Milliyet Yazarlar
Kadın sağlığı çoğu zaman yalnızca adet düzeni ya da doğurganlık üzerinden değerlendiriliyor. Oysa insan bedeni birbirine bağlı sistemlerden oluşur. Yıllardır “PCOS” yani Polikistik Over Sendromu diye bildiğimiz tablo, tam da bu yüzden yeniden tanımlanıyor:PMOS yani Poliendokrin Metabolik Over Sendromu Kadınların en çok duyduğu cümlelerden biri belki de şu: “Biraz kilo verirsen düzelir.” Ama bazen mesele sadece kilo değil; sürekli yorgun hissetmek, tatlı krizleri yaşamak, kilo vermekte zorlanmak, adet düzensizlikleri, akne, tüylenme ya da ruh hâli dalgalanmaları… Tüm bunlar çoğu zaman birbirinden bağımsız problemler gibi değerlendirilse de aslında aynı sistemin verdiği sinyaller olabilir. Yıllardır PCOS yani Polikistik Over Sendromu diye bildiğimiz tablo tam da bu yüzden yeniden tanımlanıyor. Çünkü artık biliyoruz ki bu durum yalnızca overlerdeki kistlerden ibaret değil; hatta bazı kişilerde hiç kist görülmeden de aynı belirtiler ortaya çıkabiliyor. Vücut tek bir sistem gibi çalışır Uzmanlar, bugün bu tabloyu çok daha geniş bir perspektiften ele alıyor: PMOS yani Poliendokrin Metabolik Over Sendromu. Bu yeni isim kritik bir gerçeğin altını çiziyor: Sorun sadece yumurtalıklarla sınırlı değil! Metabolizma, hormonlar, insülin dengesi, inflamasyon ve ruh hâli de bu sürecin parçası. Ve her 8 kadından 1’i bu çok yönlü sendromdan etkileniyor. Kadın sağlığı maalesef çoğu zaman yalnızca adet düzeni ya da doğurganlık üzerinden değerlendiriliyor. Oysa insan bedeni birbirine bağlı sistemlerden oluşur. Hormonal bir dengesizlik yalnızca yumurtlamayı değil; açlık-tokluk mekanizmasını, enerji seviyesini, uyku düzenini, yağ depolamayı ve psikolojik durumu da etkileyebilir. PMOS, tam olarak bu nedenle önemli bir kavram hâline geliyor. Çünkü bu sendromda çoğu zaman yalnızca hormonlar değil, metabolik süreçler de etkileniyor. Özellikle insülin direnci bu tablonun merkezinde yer alabiliyor. Vücut insülini etkili kullanamadığında kan şekeri dengesi bozulabiliyor, buna bağlı olarak daha sık açlık hissi, yoğun karbonhidrat isteği, enerji düşüklüğü ve kilo kontrolünde zorlanma görülebiliyor. Üstelik bu durum zamanla hormonal sistemi daha da etkileyerek bir döngü oluşturabiliyor. Kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yalnızca ‘az yemek’ bazen yeterli olmuyor. Çünkü beden sadece kalori hesabıyla çalışan bir sistem değil. Kist olmadan da görülebiliyor Toplumda hâlâ yaygın bir yanlış bilgi var: Ultrasonda kist yoksa PCOS yoktur. Oysa bugün biliyoruz ki bazı kadınlarda klasik polikistik over görüntüsü olmadan da bu sendromun belirtileri görülebiliyor. Bu durum birçok kişinin yıllarca tanı alamadan yaşamasına neden olabiliyor. Kendi bedenini anlamaya çalışan pek çok kadın, yaşadığı belirtilerin ‘normal’ olduğunu düşünerek süreci yalnız geçirmek zorunda kalabiliyor. PMOS kavramı ise tam olarak bu noktada daha kapsayıcı bir yaklaşım sunuyor. Çünkü artık yalnızca over görüntüsüne değil, kişinin tüm hormonal ve metabolik tablosuna bakılması gerektiği vurgulanıyor. Obezite ve PMOS arasındaki