Collector
Emek eksenli mücadelenin önemi | Collector
Emek eksenli mücadelenin önemi
soL Haber

Emek eksenli mücadelenin önemi

Atilla Özsever CHP’ye mutlak butlan kararı ve sonraki gelişmeler, seçme ve seçilme hakkı dahil her türlü demokratik sürecin engellenmesini, bu bağlamda işçinin hak mücadelesinin de etkisiz hale getirilmesini amaçlayan baskıcı, dinci faşizan bir rejimin inşasına dönüktür. Bu nedenle emek eksenli bir toplumsal mücadele daha fazla önem kazanıyor. Mutlak butlan kararı ve Özgür Özel yönetiminin CHP’den tasfiyesini amaçlayan gelişmeler, sadece o partiyle bağlı kalmayıp yeni bir rejimin inşasıyla ilgilidir. Bu rejimin karakteri de, seçme ve seçilme hakkını etkisizleştiren, çok partili yaşamı fiilen sona erdiren, siyasal iktidarın her zaman kazanabileceği göstermelik bir seçim sistemi öngören nitelikte olabilecektir. Kuşkusuz siyasal partiler düzleminde bu gelişmeler yaşanırken esas itibariyle de toplumdaki demokratik tepkinin, işçi sınıfının hak mücadelesinin engellenmesi amaçlanıyor. Derin bir yoksulluğun yaşandığı bu ortamda, işçilerin, memurların, emeklilerin itirazı giderek artıyor. AKP iktidarı, toplumsal rıza üretmekte zorlanıyor. İşte bu süreçte mevcut iktidar, bir yandan siyasi rakiplerini tasfiye etmeye çalışırken diğer yandan da giderek artacak hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı karşısında halkın, emek kesiminin tepkisini söndürmek için baskısını daha da artıracaktır. Yeni rejim, totaliter, dinci faşizan bir niteliği bürünebilecektir. Gelişen süreçte belediye başkanlarının hapse atılmasıyla sendikacıların tutuklanmasının, işçinin hak arayışı ve grev hakkının yasaklanmasının, gazetecilerin gözaltına alınmasının arasında temel bir farklılık yoktur, ana amaç demokrasinin kırıntılarının dahi olmadığı diktatöryal bir rejimi yerleştirmektir. Direnme gücü Tüm bu baskılara rağmen toplumda bir direnme gücü mevcuttur, bu güç varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Meydanlara toplanan halk kesimleri, tepkisini ve direncini ortaya koymaktadır. Ancak bu tepki yeterli değildir. Miting çağrısı üzerine meydanlara gelen kesimler, bu tepkisini ortaya koyarken gerçek bir özne gibi hareket edememektedirler. O nedenle temel mesele, halkın, emekçilerin bir özne haline gelip sorunun sadece CHP’nin varlığına indirgenmeden örgütlü bir demokrasi ve emek mücadelesinin verilebilmesidir. Aslında yapılması gereken işçilerin işyerlerinden, mahallelerden yerel örgütlülükler kanalı ile toplumsal muhalefetin diğer kesimlerini de arkasına alarak bir mücadele sürecini yürütmesidir. Mücadele yöntemini ve araçlarını belirleyebilecek bir emek hareketinin varlığı, üretimden gelen gücün de nerede, nasıl kullanılacağını hesaplayarak harekete geçebilir. Sendikalar ne yapıyor? Peki, halen içinde bulunduğumuz süreçte böyle bir örgütlenme ve mücadele yöntemi mümkün müdür? Mutlak butlan kararı ve CHP Genel Merkezi’ne yapılan müdahale sonrasında DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’den oluşan emek ve meslek örgütleri, 24 Mayıs 2026’da ortak bir açıklama yaparak şu görüşleri ifade etmişlerdir: “Yaşananlar herhangi bir parti içi mesele değil halk iradesine ve demokratik siyasetin kendisine yönelik açık bir müdahaledir… Başta emek örgütleri olmak üzere tüm demokrasi güçlerini ve bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak isteyen herkesi halklar ve emekçiler üzerinde her geçen gün daha da ağırlaşan bu kuşatmaya karşı ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz”. Emek