BirGün Gündem
Türkiye muhalefeti, “mutlak butlan” kararıyla yeni ve tehlikeli bir aşamasına gelinen, hukukun bir dehşet ve felç etme aygıtı olarak kullanıldığı “lawfare” (yargı savaşı) yöntemine nasıl karşı koyabilir? CHP liderliği hakkında verilen "mutlak butlan" kararı ve hemen ardından eski genel başkan ekibinin delege odalarında koltuk avcılığına soyunması, tam olarak bu felç etme stratejisinin marazları. Bu yazı yazılırken CHP Genel Merkezi polis tarafından kuşatılmış durumdaydı. Ardından biber gazlı, plastik mermili saldırıyla bina işgal edildi. İktidar, muhalefeti sokağa attı!!! Saray yargısı, muhalefete ve topluma şu psikopolitik mesajı dayatıyor: "Bizim icazet verdiğimiz sınırlar dışında siyaset yapamazsınız. Sizin sandıktaki iradeniz de, kurultay delegenizin oyu da bizim iki dudağımız arasında." Toplumsal muhalefetin üzerine, "öğrenilmiş çaresizlik ve bağımlılık" hissi, ölü toprağı gibi serpilmek isteniyor. Sözle anlamazsanız dayakla öğretiriz zalimliğindeler. Bu tuzak, Saray’ın açtığı hukuk mahkemelerinde teknik tüzük maddeleriyle savunma yaparak, yani "gölge boksu" oynayarak bozulamazdı zaten. Rakibin kavramlarıyla konuşan, onun kurduğu sahnede figüran olmaya mahkûm. Bu çürüme hattı bitti artık. Hakikat, dünyanın dört bir yanında sürekli haykırıyor: Sağa yaslanarak sağcı rejimler yenilemez. Hatırlayalım: Mustafa Kemal, Anadolu’ya işgal rejiminin ve Saray’ın (Vahdettin’in) bizzat imzaladığı "Dokuzuncu Ordu Müfettişliği" üniforması ve yetkisiyle ayak basmıştı. Müesses nizam, onu kendi sınırları içinde bir asayiş memuru olarak konumlandırmıştı. Ancak ne zaman ki İstanbul Hükümeti o resmi unvanı ve yetkiyi geri almaya kalktı; Mustafa Kemal tereddüt etmedi. Resmi unvanları reddetti, askerlik kurmaylığının o parıltılı üniformasını üzerinden çıkardı ve mücadeleyi doğrudan halkın bağrında, sivil bir kurucu irade olarak yeniden başlattı. Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta kurulan kongreler, müesses nizamın hukukuna "mutlak butlan" diyen halkın kurucu meclisleriydi. İşte Özgür Özel’in ve sağdan sola tüm toplumsal muhalefetin önündeki tarihsel eşik tam olarak burası. Rejim, Özel’in genel başkanlık unvanını kağıt üzerinde iptal mi etti? O halde yapılacak hamle Ankara’nın beton binalarında adalet nöbeti tutmak değil, o kurumsal üniformayı çıkarıp siyasetin merkezini sokağa, fabrikaya, halkın bağrına taşımak. Saray’ın butlan kararı varsa, sokağın ve emeğin mutlak iradesi var! Bugün sağdan sola tüm muhalif blok için ortak yol haritası, neoliberalizmin ve dikey kimlik siyasetinin kitleleri hapsettiği sınırları paramparça edecek bir "Ekmek ve Onur İttifakı" kurmak. Rejim, sınıfsal onurunu çaldığı yoksul kitlelere sahte bir "büyüklenmecilik sığınağı" ve dikey dinsel/milli üstünlük illüzyonları satıyor. Muhalefet ise uzun süredir "aman muhafazakâr seçmen kaçmasın" ürkekliğiyle kendi sol/sosyalist değerlerini iğdiş ediyor, kapalı kapılar ardında gizli sağ ittifaklar kuruyor ya da inanç kimliklerini örtük bir şekilde koltuk kavgalarına kalkan yapıyor. Ortak yol; sağ partilerin paslanmış elitleriyle ittifak kurmak değil, sağa oy veren yoksul kitleleri sınıfsal onur zemininde bu platforma kazanmakla mümkün. Ortak yol; kimliklerin ardına saklanıp sömürüyü gizleyen "peçe siyasetini" sınıfsal popülizmle yırtıp atmak. Kürt meselesini Saray-İmralı dikey şantaj mekanizmasına hapsedenlere karşı; barışın sesini Tuzla tersanelerindeki, Gebze organize sanayideki Türk ve Kürt işçinin ortak nasırlı ellerinde buluşturmadan olmayacak. Kılıçdaroğlu ekolünün "Aleviliği kullanmaz gibi görünürken örtük bir aidiyet diliyle delege konsolide etme" siyasetine karşı; Alevi örgütlerini, cemevlerini, sol-sosyalist partileri ve STK’ları bu platformun eşit, kurucu özneleri haline getirmeden olmayacak. Onlara kurumsal hiyerarşide koltuk sözü vermek değil; eşit vatandaşlık hakkını, laikliği, kamusal liyakati ve insanca hayat hakkını sokakta örülen bir karşı-hegemonya blokunun harcı yapmadan olmayacak. Siyasetin estetiği ve dili radikal biçimde değişmek zorunda. Steril stüdyolarda, lüks otel salonlarında pahalı takım elbiselerle "tüzük" tartışan yıpranmış siyaset esnaflarının dönemi kapandı. Şimdi Ankara’nın çürümüş hiyerarşilerini bypass edip mahalle meclislerini, fabrika önlerini, metrobüs duraklarını birer "Halk İradesi Meclisi" haline getirme vakti. Bu platform, sadece CHP'nin değil; sol-sosyalist partilerin, sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin aşağıdan yukarıya kuracağı ortak direniş ağları olmalı. Solcuların direnişini değil, yoksulların, ezilenlerin, dışlananların direnişini örgütleyecek bir platform. Saray’ın tüm lawfare kumpaslarını ancak, üniformasını çıkarıp Gebze işçisinin plastik sandalyesine oturan, sosyal yardımı sadaka değil "kamusal alacak" olarak örgütleyen, inançları koltuk kavgalarına kalkan etmeyen bir kurucu irade, boşa çıkarabilir. Bilgi Üniversitesinin öğrencisinden hocasına, güvenlikçisinden memuruna, hakları ellerinden alınan tüm bileşenleri ile Doruk Madencilik İşçilerini, Akbelen direnişçileri ile tarikatlarda tacize şiddete maruz bırakılan dindar kadın ve çocukları ortaklaştıracak bir iradeyi örgütleyenler kazanabilir. Unutmayalım: Egemenlerin hukuku katı olan her şeyi buharlaştırabilir, ama halkın sokağa inmiş örgütlü iradesi tarihi yeni baştan yazar. Koltuk kavganız değil, halkın ekmeğinin; Saray’ın kararı değil, sokağın mutlak iradesinin kazanmasını umuyorsanız…
Go to News Site