ilişki Bugün biliyoruz ki obezite yalnızca fazla kilo meselesi değil. Hormonlar, insülin dengesi, inflamasyon ve metabolizma birbirini etkileyen büyük bir sistemin parçaları. Geçen hafta İstanbul’da düzenlenen European Congress on Obesity 2026’da da özellikle ‘Metabolik hastalıklar ve kadın sağlığı arasındaki ilişki’ dikkat çeken başlıklardan biriydi. Öyle ki karın çevresindeki yağlanma arttığında insülin direnci derinleşebiliyor, inflamasyon yükselebiliyor ve hormonal dengesizlikler daha belirgin hâle gelebiliyor. Bu durum PMOS belirtilerini ağırlaştırırken, PMOS da kilo kontrolünü zorlaştırabiliyor. Yani aslında birbirini besleyen bir döngü oluşuyor. Bu durum zihinsel sağlığı da etkileyebiliyor. Konu ile ilgili Journal of Affective Disorders dergisinde yayımlanan bir araştırmada, vücut yağ yüzdesi ile depresyon arasındaki ilişki değerlendirilmiş. Sonuçlara göre, depresyon ile bölgesel yağlanma arasında anlamlı bir ilişki var. Bu nedenle yalnızca kısa süreli diyetlerle ya da hızlı kilo verme hedefleriyle ilerlemek çoğu zaman sürdürülebilir sonuçlar vermiyor. Çünkü burada mesele sadece dış görünüş değil, vücudun içeride verdiği metabolik mücadele. PMOS için 5 beslenme önerisi 1- Kan şekerini dengeleyen öğünler oluşturun. Protein, lif ve sağlıklı yağ içeren dengeli tabaklar daha uzun süre tok kalmanızı destekler. Bitkisel protein ve hayvansal protein dengesini önemseyin. İnflamasyonu azaltan besinlere yer açın. Zeytinyağı, yağlı balık, ceviz ve rengârenk sebze ve meyveler gibi anti-inflamatuar gıdalar hormonal süreci olumlu etkileyebilir. 2- Uzun süre aç kalmamaya çalışın. Öğün atlamak kan şekeri dalgalanmalarını ve tatlı krizlerini artırabilir. 3- Hareketi ceza değil destek olarak görün, düzenli hareket edin. Amaç sadece kalori yakmak değil, insülin duyarlılığını ve hormonal dengeyi desteklemektir. 4- Uyku düzeninizi önemseyin. Yetersiz uyku hormonal dengeyi ve iştah mekanizmasını etkileyebilir. 5- Stres yönetimini ihmal etmeyin. Kronik stres kortizol düzeyini yükselterek insülin direncini ve hormonal dengesizliği derinleştirebilir. İyi uyku nerede başlar? Advances dergisinde yer alan çalışmada kronik olarak 7 saatten az uyuyan bireylerin yaşam beklentilerinin anlamlı şekilde düştüğü görülüyor. Üstelik bu ilişki; beslenme, egzersiz ve sosyal faktörlerden bile daha güçlü bulunmuş. Yetersiz ve düzensiz uyku, bağırsak mikrobiyotasının dengesini bozabilir, inflamasyonu artırabilir, bağırsak geçirgenliğini yükseltebilir. Bu tablo; insülin direnci, kilo artışı, bağışıklık zayıflığı ve ruh hali dalgalanmalarına zemin hazırlayabilir. Öte yandan bağırsak florasının bozulması da melatonin ve serotonin üretimini etkileyerek uyku kalitesini düşürür. Böylece bir kısır döngü oluşur. Triptofan, B6 vitamini, omega-3 yağ asitleri, magnezyum ve potasyum içeren besinler doğal melatonin sentezini destekler. Aşırı kafein ve rafine şeker ise uykunun mimarisini bozar, gece uyanmalarını artırır. Yani uykuya destek için önce beslenmeyi düzenlemek hem güvenli hem de sürdürülebilir bir yaklaşımdır.
Go to News Site