ve meslek örgütlerinin bu çağrısından sonra nasıl bir mücadele süreci başlatacakları henüz netleşmemiştir. Öte yandan işçilerin, emekçilerin bu olaylara kişisel düzeydeki yaklaşımları nasıldır? Çeşitli izlenimler ve gazete haberlerine göre durum özetle şöyledir: “İşçilerin çoğunda bir hayal kırıklığı var. AKP'nin hiçbir şekilde gitmeyeceği şeklinde düşünenler de var, adalet için mücadele etmek isteyen işçiler de var. Bir kısmının umurunda bile değil çünkü yaşanılacakların farkında değiller. Bu işçilerin gözünde olay, tamamen siyasetçilerin birbiriyle danışıklı dövüş oyunları veya kişisel çıkar çatışmaları gibi görülüyor” (Evrensel, 25 Mayıs 2026). 'Demokrasi işçinin ekmeğidir' Yukarıda da ifade etmeye çalıştığımız gibi mesele siyasal düzeyde bir parti meselesi değildir, demokrasinin rafa kalktığı koşullarda doğrudan doğruya işçilerin, emekçilerin, emeklilerin kaderleriyle ilgilidir. Asgari ücretin artışından emekli aylıklarına yapılacak zamma, çalışma koşullarının iyileştirilmesine, toplu sözleşmeden grev hakkına, enflasyonun düşürülmesine kadar hayati sorunlarla doğrudan ilgisi vardır. Hep söylendiği gibi “Demokrasi işçinin ekmeğidir”. Otoriter, baskıcı, dinci faşizan bir rejimde bu haklar kullanılmaz hale gelecektir. 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 gibi faşist askeri darbe dönemlerini yaşayan ülkemizde emekçilerin ekonomik, sosyal ve sendikal haklarının nasıl çiğnendiği tarihsel olarak ortadadır. Öncelikle demokrasinin olmadığı bir düzenin işçilere neler yaşatacağının farkında olarak emek kesimini bu yönde bilinçlendirmek, mücadeleye hazırlamak, öncü işçi kadrolarının, mücadeleci sendika şube yönetimlerinin görevidir. Düzen muhalefeti anlayışıyla değil sınıf siyaseti anlayışıyla demokrasi ve emek eksenli olarak bir mücadelenin yürütülmesine fazlasıyla ihtiyaç vardır. Umutsuzluğa düşmeden ülkemizde böyle mücadele örneklerinin tarihsel kayıtları mevcuttur. Tarihsel örnekler Bir kez daha özetle hatırlatacak olursak; 1963’teki Kavel Kablo fabrikasındaki eylemler sonrasında grev hakkının yasal olarak tanınması, 15-16 Haziran 1970 olaylarıyla birlikte 150 bin işçinin direnişi ve sendikal örgütlenmeye sınır getiren yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi, 12 Eylül karanlığından çıkış hareketi olarak 1989 Bahar Eylemleri’yle birlikte 600 bin işçiyi ilgilendiren yüzde 142’lik bir toplu sözleşme zammına imza atılması sayılabilir. Keza 1991 Büyük Madenci Yürüyüşü ile elde edilen haklar ve madenlerin özelleştirilmesine engel olunması, güvencesizliğe karşı 2010 yılında 78 gün süren Tekel direnişi, 2015 yılında MESS’in düşük zam ve üç yıllık sözleşme dayatmasına karşı metal işçilerinin başarıya ulaşan mücadelesi, yine 2024 yılında grev yasağına rağmen fiili grev yaparak kazanım elde eden metal işçilerinin direnişi, son olarak da Doruk madencilerinin eylemleri hatırlatılabilir. Bu direniş ve mücadele örneklerinde işçilerin komiteler kurup örgütlü bir özne olarak hareket etmesi, dikkat çekiciydi. Günümüzde de oluşturulmak istenen diktacı bir rejime karşı emek eksenli mücadeleyi örgütlemek, belli bir program ve merkez etrafında toplumsal muhalefetin bütün unsurlarını da kapsayacak şekilde hareket etmek önem kazanıyor. Yine meşru ve demokratik bir mücadele zemininde kalarak emekçinin haklarını gözeten, Cumhuriyet, bağımsızlık ve laiklik ilkelerini savunan, özgürlükçü ve eşitlikçi bir düzen hedefiyle bütünlüklü bir mücadele yürütülebilir…

Go to News Site