BirGün Gazetesi
Folklor alanında çok yoğun ve neredeyse yarı profesyonel çalışmalar yaptığım öğrencilik - gençlik yıllarında, sevgili sınıf arkadaşım - kardeşim Ali ile birlikte, okulda mor ispirtolu teksir makinesi ile çoğalttığımız minik formatlı dergide Anadolu beddualarını konu alan bir yazı yayınlamıştık. Yöresel ağızlarla türetilmiş müthiş edebi beddualar vardı, uzunca bir liste halinde. Hiç unutamadıklarımdan biri de (sanıyorum Uşak yöresinden) şuydu: "Gözünün yaşı ekmeenin gatığı olsun..." Bir insanın, düşmanına bile ederken iki kez düşüneceği ama artık "tahammül sınırını geçtiği" bir durumda ağzından çıkabilecek, gönlünden geçebilecek bir bedduadır bu. "Ağzın imansız gapana" (Erzurum) "Ayağına kör mıh batasıca" (Gaziantep) gibi binlerce "veciz" örnek de duyabilirsiniz Türkiye coğrafyasının her bir köşesinde. Her Perşembe günü, BirGün TV canlı yayınları için gittiğimiz Türkiye'nin "en soğuk ve en lanetli köşesi" Silivri 'de bu hafta da sadece birkaç saat içinde gözlemlediklerim, içimden bu bedduaları ettirdi bana da. Duruşma salonundayız. İzleyici sıralarından bir gencecik kadına takıldı gözüm. En ön sıraya gelmiş ayakta dikilmişti. Taş çatlasa 25 - 26 yaşlarında. Salonun en önünde, yaklaşık 60 - 70 metre mesafedeki bir yakını ile göz göze gelmeye çalışıyor. El salladı kaş etti, göz etti, sonunda başardı. Babası mıydı? Sevdiceği miydi? Ağabeyi mi? Bir başka yakını mı? Bilemedim. Uzaktan anlayamadım. Ama 3 saniyesine bile razı olduğu o "bakışarak sohbeti" neredeyse 1 saate yaydı. Yaş dolu gözleriyle. O duygusal ve sessiz ama hüzün dolu, hicran dolu, acı dolu diyaloğu onlara yaşatanlara en ağır bedduaları etmek geldi benim içimden. Sanıkların geliş gidişlerinde, onca mesafeden yakınlarına "Babaaaa! Anneciğim! Abiim benim! Seni çok seviyorum! Buraya baaaak! Buradayım! Canım benim!. Aşkııım!." çığlıkları, duruşmalara geliş gidişlerde her defasında yüreklerimi dağlıyor. Haksız, hukuksuz ve vicdansız yere acı çektirilen, bir siyasi hırs ve intikam uğruna, minicik beyinlerin ve paslı, yosun tutmuş yürekleriyle muktedirin hışmına uğramış insanların yakarışları, onların içinden geçirdiklerine emin olduğum o bin bir türlü bedduayla dolu cümlelerine, o koroya katılma isteği oluşturuyor içimde. Akşam üzeri çıktık salondan. Bayram arefesi dönem olduğundan, Silivri zindanlarından açık ve kapalı cezaevlerinden salıverilen çok sayıda insanın, kapıda bekleyen yakınlarıyla birbirlerine sarılmalarına eşlik eden gözyaşlarının, önümüzde gürül gürül akıp gidiveren talihsiz bir "acı nehrine" çevrildiğine de tanık olduk. Sonra gittik, yine o gün tahliye olan sevgili meslektaşımız Alican Uludağ 'ı karşıladık. Gelip Ankara'daki evinden aldıklarında, o ana tanık olan talihsiz evlatlarına nasıl hasret kaldığını ima eden sözleri ağzından çıktığında, gözyaşlarını dizginleyebilmek için nasıl zorlandığını gördüm, 3 - 5 santim mesafeden. Ben de zor tuttum. Hep aynı haşin, nobran, gaddar, zalim, çirkin ve pespaye siyasi hırsın birer ürünü olan zulüm çarkının çeviricileri tarafından prodüksiyonu yapılmış, çekilmiş ve oynanan bu utanç filmine bir kez daha nefret duyduk. Günün geri kalan bölümünde, yatağa girene kadar aynı zalim senaristin yazıp sahneye koyduğu "Butlan" isimli meş'um yapımın ibretlik sahneleri yansıdı televizyon ekranlarına. Hukukun, ahlâkın ve vicdanın ayaklar altına alındığı o pespaye senaryo ile, bugüne kadar yaptıklarının üzerine adeta "tüy diken" ve bu ülkeye en az 20 - 30 yıl daha kaybettiren sorumsuz darbeyi izledik, yine beddua ede ede... Şu sözler, kendi üretimim şu beddua döküldü ağzımdan: "Butlanlara gelesen!.." "Kesin hükümsüzlük/geçersizlik" anlamına gelen mutlak butlan kavramını bilmeyen kalmadı, bu kara vicdanlı senaristler sayesinde. Milletin seçimlerde, delegelerin de parti genel kurullarında verdiği ve daha da önemlisi Anayasal bir organ olan Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) onaylayıp tescil ettiği kararları "yok sayan" ve âdeta kendisinin istemediği hiçbir kişi ya da kurula hayat tanımayan bir ayıplı iradeden söz ediyoruz. Demokrasi ve barışa olan ihtiyacımız, sanki on yıllardır zaten olağanastü boyutta geciktirilmemiş gibi bir de bu adımı atarak, kaos ve endişeyi arttırmaktan başka bir işe yaramayan bu düğmeye basarak, yine yeni yıkımların işaret fişeğini ateşlediler. Ama, meseleye bir de olumlu yandan bakmakta yarar var. O da, önceliği demokrasi ve halkın esenliği olan tüm güçlerin, belki de muktedirin hiç hesaplamadığı biçimde ittifakla "Hop dedik!" diye bu darbenin önüne dikilmesi... Faşizme karşı ömrü boyunca mücadeleye ant içmiş bizim gibilerin kararlılığını bir kat daha arttıran bu gelişme, muktedirin de hevesini kursağında bırakacak bir işaret fişeği gibi parlamıştır "iktidar semalarında" "Yok öyle yağma!.. Alan da gaçan mı?" demiştir bu halkın temsilcileri. Kurdukları oyunu, yazdıkları 5'nci sınıf senaryoları yırtıp atabilme yolunda en cesaret verici işaret budur bence. Özgür Özel 'in Perşembe gecesi yaptığı iki konuşmanın da ötesinde, en yüreklendirici manzara buydu. Bu halk, muktedirin gözünün içine baka baka "Butlanlara gelesen!" diye ilenmiştir! Butlanın oyuncağı (Özel'in kullandığı harika tabirle) "Telaşlı Muhterisler" de bundan nasibini alacaktır kuşkusuz. Oyununuz bozulacak efendiler! Ne yaparsanız yapın. Tahammülümüzün kalmadığını göstereceğiz size. Yakındır! Hodri meydan! Getirin gari şu sandığı!
Go to News Site