BirGün Gündem
Mahatma Gandhi saldırıya uğradığında tarih 30 Ocak 1948 , saat 17.17 ’ydi. Yeni Delhi ’de, hayatının son 144 gününü geçirdiği ve bugün “ Gandhi Smriti ” olarak bilinen Birla Evi ’nin bahçelerinde ibadete gidiyordu. Hint bağımsızlık hareketinin sıkı destekçisi zengin sanayici Birla ailesine ait ev Gandhi ’ye tahsis edilmişti ve Delhi ’ye geldiğinde kaldığı konuttu. Bahçesinde günlük toplu ibadetler yapılan bu konut, aynı zamanda Hindistan ’ın bağımsızlığına dair tartışmaların da mekânıydı. Suikastçısı Nathuram Godse 35 yaşında bir Hindu milliyetçisiydi. Kalabalığın arasından çıktı, önce saygıyla selamlar gibi önünde eğildi, ardından yarı otomatik tabancayla göğsüne ve karnına üç el ateş etti. Rivayete göre, Gandhi “ Hey Rama ” (Ah Tanrım) diyerek yere yıkıldı ama hemen orada değil, odasına taşındıktan kısa bir süre sonra öldü. Ölmeseydi suikastçısını affeder miydi? Kim bilebilir? Bu konuda ancak varsayımda bulunulabilir ve yorum yapılabilir. Şimdi onun “ ölümü ” üzerine benim yapacağım gibi. Gandhi sömürgecilik karşıtıydı, bağımsızlıkçıydı, toplumsal reform anlayışını radikal şiddetsizlik ve sağlam bir ahlaki duruşla birleştirmişti. Bunlar onun siyasi çizgisinin ve felsefesinin temel taşlarıydı. Ancak, Gandhi ’nin “ ölümü ” üzerine düşünmek için bunlar yetmez. Onun ve Hint bağımsızlık hareketinin Mustafa Kemal ’den epeyce etkilendiğine dair çokça yazılmıştır. Rivayet edilir ki “ Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar Tanrı’yı da İngiliz zannediyordum! ” demiştir. O halde, Gandhi ’nin “ ölümü ” üzerine konuşurken Mustafa Kemal ’in şu sözünü de anımsamak yararlı olacaktır: “ Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir. ” Benim bundan anladığım; bir insanın, illa da liderlerin, asıl ölümünün ne bir suikastçının elinden ne de doğal yollarla olduğu! Gandhi bugün hâlâ 20. yüzyıl ın en etkili siyasi figürlerinden biriyse, hâlâ sevgi ve saygı ifadesi “ -ji ” ekiyle Gandhiji olarak anılıyorsa, halkının ve ülkesinin sınırlarını aşan bir sevgi ve saygı görüyorsa, suikastçının üç kurşunu onu öldürememiş, yok edememiştir! Bu “ ölümsüzlük ” yalnızca yukarıda saydığım siyasal çizgisi ve felsefesi ile açıklanamaz! Gandhi ’nin “ öldürülememesi ”nin önemli nedenlerinden biri asla güç takıntısı olmamasıdır! Başkan, başbakan, cumhurbaşkanı vb. pozisyonların peşinden koşmamasıdır. Gandhi ’yi “ Gandhiji ” yapanlar hep bildiler ve yaşayarak gördüler ki, ne zaman bir kriz çıksa Gandhi önce kendinden vazgeçti. O kadar vazgeçti ki, bir taraf kazansın ve ben kazanan tarafta olayım demeden ölüm oruçlarına yattı. Bağımsız ve demokratik Hindistan gibi bir hedefi ve “ en önemli ”si vardı. Bu hedefe giderken yoldan çıkaracak, bölünmelere yol açacak “ önemli ”lere ve engellere kendinden vazgeçerek karşı durdu. “ Ben olursam ”, “ Ben kurtarırım ” diyerek değil, kendini feda ederek! Gandhi ’nin, suikastçının tabancasından çıkan üç kurşuna karşın “ öldürülememesi ”nin daha önemli nedeni, 12 Mart 1930 ’da 78 kişiyle başlayıp yolda katılanlarla binlerce kişiye ulaşan 380 km ’lik uzun yürüyüşü boyunca onunla gelenleri asla hayal kırıklığına uğratmamış olmasıdır! Bugün bile! Gandhi ’yi ne bir suikastçının kurşunları öldürebilirdi ne de Mustafa Kemal ’de olduğu gibi bir doğal ölüm. Liderler kendilerinden vazgeçebildikleri, sorun çözerek hedefe ulaşabilmek için geride durabildikleri ve peşlerinden gidenleri asla hayal kırıklığına uğratmadıkları zaman ölümsüz oluyorlar. Ne bir suikastçının kurşunları ne de bir hastalığın doğal darbesiyle öldürülebiliyorlar. Gandhi ’yi de kendisinden başka kimse öldüremezdi ve o ölümsüzlüğü seçmişti!
Go to News Site