soL Haber
Ali Rıza Aydın Kapitalist/emperyalist sistem “piyasa tanrısı”nın istekleri ve gereksinmeleri uğruna bir yandan krizlerle diğer yandan halkın yok sayıldığı, seçme ve seçilme hakkının yok edildiği siyasal hiyerarşiyle siyaseti, devleti ve hukuku yeniden tasarlıyor. Siyasal ve hukuksal altüst oluşun yalnızca CHP ile sınırlı olmadığı çok açık. CHP üzerinde yaşananlar kişisel ve dar çıkarsal emellerden öte, ulusal ve uluslararası alanlarda bir hizaya getirmeye ve yeniden tasarlamaya oturuyor. “Can Tezcan’ın coşkulu alkışlar arasında yerine oturmasından sonra, Caymaz süpermarketler zincirinin ünlü ve atak patronu Tolga Caymaz, kocaman göbeğinin ardından kürsüye çıktı, bir türkücü rahatlığıyla paydaşlara el sallayıp alkışların durmasını bekledikten sonra, artık Kayseri’de bile tarihe karışmış olan, ama kendisinin hiçbir zaman, hiçbir koşulda bırakmadığı Kayserili ağzıyla konuşmasına başladı: önce Can Tezcan adında çok akıllı bir adamın kişiliğinde aramıza bir yarı-peygamber gönderdiği ve bu yarı-peygamber aracılığıyla adaletin en sonunda ‘gerçek sahibi’ne, yani ‘Türk halkı’na kavuşmasını sağladığı için Tanrı’ya ‘en içten teşekkürlerini’ sundu, hemen arkasından da dünya kuruldu kurulalı insan için ‘her şeyin, ama her şeyin’ bir mal, dolayısıyla bir alışveriş nesnesi olduğunu, dolayısıyla ‘adına adalet dediğimiz hukuk’un da evrensel kuralın dışında kalamayacağını ve kalmadığını, biz ne dersek diyelim doğasının değişmeyeceğini ve değiştirilemeyeceğini belirtti ve, artık özelleştirilmiş bulunduğuna göre, bu özelliğin iyice ortaya konulmasının ve ‘bu özellik doğrultusunda’ kullanılmasının kaçınılmaz olduğunu, öyleyse kuruluşuna katkıda bulunmaktan tüm TTHO (Türk Temel Hukuk Ortaklığı Anonim Şirketi) paydaşlarının onur duydukları özel hukukun da tecimin evrensel yasasına uyarak ister istemez eskisinden, yani devletin elindekilerden daha üstün bir ‘hukuk, yani adalet’ olacağını, bu nedenle de ‘nesnenin doğasına uygun olarak’ fiyatının yüksek tutulmasının ve paydaşların bu işten kazanç sağlamalarının doğal olduğunu ve doğal sayılması gerektiğini vurguladıktan ve daha nice karışık örnek ve yorum sıraladıktan, davalı gibi davacının da yargı karşısında birer ‘müşteri’, yargıç ve savcıların birer ‘tezgahtar’ olduklarının ‘altını çizdikten’ sonra, TTHO için başarının biricik yolunun yurttaşlarda yargıya başvurma alışkanlığını artırıp her fırsatta mahkemeye koşmayı bir içgüdüye dönüştürmekten geçtiğini, bunun için mahkemeyi yurttaşın ayağına götürmek, bir başka deyişle sayılarını olabildiğince artırmak gerektiğini belirtti, ‘bir kez daha söylüyorum, sevgili arkadaşlarım, mahkeme bir süpermarkettir ve bize hizmet etmek için vardır, bunu hiçbir zaman usumuzdan çıkarmayalım!’ diye de bitirdi”. Yukarıdaki satırlar Tahsin Yücel’in 2006’da yazdığı, 2073’ü anlatan “Gökdelen ” adlı distopik eserinden alınmıştır (Can Sanat Yayınları). Roman, İstanbul’u yalnızca gökdelenlerden oluşan, New York’a benzeyen bir kente dönüştürmek isteyen iş insanının, gökdelenler arasında kalmış bahçeli, tek katlı bir evin yıkımını sağlamak amacıyla yargı engelini ortadan kaldırmak için bulunan “yargının özelleştirilmesi”, bu amaçla yasa çıkarılması ve tüm mahkemelerin Türk Temel Hukuk Ortaklığı Anonim Şirketine bağlanması üzerine kurulu bir çürümeyi anlatıyor. Romanda