkadaşlarının iktidar hırsı mı? Yoksa… Bu “yarımlar” ve benzerleri asılsız değil. Ama bütünü görmekten vazgeçince yanlıştan çıkma ihtimali de kalmıyor. Türkiye’nin koşar adım yaklaştığı hesaplaşma tarihsel ve bütünseldir. Emperyalizm, büyük sermaye ve dinci gericilik, AKP’nin gidebileceği en ileri noktaya taşıdığı bir operasyonu uzun bir süreçte olgunlaştırdılar. Yurttaş değil müşteri ve köle istiyorlardı. Bu tek tek ülkelerin sınırları içinde gerçekleştirilebilir bir istek değildi, dünyanın bütünü gerekiyordu, bağımsızlık fikri “halkın tahtından” indirilmeliydi. Yeryüzünde köleleştirilen müşteriler, yaşadıkları acıların öteki ve asıl yaşam için zorunlu bir sınav olduğuna inandırılmalıydılar... Olan budur ve AKP’nin iktidar yıllarından çok önce şekillendirilmiş bir paket söz konusudur. Çıkış mümkündür, ama doğrulara “zamansız” diye kulp takmaktan vazgeçilmelidir. Bu yapılamazsa bataktan “koşullar izin verdiği kadar” çıkılmış olunmayacaktır. Bir büyük devrimcinin dile getirdiği ikilem, bugün, en az telaffuz edildiği birinci paylaşım savaşı yıllarındaki kadar gerçektir: Ya sosyalizm ya barbarlık!

Go to News Site