ekonomik, siyasal, toplumsal ilişkilere hukuk ve yargıyla bakarak değerlendirmek yerine hukuk ve yargıya ilişkilerle, sömürücü dünyayla bakmanın en tipik örneklerinden biri anlatılıyor. “Bizim de üzerinde yaşamakta olduğumuz şu yeryüzünde ABD’nin konumu bir çelişki olarak nitelenmiş olmadığı sürece bu öngörü de bir çelişki olmayacaktı” değerlendirilmesi yapılıyor. Sömürücüler doğayı, insanı, devleti, hukuku, siyaseti ve toplumsal yaşam tarzını kendi istek ve gereksinmelerine göre biçimlendiriyor; olmadı değiştiriyor. Düzenlerini meşrulaştırmak için araçları, yandaşları, siyasal çalışma ve örgütlenmeleri hep buluyorlar. Bugün ekonominin, siyasetin, hukukun, devletin içinde bulunduğu çürümüşlük için romandaki benzetmeyi şöyle sürdürebiliriz: Üzerinde yaşamakta olduğumuz yeryüzünde doğa ve insan katliamlarının, keskinleşen sömürünün durumu analiz edilip hedefe konmadığı sürece her şeyin piyasayla ve gericilikle egemen sermaye sınıfı ve iktidarı çıkarına kullanılmasında çelişki yok. ABD’nin, AB’nin, NATO’nun, İsrail saldırılarının varlığında çelişki yok. Akıl almıyor gibi görülüyor ama devletin ve hukukun, vurgulamak için yinelersek bağımsız denilen yargının da bu kapitalist/emperyalist düzenin ürünü, üst yapıları oldukları unutuluyor. “Gökdelen”deki gibi yargının doğrudan özelleştirilmediği ama sermaye sınıfı ve siyasal iktidarı çıkarlarına bin bir surata büründüğü, tecimleştirildiği bir zamandayız. ABD’nin özgürlükler yargısı da böyle çalışıyor zaten. Tahsin Yücel devam romanı yazmayı düşündü mü bilmiyorum. Ama şu eklemeyi de yapmak gerekiyor: Yargı THHO AŞ’ye teslim edildiğine ve seçimler yargının genel yönetim ve denetimi altında yapıldığına göre eğer yapılacaksa olası seçimlerin de özelleştirilmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Kapitalist/emperyalist sistem “piyasa tanrısı”nın istekleri ve gereksinmeleri uğruna bir yandan krizlerle diğer yandan halkın yok sayıldığı, seçme ve seçilme hakkının yok edildiği siyasal hiyerarşiyle siyaseti, devleti ve hukuku yeniden tasarlıyor. Siyasal ve hukuksal altüst oluşun yalnızca CHP ile sınırlı olmadığı çok açık. CHP üzerinde yaşananlar kişisel ve dar çıkarsal emellerden öte, ulusal ve uluslararası alanlarda bir hizaya getirmeye ve yeniden tasarlamaya oturuyor. “Gökdelen”den bakış bir başka noktaya da dikkat çekiyor: susulan, göz yumulan, düzeni sorgulamadan eleştirmekle yetinilen, “yapı”yı analiz etmeden üst yapıyla çözüm bulunmaya çalışılan her şey siyasal ve ideolojik belirsizliği büyütüyor. Büyüyen belirsizlik ile halkın sesinin ve direnişinin kırılması, emekçilerin sınıfsal savaşımlarının köreltilmesi, sömürü karşıtı politikaların geriye itilmesi koşut götürülüyor. Roman gökdelenler, onların arasında dolaşan “uçan taksiler”, TTHO’nun yönettiği (işlettiği demek daha doğru) yargı, aynı şirkete bağlı güvenlik güçleri ve özelleştirilmiş yönetim organizasyonuna, çürümeye itilmiş yaşama doğru kentin dışından yürüyen “yılkı insanları”yla bitiyor. Bu son “önünde sonunda gelecekler” bekleyişinden öte roman boyunca yaşananları, yılkı insanlarının neden ve nasıl bu yaşam dışına itildiğini, genel nitelendirmeyle sömürücü düzeni yeniden düşündürmeye yarıyor. Yeniden ve yeniden asıl düşünülmesi gerekense halk için cumhuriyetin sosyalizmle taçlandırılması...
Go to News Site